Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Rusyanın Büyük Devlet Olması

  • (iii) Rusya’nın Büyük Devlet Olması

    :  bu arada Doğu Avrupa’da yükselen bir başka devlet de Rusya idi. MS 862 yılında Vikingler’in[1] saldırıları sırasında Kiev’de kurulmuş olan Rusya, batı ve doğu özelliklerinin bir karışımı haline gelene kadar, batı ve Bizans’la ticari ve dini bağlarını güçlendirmişti. III. İvan (Büyük İvan) “Tüm Rusların Çarı”[2] iddiasında bulunduğu zaman (1462–1505) kendisini Bizans imparatorlarının sonuncusu ilan edip, Rusya’nın Bizans’la bağlarını vurgulamaktaydı. Üstelik çarlığın alameti olarak, Bizans’ın çift başlı kartalını almıştır. Kremlin’deki sarayı da, Bizans imparatorlarının İstanbul’daki sarayının taklidiydi. Zaten “İkinci Roma İmparatorluğu” iddiasında bulunan Bizans, Türkler tarafından yıkıldıktan sonra, Rusya’nın, Ortodoks Hıristiyanlığının gerçek merkezi olarak “Üçüncü Roma İmparatorluğu” olarak tahmin ediliyordu. Rus önderliğinde Ortodoks Hıristiyanlığı güneye ve doğuya doğru genişleyerek, İslamiyet’in güçlü olduğu bölgeleri eline geçirebilirdi.

                III. İvan tahta çıktığında, “modern Rusya”nın ulusal birliği sağlamaya çalışmıştı bile. Oğlu III. Vasil 1533’te öldüğü zaman Rusya tam anlamıyla doğmuş ve ilk defa 12. yüzyılda bir sınır kasabası olarak adı geçen Moskova Prensliği Rus devletinin merkezi olmuştu. Zamanla Avrasya step topluluklarının özgürlük ve yerellik anlayışını sürdüren ve eşit hükümran prenslerin konfederasyonu biçimindeki Kiev geleneği, yerini çarın mutlakıyetçi yönetimine bıraktı. Rusya’nın kuruluş dönemi çarları ordularının büyük bir bölümünü süvari birlikleri, bir bölümünü de kentlerden topladıkları piyadeyle oluşturarak, feodal lordlara bağımlı olmaktan kurtuldular. Bu durum, merkezi otoriteyi güçlendirici ve çarların despotizmini artıcı bir etki yaptı.

    Rusya’nın bu tarihten sonraki gelişmesinin öyküsü, Avrasya düzlüklerinde kurulan bu küçük devletin Kıta’ya bir ucundan öteki ucuna kadar egemen olmak için genişleme mücadelesidir. Moğolların ve Türklerin batıya sızmaya başladıkları sırada, Rusya da kürk peşinde doğuya doğru genişlediler. 16. yüzyılın ortasına gelindiğinde, 1533–1584 yılları arasında çar olan IV. İvan (Korkunç İvan) Orta Volga bölgesinde bir Müslüman hanlığının merkezi olan Kazan’ı eline geçirdi. 16. yüzyılın bundan sonraki bölümünde ve tüm 17. yüzyıl boyunca, Don, Dinyeper ve Volga akarsularının bereketli vadileri Rusların denetimi altına girdi. Bu denetimin kurulmasıyla, doğu ve güneydoğu yönlerinde Rus genişlemesi kolaylaşmış oldu. 17. yüzyılın ortalarında tüm Asya kıtası doğuya doğru geçilerek, Pasifik Okyanusu kıyısında Okhotsk kenti kuruldu. Rusya bundan sonra güneye doğru sarktı ama bu yöndeki genişleme Amur akarsuyunda Çin’deki Manchu Hanedanlığı tarafından tam iki yüzyıl durduruldu. 1707’de Japon adalarının kuzeyinde Kamçatka yarımadası Rus bölgesi ilan edildi. 18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Ruslar Bering Boğazı’nı geçerek Alaska’ya girdiler ve Kaliforniya’ya doğru ilerlemeye başladılar. Bu genişleme, Amerika Kıtası’nın doğu ucunda bağımsızlığını kazanıp, batıya doğru tüm kıtayı egemenliği altına alma uğraşı veren ABD tarafından durdurulacaktır. Ruslar, batıya doğru genişlemelerindeyse, İsveç ve Polonya ile giriştikleri uzun mücadeleden sonra Baltık Denizi’ne, dolaysıyla açık sulara çıktılar.

    18. yüzyılda I. Petro (Peter) ve Büyük Katerina’nın (1762 – 1796) hükümdarlıkları döneminde Rusya’nın öyküsü, batıya doğru genişleme ve batılılaşma çabalarını anlatır. Her iki monark da, Hollandalı, Alman ve İngiliz teknisyenlerinin Rusya’ya göç etmelerini teşvik ederek, hem orduyu hem de devlet mekanizmasını güçlendirmek istediler. Batının üstün gücü, ancak onların sahip olduğu araçlar ve anlayışla dengelenebilirdi. Kısaca, Rusya’nın “Doğulu” yüzünün değiştirilmesinde ve bir Avrupa devleti haline getirilmesinde kararlıydılar. Sarayda Avrupa giysileri giyilmeye başlandı ve Kuzey Avrupa Protestan devletlerinde olduğu gibi, kilise, monarşinin denetimi altına alındı. Prusya’da Büyük Frederick’in yaptığı gibi, devlet ordunun ihtiyaçlarına göre yönetilmeye başlandı. Urallar’da bir silah endüstrisi kuruldu ve Rusya’nın “Batılılaşacağının” bir simgesi olarak başkent batıya, St. Petersburg’a alındı. Çar I. Petro’nun “Büyük Kuzey Savaşı” (1700 – 1721) sonunda Letonya ve Estonya gibi iki bölge İsveç’ten alınarak, Rusya gücü Baltık’a tam anlamıyla yerleşti. I. Petro’nun öldüğü 1725 tarihine gelindiğinde, Rusya önemli bir Avrupa devleti olmuştu. Çariçe Katerina’nın Osmanlılara karşı giriştiği 1768–1774 ve 1787–1792 savaşları sonunda, Rusya Karadeniz’in kuzeyine de yerleşti. Böylece, 18. yüzyılın sonunda, Baltık’tan Karadeniz’e ve oradan da Pasifik Okyanusu’na kadar geniş Avrasya bölgesi üzerinde, 20. yüzyılın ikinci yarısının “süper gücü” Rusya’nın çerçevesi kurulmuş oluyordu.

    Rusya’nın 18. yüzyıl boyunca bu genişlemesi, 1700 – 1850 dönemindeki globalleşme süreci içinde, Batı Avrupa’nın bazı kurum ve düşüncelerinin Avrasya kıta kütlesi boyunca yayılması sağlanmıştır. Dünya kültürel dengesinin bozulup, batının üstünlüğü karada da ele geçirmesi yolundaki tarihi süreç açısından önemi budur.


    [1] Vikingler, 8. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar Kuzey ve Batı Avrupa’nın kıyıdaki yerleşim bölgelerine yağma saldırıları düzenleyen İskandinav denizcileridir.

    [2]  Roma İmparatoru Sezar’dan sonraki devlet adamlarının bazıları “onun gibi olmak” için, adını kendi adlarının başına eklemişlerdir. Avusturya, Alman ve Rus İmparatorlarının “Kayzer” ve “Çar” gibi adlarının başlarına koydukları unvanlar, “Sezar” sözcüğünden gelmektedir.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle