Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Reform

  • e. Dini Reform (Reformasyon)

    15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa insanının din alanındaki düşüncelerinde ortaya çıkan değişiklikler bir yanda Batı’nın üstünlüğünün temel nedenlerinden biri olmuş öte yanda daha sonraki yüzyılların siyasi tarihi üzerinde çok önemli etkide bulunmuştur.

                Dini reform, Katolik Kilisesi’ne muhalefet olarak ele alınırsa, bu iki kaynaktan gelmiştir. Kilise, 15. yüzyıla gelindiğinde monarkların ve zenginlerin vicdanlarında sahip olduğu önemli yeri yitirmeye başlamıştı. Ama aynı zamanda sade vatandaşın da güven ve inancı sarsılmıştı. Monarklar ve zenginler üzerinde ruhani gücünün azalmasının etkisi, kendi içişlerine karışmasına, manevi sınırlandırmalarına, iddia ettiği genel hükümdarlığa ve koyduğu vergilere karşı çıkılmasıydı. Kilise’nin güç ve mülküne itibar etmemeye başlamışlardı Prenslerin Kilise’ye başkaldırmaları, ortaçağın da önemli temalarından biriydi. Ancak, 16 yüzyılda kilise daha önce dört köşeli siyasal mücadele şemasında gösterilen Kutsal Roma İmparatoru ile açıkça işbirliği yapmaya başladığı zaman, Kilise’den ayrılmayı ciddi ciddi düşünmeye başladılar. Monarkların bu isyanı, gerçekte Kilise’nin dünya yönetimine ve Kutsal Roma İmparatoru’nun üzerlerindeki siyasal hükümranlık iddialarına karşı dini olmayan bir hareketti.

                Sade vatandaşın Kilise’ye karşı isyanıysa, temelde dini nitelikteydi. Kilise’nin gücüne değil, zayıflığına karşı çıkıyorlardı. Güçlülerin kötülüklerine karşı olanları örgütleyecek ve onlara yardım edecek dürüst ve korkusuz bir Kilise istiyorlardı. Gönüllerinde yatan daha az değil daha sıkı bir Kilise denetimiydi, ama bu denetim dini öğretiye uygun ve dürüst bir denetim olmalıydı. Papa’ya, Hıristiyan dünyasının dini önderi olduğu için değil olmadığı için itiraz ediyorlardı. O, Hıristiyanların ruhani önderi olacağı yerde varlıklı ve dünyevi bir prens haline gelmişti.

                Bu monarklara ve sadece halka bir de kilise içinde reform isteyenleri katarsak, Avrupa’da 14. yüzyıldan sonra ortaya çıkan mücadelenin üç yönlü bir nitelik gösterdiği anlaşılır. Bu mücadelenin ortaya çıkardığı değişikliklere topluca “Reformasyon” adı veriliyor. Bir kere, monarklara göre bir Reformasyon vardı. Bunlar Roma’ya akan parayı sürdürmek ve kendi toprakları üzerinde ruhani otoriteye, eğitim sistemine ve Kilise’nin mal ve mülküne el koymak istiyorlardı. İkinci olarak, halka göre bir Reformasyon vardı. Bunlar, Hıristiyanlığı zengin ve güçlü olanların haksızlık ve kötülüklerine karşı güçlü bir otorite haline getirmek istiyorlardı. Üçüncü olarak, Kilise içinde Reformasyon vardı. Bazı azizlerin başını çektiği bu hareket, Kilise’ye doğru yola çekerek, onun günü artırmak peşindeydi.

                Monarkların Reformasyonu, dinin başı olarak Papa’nın yerine monarkın, yani devletin geçmesi biçimini aldı. Amaçları, tahta bağlı ulusal kiliselerin kurulmasıydı. İngiltere, İskoçya, İsveç, Norveç, Danimarka, Kuzey Almanya ve Bohemya monarkları Roma Kilisesi’nden ayrılarak, dini denetimleri altına aldılar. Roma ile bağların kesilmesine yetecek ölçüde bir Reformasyona izin verdiler, ama bunun ötesinde İsa’nın ilk öğretisine geri dönüş ya da İncil’in doğrudan yorumlanması gibi kendileri için de tehlikeli sonuçlar doğurabilecek değişikliklere karşı direndiler. İngiltere’de Anglikan Kilisesi, bu ikisi arasında başarılı bir uzlaşmanın iyi bir örneğidir.

                Ortalama vatandaşın Reformasyonu bundan çok değişikti. Onun başkaldırışı daha dürüst, daha karmaşık, daha sürekli ama kısa sürede daha az başarılı oldu. Bunlar Roma ile bağlarını tam anlamıyla kesemediler; belki kesecek güçleri yoktu. Belki de kesmek istemiyorlardı. Yapmak istedikleri, Kilise’nin otoritesine karşı, kendi İncil’lerine sahip olmak, kendi kiliselerini buna uygun olarak yönetmekti. Bu hareketin tipik örneği, sonunda başka yönlere de gitmiş olsa, Alman Protestanlığı’nın büyük önderi Martin Luther’dir (1483 – 1546)

                Luther, Kilise’yi düzeltmek değil, onu alaşağı etmek ve yerine İncil’den çıkarılacak ilkeler üzerinde yeni bir Kilise kurmak istiyordu. Ona göre, her Hıristiyan İncil’i okumalı ve kendi vicdanına göre istediği yorumu serbestçe yapabilmeliydi. Din adamları da öteki insanlar gibi evlenebilmeli, manastır yaşamı sona ermeli ve din adamlarının Hıristiyan cemaatinin öteki üyelerinden farklı kalmamalıydı. Roma’ya ve Kutsal Roma İmparatoru’na karşı Almanya’da zaten birikmiş olan tepki dolaysıyla, Luther ateşli taraftarlar toplamaya başladı. Ancak, bu reformları yapabilmek için güce ihtiyacı olduğunu da biliyordu. Bu yüzden Alman prenslerine seslenerek, din üzerinde hakları olan denetimi kurmalarını istedi. Birçok prens bu çağrıyı heves ve sevinçle kabul etti. Böylece, Luther’in öğretisi, devletin otoritesine boyun eğme biçimine dönüştü. İyi bir Hıristiyan kurulu otoriteye tam anlamıyla sadık kalmalıydı. Luther, inanmış Alman Protestan köylülerinin prenslere karşı ayaklanmalarına ve kişinin dini bağımsızlığını savunmalarında prenslerin yanında yer alarak isyancıların bastırılmalarını isteyecek kadar devletin üstünlüğünün propagandasını yaptı. Bu gelişmeler karşısında Kutsal Roma İmparatoru olan ve Habsburglardan gelen V. Charles (Şarlken) doğal olarak Katolik kaldı. Çünkü Kutsal İmparatorluğun ancak Katolik dünyasında bir anlamı kalmıştı.

                Artık tüm Almanya ve Batı Avrupa’da insanlar, Luther tarafından çevrilen ve çok sayıda basılan İncil’i büyük bir hevesle okuyorlardı. Bu faaliyet, çok anlaşılır bir biçimde, değişik görüş ve yorumlar çıkardı. Protestanlığı kabul eden monarşilerde, değinildiği gibi, dinin Papa’nın olduğu kadar devletin de elinde olmasına karşı çıkan Protestanlar türedi. Bunlar, Almanya’da prensler tarafından büyük ölçüde ezildilerse de, İngiltere’de güçlü bir mezhep oluşturdular. Bundan sonra Alman ve İngiliz insanlarının davranışlarındaki ve belki de gelecek tarihlerdeki farklılık, bir bakıma Almanya’da özgür düşünce ve inancın bastırılmasıyla açıklanabilir.

                Bu hareketlerin önemli siyasal sonuçları oldu. Almanya’da bir grup Protestan prens ve kent-devletler arasında bir birlik kurarak, Katolik Kutsal Roma İmparatoru’na karşı savaşmaya başladılar. Fransa Kralı I. François, iyi bir Katolik olmasına rağmen, bu Protestan birliğini destekledi. Siyasal çıkarlar, dinsel çıkarların üstüne çıkmıştı. I. François, Habsburgların “evrensel monarşisi”ne karşı Avrupa güç dengesini sağlamak için, Protestan Alman prenslikleriyle ve hatta Müslüman Osmanlı Devleti’yle ittifaklar kuracaktır. Bunu izleyen ve en azından 2. Dünya Savaşı sonuna kadar olan dönemde Katolik Fransa’nın dış politikası, ister dinsel olsun ister siyasal, Almanya’nın bölünmüşlüğünün sürdürülmesi üzerine kurulacaktır. Fransa’nın desteğiyle Protestan Alman prensleri, İmparator V. Charles ve Katolik kalan prensliklere karşı 1546 yılında başlattıkları savaşı, 1555 yılında zaferle bitirdiler. Aynı tarihli Augsburg Barışı Protestanlık davasının başarısını simgeler. Aynı zamanda, Almanya’nın küçük ve bağımsız devletler mozayiği biçiminde parçalanmasına da yol açmıştır. Bu bölünmüşlük 19. yüzyıla kadar sürecektir.

                Kilise içindeki Reformasyon’un 16. yüzyıldaki en önemli temsilcisiyse, İspanyol Loyala’lı Aziz İngatius’tur. İngatius, 1538’de “İsa’nın Toplumu” (Society of Jesus) adıyla bir tarikat kurdu ve bunlara “Cizvitler” (Jesuits) denmeye başlandı. Bu adamlar kendilerini tümüyle kilisenin emrine verdiler. Misyonerlik faaliyetiyle Hıristiyanlığı Çin’e, Hindistan’a ve Kuzey Amerika’ya kadar yaydılar. Ancak, Cizvitlerin asıl başarıları eğitim alanındadır. Kurdukları okullar, uzun süre Hıristiyanlık dünyasındaki en iyi eğitim kurumları olarak kaldılar. O kadar ki, İngiliz filozofu Sir Francis Bacon “Eğitim açısından Cizvit okullarına danışmak gerekir, çünkü uygulamada onlardan daha iyisi yoktur” demekteydi. Cizvitler, genel bilgi düzeyini yükseltmişler, tüm Katolik Avrupa’da kilisenin itibarını yeniden kazanmasını sağlamaya çalışmışlar ve onlarla rekabete giren Protestan Avrupa’nın da uyarıcısı olmuşlardır.

                Reformasyon hareketinin önemli bir sonucu, 16. yüzyılda kilisenin hemen hemen bugünkü biçimini almasıdır. Papalık bu tarihten sonra devlet yönetiminden ayrı dinsel bir örgüt olarak faaliyet gösterecektir. Bir başka önemli sonucuysa, Avrupalıların ister devletler arasında ister devlet sınırları içinde olsun, Hıristiyan dininin gerçeği üzerinde anlaşamamalarının, laiklik ve modern bilime giden kapıyı açmasıdır. Din ve devlet görevlilerinin işbirliği yapıp mükemmel bir dinsel uyum sağladıkları devletlerdeyse, entelektüel bir durgunluk hüküm sürecektir. Rönesans ve Reformasyon arasındaki karşılıklı etkileşim, Avrupa kültürünün özünde bulunan pagan Helen ile Hıristiyan geleneği arasındaki temel çelişkiyi çok belirgin bir hale getirerek, çeşitliliği ve Avrupa insanının yaratıcılık potansiyelini artırmış, kısaca Avrupa’nın entelektüel ve manevi enerjisini yükseltmiştir.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

    Reform, Dini Reformasyon, Reform Hareketi, Reform nerede başladı, reform nerde başladı, reformu kim başlattı, reform nedir, reform hareketi ne zaman başladı, reformasyon, martin luther,

    ~ ~ ~ ~ Reform Hakkında Ek Bilgi  ~ ~ ~ ~

    Reform, 15. ve 17. yüzyıl boyunca tüm Avrupa’yı etkileyen Katolik Kilisesi ne karşı yapılmış dinsel bir harekettir.

    Katolik kilisesinin aşırı zenginleşmesi ve yozlaşması, siyasetle ve dünyasal etkinliklerle daha fazla ilgilenmeye başlaması birçok din adamının tepkisini çekmiş ve reform hareketlerine yol açmıştır. Reform hareketleri önce Almanya’da sonrasında ise Fransa, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinde de etkili olur. Bu reform hareketi Hristiyanlığın yeni ve büyük üç mezhebinden Protestanlığın oluşmasını sağlamıştır.

    Reform hareketinin önderi Cermen kökenli teolog ve filozof Martin Luther’dir. Luther’in kaderi kendinden önce ortaya çıkan ve sapkın olarak ilan edilip yakılan reformcular gibi olmamıştır. Büyük bir başarı yakalamış ve Avrupa tarihinin akışını değiştirmiştir. Bu dönemde Almanya Papalık tarafından sömürülüyordu. Bundan dolayı İtalya’ya büyük bir nefret duyuluyordu. Martin Luther de bu durumdan fazlasıyla yararlanmıştır. Martin Luther Roma’ya yaptığı bir ziyaret sırasında Papa’nın Hıristiyanları kandırdığını, haksız olarak zevk ve lüks içinde bir hayat yaşadığını fark etti. Luther bu durumu gördükten sonra Hıristiyanlığın amacına dönmesi gerektiğini söylemiş ve Roma Kilisesi’ne (Katolikliğe) karşı oluşacak büyük bir hareketin temellerini atmıştır. Böylece Luther on yıl içinde kendisini ilk “Protestan”[1]isyanının başında bulmuştur.

    Bir rahibin Almanya’da affedilme sertifikaları (Endüljans) satmaya başlaması ise bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu sistem Papalığın kasasına büyük gelir sağlıyordu. Bu duruma Luther’in yanı sıra Saksonya Elektörü [2]de büyük tepki göstermiştir. Affedilme sertifikalarını satan rahip bölgeden sürülmüştür. Luther,ilk kez bir eylemle Katoliklere meydan okuyarak hükümdarının izlediği siyaseti destekliyordu.[3]
    Martin Luther,31 Ekim 1517’de Wittenberg kalesi kilisesinin kapısına bu affedilme sertifikalarına karşı fikirlerini içeren; 95 maddeden oluşan bildiriyi asarak Protestan Reformu hareketini resmen başlattı. Luther bu metni hazırlarken daha önce reform hareketine girişmiş olan ve gibi isimlerin görüşlerinden etkilenmişti. İncil’in farklı dillere çevirilmesi ve matbaanın bulunup halk tarafından da okunabilir hale gelmesiyle, insanlar kilisenin doktrinlerinin yanlış ve yobaz olduğunu düşünmeye başlamıştı. Martin Luther astığı protesto metninde özellikle endüljans a karşı çıkar. Bu bildiri Papalık tarafından hiç de hoş karşılanmamıştı. Luther, sonuçta aforoz edilmesine kadar ilerleyecek olan bu süreçte birçok tartışmayla yüz yüze kalmıştı. Almanya’da Luther’i savunanlar olduğu gibi ona karşı çıkanlar da vardı. Böylelikle Almanya ikiye bölünmüştü. Bu bölünmenin beraberinde de 1522-1525 yılları arasında Şövalyeler Kavgası ve Köylüler Savaşı adı altında iki büyük olay meydana gelecekti.

    Luther'in 95 tezinin orjinal nüshaları

    Böylelikle Hıristiyanlık; Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık olarak üçe bölünmüştür. Luther ise Protestanlık mezhebinin kurucusu olarak tarihe geçmiştir.

    Dinin yanısıra Martin Luther eğitimin de laikleşmesini istemiştir.Martin Luther, eğitimin yaralarını hararetle savunurken “iyi okullar hayattaki tüm doğru davranışların çiçek açtığı bir ağaçtır ve ağaçların çürümesi durumunda dinde ve tüm sanat kollarında körelme kaçınılmazdır”[4] ifadesiyle okulların ve okumanın sivil hayatta büyük bir aydınlık kaynağı olduğu düşüncesini yaymaya çalışmıştır.

    Reform hareketini başlatan Martin Luther

    Augusburg Antlaşması
    Augusburg Barış Antlaşması, 1555 yılında Luther’in Protestanlık mezhebinin dolaylı olarak, Katolik mezhebinden ayrıldığı antlaşmadır. Barış Antlaşması, Kutsal Roma İmparatoru V.Charles ve Schmalkaldik Ligi güçleri arasında 25 Eylül 1555 tarihinde Almanya’nın Augusburg şehrinde imzalandı. Bu antlaşmayla Fransa ve Kutsal Roma İmparatorluğu arasında sürmekte olan Schmalkaldik Savaşları sona erdi. Alman prenslerinin Luteranizm ve Katoliklik arasında istediklerini seçmelerine olanak tanındı. Ayrıca isteyen ailelerin istedikleri dinin hakim olduğu bölgeye yerleşme hakları olduğu bir dönem başlamış oldu. Protestanlık, imparatorun hakimiyetine taraftar olmayan prensler arasında ve bilhassa Almanya, İsviçre, Danimarka, Baltık kıyıları ve kısmen de Fransa’da yaygınlaştı. Bu bölgelerde Katolik kilisesinin mallarına el konuldu, prensler zenginleşti.

    Reform’un Sonuçları  Avrupa’da mezhep birliği bozuldu. Katolik ve Ortodoks Mezhepleri yanında Protestanlık, Kalvenizm ve Anglikanizm mezhepleri ortaya çıktı mezhepler arasında çatışmalar başladı.

    Din adamları ve kilise eski itibarını kaybetti.

    Katolik Kilisesi, kendisini yenilemek ve düzenlemek zorunda kaldı.

    Eğitim-öğretim faaliyetleri kiliseden alınarak laik bir eğitim sistemi kuruldu.

    Katolik Kilisesi’nden ayrılan ülkelerde kilisenin mallarına ve topraklarına el konuldu.

    Papa ve kilisenin Avrupa Ülkelerinin kralları üzerindeki etkisi sona erdi ve Avrupa’da siyasal bölünmeler yaşandı. Çünkü Ortaçağ’da Papa, Avrupa krallarına taç giydirerek onların krallıklarını onaylıyor ve yönlendirebiliyordu. Papanın bu gücü kaybetmesi, Haçlı Seferleri’nin düzenlenmesini engellemiştir.

    Katolik kalan ülkelerde yeni mezheplerle mücadele etmek amacıyla Engizisyon Mahkemeleri kuruldu.

    Protestan krallar ve prensler, din işlerinin mutlak hakimi oldular.

    Reform hareketleri, Avrupa’yı siyasi yönden zarara uğratmıştır. Şarlken’in Osmanlı Devleti üzerine yapmayı planladığı Haçlı Seferi bölünmelerden dolayı gerçekleşmemiştir.

    Mezhep savaşları, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da ilerlemesini kolaylaştırmıştır.

    Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan Gayrimüslimlerin büyük çoğunluğu Hıristiyandı. Osmanlı Devleti bunlara inanç ve din konularında serbestlik tanıyarak geniş haklar verdi. Osmanlı’da dini bakımdan bağımsız olan Hıristiyan Toplumu, Avrupa’daki mezhep kavgalarından etkilenmedi. Bunda Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan halkı kilisenin suistimallerine karşı koruması etkili olmuştur.

    Reform’un Yayılması
    Reform’un etkisi 16.yüzyıldan itibaren Avrupa’nın birçok yerinde görülmeye başlamıştır. İsviçre’de Huldriych Zwiingli adlı rahip halkı örgütlemiş ve Roma Kilisesi’ne karşı çıkmıştır. Sertifikayla değil, inançla bağışlanma kavramını işleyerek, piskoposların otoritesini şiddetle reddetmiştir.

    Huldriych Zwiingli

    Yine Almanya’nın bir eyaleti olan Saksonya’da çocukların vaftiz edilmesini reddeden “yeniden vaftizciler” adıyla (Anabaptistler) bir mezhep daha doğmuştur.[5]

    İngiliz kralı VIII. Henry (1529) İngiliz Kilisesini Papalıktan (Roma’dan) ayırmak için harekete geçti. Bunun sebebi ise, İngiliz kralının eşinden boşanmak istemesi ve Roma’nın buna karşı çıkmasıydı. Boşanma olayından önce de, iki taraf arasında anlaşmazlıklar yaşanmıştı. Kral, Temyiz Kanunu’nu çıkartarak Roma’ya yapılan maddi yardımı kesmiş ve egemenliğini önlemişti. Ayrıca Üstünlük Yasası’yla da Papa’nın otoritesini ortadan kaldırmıştı. İki taraf arasındaki ilişki, az önce bahsettiğimiz, boşanma olayıyla da tamamen koptu. Çünkü Katolikliğe göre boşanmak yasaktı. İngiltere kralı her ne kadar Papalıktan kopmuş olsa da,Katoliklik mezhebine bağlı kalmıştır. Fakat İngiltere’de Lutherci ve Kalvinci inaçların yayılmaya başlamasıyla, İngiltere’de Anglikanizm mezhebi doğmuştur. (Protestan-Katolik)

    Fransa’da ise Jean Calvin, reform hareketinin öncüsü olarak karşımıza çıkmaktadır. Calvin, kilise ve devlet ilişkileri, kişisel ahlak ve ilahiyat konularında yeni fikirler ortaya sürmüştür. Calvin’in düşüncesi dini basit bir şekilde yaşamaktı. Yani insanların zevk ve gösterişli hayat yaşamasından çok basit ve düzenli bir hayatı seçmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Bu görüşleriyle de kentli burjuva ve soyluların dikkatini çekmiştir.

    Calvin’in yanı sıra Fransa kralı IV. Henry de, dinin özgürlüğü adına büyük çaba göstermiştir. Nantes Fermanı’nı yayınlayarak Kalvenizm mezhebinin resmileşmesini sağlamıştır.

    Reform’un Getirdiği Savaşlar
    Reformun etkileri Avrupa’daki diğer devletlerde görülmeye başladığı zaman, beraberinde kanlı mücadeleleri de getirmiştir. Krallıkla prensler arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) bu durumun en büyük örneğidir. Katoliklerle Protestanlar arsındaki dini savaşların alevlenmesini sağlamıştır.

    O dönemlerde Avusturya’ya ait olan Bohemya’da başlayan olaylar, Avrupa’nın birçok yerine yayılmıştır. İsyancılar, 1619 yılında Viyana’yı yağmalamış ve ardından Avusturya’da bir ayaklanma başlatmıştır. Bunların amacı kralı tahttan indirmek ve yerine Kalvinist bir prensi geçirmekti. Bu olayların sonucunda kral karşı bir harekete geçmiş ve Bohemya ordusunu Prag yakınlarında yenilgiye uğratmıştır. (1620)

    Korkunç bir intikamla Bohemya’nın yerli soylu sınıfı idamlarla susturuldu. Çek toplumunun resmen geleceği karartıldı, başsız kaldılar. Ülke sistematik olarak Katolikleştirildi ve Almanlaştırıldı. Kalvinistler ülke dışına sürüldüler. İmparatorluk ordusu erzaksız kalınca çekirge sürüsü gibi bütün toprakların ürünlerini talan ettiler.[6]

    Bu olaylardan sonra daha da şiddetlenen savaş,1625-1629 yılları arasında Danimarka’da da etkisini gösterdi. Protestanlar acımasızca katledildiler. Buna benzer olaylar İspanya’da da meydana geldi. 1635-1648 yılları arasında Fransa, İsveçlilerin de desteğini alarak; İspanya’ya savaş açtı. Bu savaşlar neticesinde İspanya büyük kayıplar yaşadı.

    30 yıl boyunca süren ve Avrupa’yı kasıp kavuran bu savaşlar, 1648 yılında yapılan Westphalia Anlaşması’yla sona erdi. Bu durum, Papa X. İnnocentius’u oldukça sinirlendirmişti ve Papa bu antlaşmayı tanımadığını bildirmişti. Bu yeni gelişme her ne kadar papalık tarafından son derece rahatsız edici karşılansa da, Hıristiyanlığın yerini Avrupalılık almaya başlanacaktır. Avrupa, bir kez daha iki ayrı dünyanın kalıcı ve güçlü parçası olarak canlanmasını bilecektir.[7]

    Reform ve yarattığı etki, Almanya’yı birçok farklı alanda etkilediği gibi; nüfus bakımından da son derece olumsuz etkilemiştir. Reform savaşlarından önce yaklaşık 21 milyon olan ülke nüfusu, savaşlardan sonra 13 milyona kadar düşmüştür. Ayrıca bazı önemli kentler de yıkılmıştır. Böylesine kötü ve kargaşa dolu bir ortamda önemli sorunlar meydana gelmiştir. Açlık ve buna bağlı olarak yapılan yağmalar, ticaretin tamamen durması, ortaya çıkan salgın hastalıklar; Almanya’yı her yönden felakete sürüklemiştir. Yoksullaşan halk, Avrupalı devletler tarafından aşağılanan bir ırk olma kaderiyle karşı karşıya kalmıştır.

    İçerde bu sıkıntıları yaşayan Almanya, dışarıda da Danimarka, Hollanda, İsveç ve Fransa gibi devletlerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. 17.yüzyılın başında büyük bir güç olarak varlık gösteren Avusturya, Reform savaşlarından sonra bu gücünü büyük ölçüde yitirmiş ve sıradan bir devlet konumuna gelmiştir. Bu sıkıntıları sadece Almanlar değil, diğer Avrupalı devletler de yaşamıştır.

    İspanya, ülke içinde Katolonya ve Portekiz isyanlarıyla uğraşmak zorunda kalmıştır.

    İngiltere, bir taraftan din savaşlarının içerideki etkileriyle boğuşurken; diğer taraftan da İrlanda ve İskoçya’yı denetimi altında tutmaya çaba göstermiştir.

    Polonya ve Litvanya ise, Rusya tarafından darmadağın edilmiştir.

    Sonuç itibariyle neredeyse tüm Avrupa, 17.yüzyılda yaşanan ve oldukça kanlı geçen bu dini çatışmaların faturasını çok ağır ödemek zorunda kalmıştır.

    Reform’un Nedenleri
    - Katolik Kilisesi’nin bozulması ve ıslahat fikrinin yayılması.
    – Hümanizm sayesinde Hıristiyanlığın kaynaklarına inilmesi, İncil’in millî dillere çevrilerek temel ilkelerin ortaya konulması.
    – Matbaanın yaygınlaşması ile okuma-yazma bilenlerin artması üzerine Katolik Mezhebi’nin sorgulanmaya başlanması.
    – (Endüljans) sorununun ortaya çıkması, para karşılığında kilisenin günahları affetmesi.

    Reform hareketlerinin etkisi
    - Reform hareketlerinin ilk defa başladığı Avusturya siyasal birlik olmaması ve Almanya’daki prenslerin dinde yenilik isteyenleri desteklemesi
    – Mevcut mezhepleri ve onların kurallarını eleştiren bilim adamlarının varlığı
    – Kağıt ve matbaanın kullanılması
    – Kilisenin görevinin dışına çıkarak halkı ve dini ekonomik açıdan zorlaması

    Reform’un Sonuçları
    Avrupa’da mezhep birliği bozuldu. Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında Protestanlık, Kalvenizm ve Anglikanizm mezhepleri ortaya çıktı, mezhepler arasında çatışmalar başladı.
    Din adamları ve kilise, eski itibarını kaybetti.
    Katolik Kilisesi, kendisini yenilemek ve düzenlemek zorunda kaldı.
    Eğitim-öğretim faaliyetleri kiliseden alınarak laik bir eğitim sistemi kuruldu.
    Katolik Kilisesi’nden ayrılan ülkelerde kilisenin mallarına ve topraklarına el koyuldu.
    Papa ve kilisenin Avrupa Ülkelerinin kralları üzerindeki etkisi sona erdi ve Avrupa’da siyasal bölünmeler yaşandı. Çünkü Ortaçağ’da Papa, Avrupa krallarına taç giydirerek onların krallıklarını onaylıyor ve yönlendirebiliyordu. Papanın bu gücü kaybetmesi, Haçlı Seferleri’nin düzenlenmesini engellemiştir.
    Katolik kalan ülkelerde yeni mezheplerle mücadele etmek amacıyla Engizisyon mahkemeleri kuruldu.
    Protestan krallar ve prensler, din işlerinin mutlak hakimi oldular.
    Reform hareketleri, Avrupa’yı siyasi yönden zarara uğratmıştır. Şarlken’in Osmanlı Devleti üzerine yapmayı planladığı Haçlı Seferi bölünmelerden dolayı gerçekleşmemiştir.

    Kaynaklar
    [1] Alman İmparatoru Şarlken 1529’da Diyet’i (meclis) toplar. Siyasi işlerin görüşüldüğü bu mecliste alınan karara göre; Lutherciliğe ancak yayıldığı yerlerde müsaade edilecek, buradan başka yerlere yayılmasına izin verilmeyecekti. Bu kararı Luterci prensler protesto ettiler. Bunlara Protestan adı verildi.
    [2] Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunda imparator seçimine katılma hakkına sahip olan prens/prenslere Elektör adı verilir.
    [3] A. Kürşat Gökkaya ve Cemal Cahit Yeşilbursa, “Yeni ve Yakın Çağ Tarihi”, 1. baskı, Siyasal yayınevi, 2008, s. 70.
    [4] Preserved Smith, “Rönesans ve Reform Çağı”, Türkiye İş Bankası yayınları, çeviren: Serpil Çağlayan, s. 218.
    [5] A. Kürşat Gökkaya ve Cemal Cahit Yeşilbursa, “Yeni ve Yakın Çağ Tarihi”, 1. baskı, Siyasal yayınevi, 2008, s. 73.
    [6] A. Kürşat Gökkaya ve Cemal Cahit Yeşilbursa, “Yeni ve Yakın Çağ Tarihi”, 1. baskı, 2008, s. 74.
    [7] A. Kürşat Gökkaya ve Cemal Cahit Yeşilbursa, “Yeni ve Yakın Çağ Tarihi”, 1. baskı, 2008, s.75.

    Not: Reform ile ilgili ek bilgi Wikipedia’dan yararlanıp sizin bilginize sunulmuştur.

  1. #1 fatma
    Aralık 25th, 2011 at 21:37

    çok gzl

    Cevap Yaz.Post Reply
  2. #2 Ömer Ahmet
    Ocak 1st, 2012 at 18:54

    Harikasınız teşekkürler..

    Cevap Yaz.Post Reply
  3. #3 Sultan01
    Şubat 14th, 2012 at 18:44

    emeklerinize saglık çok güzel olmuş

    Cevap Yaz.Post Reply
  • Trackback: Siyasi Tarih | Tarih Trackbacks
  • Yorum Yazin

    sitemap
    site ekle