Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Rönesans

  • d. Rönesans

    11. yüzyıldan Osmanlıların denizlere tam anlamıyla açıldığı 15. yüzyılın sonlarına kadar Akdeniz sularına İtalyan yarımadası egemendi. Hatta 3. Haçlı seferlerinden sonra (1189 – 1192) İtalyan savaş ve ticaret gemileri Karadeniz’e kadar sığınmayı başarmışlardı. Başta Venedik ve Ceneviz olmak üzere, İtalyan kent-devletlerinin refahı, deniz üstünlüğünün güvencesinde, büyük ölçüde Doğu Akdeniz’le ticarete bağlıydı. Eğer bu ticaretin yarattığı ekonomik dürtü ve entelektüel uyarıcı olmasıydı İtalya’da adına “Rönesans” denen ve İtalyan kent-devlet kültürünün çiçek açması olarak tanımlanabilecek uyanış çağı pek mümkün olamazdı. İster Müslüman olsun ister Ortodoks, Doğu Akdeniz’in eski uygar halkları İtalya’nın, yani Latin dünyasının bu üstünlüğüne karşıydılar. Bu karışıklık, Osmanlıların Latin Avrupa’ya karşı Ortadoğu ve balkanları birleştirmedeki başarısının önemli nedenlerinden biridir. 1453’te İstanbul’un fethi, İtalyan kent-devletlerinin Doğu Akdeniz’deki ve çevre limanlarındaki üstünlüğüne son verdi. 15. yüzyılın sonuna gelindiğindeyse, Venedik Ege’deki hemen hemen tüm topraklarını yitirdi. Böylece Batı Avrupa’nın bu ilk “denizaşırı imparatorluğu” Türkler tarafından yıkılmış oldu. Ancak bu imparatorluğun yıkılmasının son derece önemli ve uzun süreli bir başka sonucu oldu. Avrupa kaşif, tüccar, misyoner ve askerlerinin dikkati Akdeniz’in dışına çevrildi. Böylece yeryüzünün tüm okyanusları zamanla Avrupa’nın ikinci denizaşırı genişlemesinin yolları haline geldi. Avrupa’ya zenginlik ve deneyim kazandıran büyük coğrafi keşiflerin 15. yüzyılın sonu ile 16. yüzyılın başında gerçekleşmesinin tarihi bir rastlantı olmadığı açıkça görülüyor.

                İtalyan kent-devletleri, Alpler’in kuzeyindekilere göre, Hıristiyan olmayan dünyayla çok yakın ekonomik ve kültürel ilişkiler içindeydi. Bu bakımdan Hıristiyan doktrin ve uygulamasının giderek daha geçersiz hale geldiği laik yaşam anlayışı, Avrupa’nın kuzeydem önce İtalyan yarımadasında başladı. 15. yüzyılın sonlarına gelindiğindeyse bu Rönesans kültürü Kuzey Avrupa kentlerine kadar genişledi.

                “Yeniden Doğuş” anlamına gelen “Rönesans” (renaissance) sözcüğü, eski Roma ve Grek başarılarının yeniden canlandırmak istenmesi sürecini anlatır. Rönesans döneminin yaratıcılığı, yenilikçiliği ve canlılığının asıl yürütücü gücüyse kent insanları, yani bir bakıma tüccarlarıdır. Bunlar ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, geniş kitlelerin efendisi olmadıklarından enerji ve zamanlarını bu kitlelerin yönetimine değil en karlı ticaretin nereyle ve nasıl yapılacağına harcadılar ve bu yolla sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar. Ayrıca Rönesans, Fransa, Almanya İmparatorluğu, Rus Çarlığı ve Osmanlı Devleti gibi büyük ve despotik devletlerde değil, Floransa, Venedik Portekiz, Hollanda ve İngiltere gibi despotik olmayan küçük kent-devlerinde ya da metropollerde doğmuştur.

                Aslında Avrupa’nın temel kurumları, daha önce de değinildiği gibi, geç ortaçağda yani 10. 11. yüzyıllarda oluşmuştu. Rönesans ise, Avrupa’nın bu kurumlarının uzun süreli bir dönüşüm sürecine girdiği bir düşünce ve duygu dönemidir. Ayrıntılarına girmeksizin Rönesans’ı bir bütün olarak değerlendirirsek, şu temel anlayışlara dayandığı ve onlarla anlam kazandığı görülüyor:

    (i) Yeryüzü ilgi çekici ve araştırılmaya değer bir yerdir;

    (ii) İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir;

    (iii) İnsanın sürekli faal olması onurlu bir şeydir ve

    (iv) gerçek güzeldir.

                Rönesans, bir bakıma insanın kendisini ve çevresini yeni bir algılama ve kavrama biçimidir. Rönesans anlayışına göre yaşadığımız dünya o kadar ilgi çekici bir yerdi ki, başka dünyaları düşünmenin ve ona hazırlık yapmanın pek bir anlamı olamazdı. Sakin, toplumdan uzak, dünyevi zevklerden yoksun “münzevi” bir yaşamdan daha saygıdeğer de değildi. İnsan, tanrının koruyuculuğu altında bile olsa, zayıf bir yaratık olamazdı; gerçekte büyük bir güce sahipti. Eskiden ideal olan bu dünya işlerinden belirli ölçüde uzak kalmaktı. Yoksulluk, hiç olmazsa Hıristiyan doktrininde saygı uyandırmaktaydı. Rönesans’la birlikte zenginliğin olanaklarından doğrulukla yararlanmalarının erdem olduğuna inanılmaya başlandı. Geçmişte, düşünceyle geçen yalnız ve edilgin bir yaşam gıptayla bakılacak bir davranış biçimiyken, 1433’te hümanist Leonardo Bruni, “insanın tüm şan ve şerefi faal olmasında yatar” diyebilmekteydi.

                İnsanın faal olmasına karşı duyulan bu yeni saygı, toplumsal ve bireysel alanlarda önemli sonuçlar doğurdu. Bir yanda cumhuriyet rejimini koruyan Floransa gibi kent-devletlerde yeni bir toplumsal bilinç, yeni bir “kamuya daha çok hizmet” anlayışı yerleşti. Öte yanda, ortak sorumluluk anlayışından vazgeçilerek, bireyin yetenekleri ve potansiyel gücü vurgulandı. Bu yeni Rönesans bireyciliğiyle insanın olağanüstü başarıları üzerinde duruldu. Servet tarafından yönetilen dünyada, birey kendi kaderini kendisi belirleyecekti. Erdemli bir kişi, ister savaşta ister sanatta ister devlet yönetiminde olsun ne yaptığını bilen, potansiyelinden yararlanarak önüne çıkan fırsatları en iyi biçimde kullanan, bir bakıma kendi bildiğini okuyan ve yaptığı her işte en iyisini, en olağanüstüsünü ortaya çıkaran kişiydi.

                Toplumsal ve bireysel alanlarla bu sıkı fıkılık yeni bir gerçekçilik ve nesnellik anlayışını da beraberinde getirdi. “Gerçek”, evrende görülebilen ve dokunabilen kişi ya da nesneler olarak ele alındı. “Nesnellik” ise, nesnelerin onları algılayan her normal insana aynı görünmesi ve hissedilmesi demekti. Sanattan ve bilimden beklenen, bu gerçeği ve nesnelliği iletmesiydi. Bu büyük uyanış, resimden müziğe, heykeltıraşlıktan mimariye, edebiyattan doğa bilimlerine kadar tüm insan faaliyetlerinde kendini coşkuyla gösterdi.[1]


    [1]  Rönesans sanatı ve sanatkârları konusunda okunmaya değer çok iyi bir kaynak şudur: E. H. Gombrich, Sanatın Öyküsü, 1972, çev. Bedrettin Cömert, ss. 113–259, Remzi Kitapevi Yayınları İstanbul
    ________________________________________________________________________________________

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

    Rönesans Ek Bilgi:

    Rönesans Nedir?
    Rönesans, Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak anlaşılır. 15 – 16. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, İslam filozof ve bilim insanlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa’nın ticaret ve Coğrafi Keşifler’le yükselişinin öncüsü olmuştur. İtalyan rönesansı bu dönemin başlangıcı sanatsal ve bilimsel gelişmeyi ifade eder. İlk kez İtalyan sanatçı Giorgio Vasari tarafından Vite’de kullanılmış, 1550 yılında basılmıştır. Rönesans teriminin kökeni Fransızca’dır. Fransız tarihçi Jules Michelet tarafından kullanılmış, ve İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt tarafından geliştirilmiştir (1860’larda). Yeniden doğuş iki anlamı içerir. İlki antik klasik metinlerin tekrar keşfi, öğrenimi, sanat ve bilimdeki uygulamalarının tesbitidir. İkinci olarak bu entelektüel aktivitelerin sonuçlarının Avrupalılık kültürünü genelde güçlendirmesidir. Bu yüzden Rönesans’tan bahsederken iki farklı fakat anlamlı yoldan söz edilebilir: Klasik öğrenmenin ve bilimin antik metinlerin tekrardan keşfiyle yeniden doğması ve genel anlamda bir Avrupalılık kültürünün yeniden doğuşu. Raphael Sanzio ve Michelangelo gibi birçok ressam mevcuttur.

    Rönesans’ın Nedenleri
    1.İstanbul’un fethedilmesiyle bilim adamlarının İtalya’ya göç etmesi.
    2.Arapçaya çevrilmiş eski Arap ve Roma eserlerinin tercüme edilmesi.
    3.Kuzey Avrupa’dan gelen Novgorod kavimlerinin medeni Avrupa toplulukları üzerindeki yıkıcı etkisi.
    4.Coğrafi keşifler sonucunda zenginleşen ve güzel sanatlar gibi alanlara destek veren, koruyan bir sınıfın oluşması (coğrafi keşifleri yapan Burjuva sınıfı)

    Rönesans şu temel anlayışlara dayanıyordu;
    1.Yeryüzü ilgi çekici ve araştırılmaya değer bir yerdir,
    2.İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir,
    3.İnsanın sürekli faal olması şerefli bir şeydir.
    4.Gerçek güzeldir. Bu anlayışlara bağlı olarak da yaşadığımız dünya o kadar ilgi çekici bir yerdir ki, ‘Başka dünyaları düşünmenin hiçbir anlamı yoktur’ anlayışı hakimdir.
    Rönesans döneminin yaratıcılığının esas yürütücü gücü tüccarlardır. Bunlar en kârlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırdılar ve bu yoldan sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar. Rönesans; Floransa, Venedik, İngiltere, Portekiz, Hollanda gibi büyük kent-devletlerinde ya da metropollerde doğmuştur.

    Rönesans üzerinde derin araştırmalar yapan Burkhard: “Rönesans insanın keşfedilmesidir.” demektedir. Gerçekten de Ortaçağ’da Avrupa’da insanın hiçbir kıymeti yoktu. Engizisyon mahkemelerinde yüzbinlerce insan haksız yere ve çok defa sırf servetlerini ele geçirebilmek için öldürüldü. Papazlar çeşitli menfaatler karşılığında günahları affediyorlardı. Hatta cennetten yerler satıyorlardı. Mantık ve insani esaslar kaybolmuştu. İslâm âlimlerinin kitaplarını okuyarak dünyanın döndüğünü ilan eden Galile ve daha pekçok düşünür çeşitli işkenceler görmüş pek çoğu öldürülmüştür. Bu itibarla Rönesans hareketi ilim ve teknikteki ilerlemenin yanı sıra insan ve tabiat sevgisini de beraberinde getirdi. Rönesansın öncüleri, sanat faaliyetlerinin yanı sıra edebiyat, tarih ve arkeolojiye de önem verdiler. Resim ve tasvir anlayışı gelişti. Mimaride gotik tarzı terk edilerek barok ve rokoko üslubu geliştirildi. Rönesans mimarlığının başlıca özellikleri ölçü, sadelik ve tabiiliktir. Bu şekilde İtalya’da başlayan Rönesans hareketi kısa zamanda bütün Avrupa’da yayıldı. Rönesans daha ziyade Fransa’da sanat; Almanya’da dini tablo ve resimler; İngiltere’de edebiyat; İspanya’da resim ve edebiyat alanında gelişti. İtalya’daki rönesans hareketinde eski Yunan ve Roma ediplerinden Tacitus, Sophokles, Domosten, Platon, Çiçeron ve Virgil’in eserleri tekrar ortaya çıkarıldı. İtalyan fikir adamı ve yazarlarından Machiavel (1469-1531), Ariosto (1474-1535), Tasso (1544-1595) yetişip eserler verdiler. Machiavel’in Hükümdar adlı eseri meşhurdur. Ressamlardan Rafael (1483-1520) aynı zamanda heykeltraş, mimar ve edebiyatçı da olan Leonardo da Vinci (1452-1519), Mikelanj (1475-1564) bu devirde İtalya’da yetişen sanatkarlardır.[1][2] . Fransa, edebiyat ve fikir sahalarında İtalya’yı geçerek; Ronsard (1525-1585), Montaigne (1533-1592), Rabelais (1495-1555), mimarlıkta Louvre Sarayını yapan Pierre Loscot, Tuileries Sarayını yapan Jean Bullant, resimde de François Clouet yetiştiler. Fransız krallarından I. François (1515-1547) zamanında Collège de France kuruldu. Almanya’da daha çok dini alanda değişiklikler oldu. Almanya’da hümanizm akımında Erasmus (1467-1536), Röklen (1452-1522), Luther (1483-1546), resimde Albrecht Dürer (1471-1528) yetişti. İngiltere’de tiyatro sahasında eserleriyle tanınan ve The Game’in yazarı Şekspir (1564-1610), İspanya’da Donkişot yazarı Cervantes (1547-16921), ressam Velasquez (1599-1660), Hollanda’da ressam Rembrandt (1607-1669), Polonya’da ilk defa dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen Kopernik’e yetiştiler. Rönesans devrinde yapılan eserler Avrupa’da hala mevcuttur. Ressam ve heykeltraşların tablo ve heykelleri müzelerde bulunmaktadır.

    Rönesans’ın sonuçları
    1.Avrupa kilisenin baskısından ve dinden kurtulup modernleşme çağına geçmesinde büyük rol oynamıştır.
    2.Skolastik görüş (kilisenin dar görüşü) yıkılmıştır.
    3.Yerine pozitif (bilimsel) düşünce hakim olmuştur.
    4.Reform hareketlerini hazırlamıştır.
    5.Bilim ve teknikteki gelişmeler hızlanmıştır.
    6.Avrupa’da sanattan zevk alan aydın (Mesen) sınıf ve halk sınıfı oluşmuştur.
    7.Din adamlarının ve kilisenin halk üzerindeki otoritesi sarsılmıştır.
    8.Avrupa’nın her yönden gelişmesine ve güçlenmesine öncülük etmiştir.

    Kaynakça
    1.^ BBC Science & Nature, Leonardo da Vinci (12 Mayıs 2007’de güncellendi)
    2.^ BBC History, Michelangelo (12 Mayıs 2007’de güncellendi)

    Not: Rönesans ile ilgili bu ek bilgi wikipedia sitesinden yararlanılarak yazılmıştır.

  1. #1 elif
    Nisan 15th, 2012 at 19:22

    bn çok beğendim çok işime yaradı teşeşşürler:)

    Cevap Yaz.Post Reply
  2. #2 serdar
    Nisan 18th, 2013 at 19:50

    ben cok begendim cok teşekkürler :D

    Cevap Yaz.Post Reply
  3. #3 nursena
    Nisan 28th, 2013 at 13:05

    biraz uzun mu olmuş ne

    Cevap Yaz.Post Reply
Yorum Yazin


sitemap
site ekle