Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Siyasi Tarih – Nasyonalizm

  • Nasyonalizm
    Nasyonalizm veya milliyetçilik akımının esası milli bağımsızlıktır.
    Başka devletlerin hegemonyası altında yaşayan milletlerin milli
    bağımsızlıklarını kazanmaları ve kendi bağımsız devletlerini kurmaları
    hareketidir.
    Bu hareket de kaynağını Fransız İhtilalinden almaktadır. Bir bakıma
    kişi hürriyeti kavramının milletlere de tatbikidir. Nasıl bir insan,
    insan olması dolayısiyle bir takım temel hak ve hürriyetlere sahip
    bulunuyorsa, bir millet’de, bir bütün olarak, hürriyetine yani
    bağımsızlığına sahip olma hakkına sahiptir.
    Öte yandan, milliyetçilik hareketinin ortaya çıkmasında, İhtilal
    Fransa’sı müessir bir rol oynamıştır. Bilhassa İhtilal Fransa’sının
    kaderine 1797’den itibaren hakim olan Napolyon Bonapart, Avrupa’nın
    büyük devletleri ile savaşırken ve bu devletlerin topraklarına
    girerken, bu topraklardaki milletleri bağlı oldukları devletlere
    karşı ayaklandırmış ve Fransa’nın bu milletlere hürriyet getirdiğini
    söylemiştir. Bu kışkırtmaların bu milletler üzerinde tesirsiz kaldığını
    söylemeye imkan yoktur.
    Fakat 1815 Viyana Kongresinde, büyük devletler Avrupa haritasını
    kendi çıkarlarına göre düzenlerken, nasyonalizm bakımından, liberalizm
    konusunda yaptıkları aynı hatayı işlemişlerdir. Milletler ya
    parçalanmış ve bu parçalar başka devletlerin sınırları içine sokulmuş
    veya çizilen sınırlar içinde çeşitli milletler bulunmuştur. Mesela,
    Polonya toprakları bir kere daha Avusturya, Rusya ve Prusya arasında
    paylaşılmış ve Polonyalıların büyük bir kısmı Rusya’nın hegemonyası
    altına girmiştir. Halbuki Napolyon 1807 yılında, Prusya ile
    Rusya arasında bir tampon olmak üzere, Varşova Büyük Dükalığı
    adı ile bağımsız bir Polonya devleti kurmuştu. Polonyalılar bağımsızlığın
    tadını almışlardı. 1815 Viyana Kongresinde ise, bu bağımsız
    Polonya bir kere daha ortadan kaldırılarak toprakları üç devlet arasında
    bölüşülmüştür. Öte yandan, Avusturya İmparatorluğunun sınırları
    içinde, başta Macarlar olmak üzere, Polonyalılar, Çekler, Hırvatlar
    ve Romenler gibi birçok millet bulunmaktaydı. Hatta Osmanlı
    İmparatorluğunun Avrupa toprakları için de aynı şey söylenebilir.


    Bu topraklar içinde pek çok yabancı milletler yaşamaktaydı. Nasyonalizm
    hareketi bunlara da tesir etmekten geri kalmamış, 1829’da
    Yunanistan, 1878’de Sırbistan, Karadağ ve Romanya, 1908’de
    Bulgaristan ve 1913 yılında da Arnavutluk, birer bağımsız devlet
    olarak Osmanlı İmparatorluğundan kopmuştur.
    Bu sebepten ötürü 1830-1848 ihtilallerinde milli bağımsızlık
    teşebbüslerine de rastlamaktayız. Mesela, 1830 yılında Rusya sınırları
    içinde yaşayan Polonyalılar bağımsızlıklarını almak için ayaklanmışlar
    ve tam bir yıl süre ile Rus ordularına karşı savaşmışlardır. Fakat
    kanlı bir yenilgiye uğramışlardır. 1848-49 da ise Macarlar bağımsızlıklarını
    almak için Avusturya’ya karşı savaşmışlardır. Avusturya
    Macarlarla başa çıkamayınca Rusya’dan yardım istemiş ve Macaristan’a
    giren 150.000 kişilik bir Rus ordusu 1849 yazında Macar
    milli bağımsızlık hareketini çok kanlı bir şekilde bastırmıştır.
    1815’den sonra milliyetçilik akımının en önemli meselesi Alman
    ve İtalyan milli birlikleri olmuştur. Bu mesele de kaynağını, 1815 Viyana
    Kongresi kararlarından almaktaydı ve burada da baş rolü Avusturya
    oynuyordu. Avusturya sınırları içinde çeşitli milletler bulunduğu
    için, Fransız İhtilalinin milliyetçilik konusundaki tesirlerini gözönünde
    tutan bu devlet, milliyetçi akımlara karşı da kuvvetle cephe
    almıştır. Çünkü, Avusturya sınırları içindeki milletler bağımsızlıklarını
    alacak olurlarsa, Avusturya İmparatorluğunun dağılması işten
    bile değildi. Avusturya bu noktayı çok iyi görmüştür. Nitekim 1914-18
    Birinci Dünya Savaşının sonunda Avusturya yenilip de bütün bu milletler
    bağımsızlıklarını alınca, geriye bugünkü küçücük Avusturya
    devleti kalmıştır. Aynı şey Osmanlı İmparatorluğu için de olmuştur.
    Birinci Dünya Savaşının hemen öncesinde İmparatorluk sınırlarının
    Meriç nehrine kadar gerilemesinde, Balkan ülkelerinin bağımsızlıklarını
    kazanmaları baş rolü oynamıştır.
    Alman ve İtalyan milli birliklerinin kurulması ihtimali ise, Avusturya
    için en fazla korkutucu olmuştur. Bu iki milli birliğin kurulması
    ve birer devlet olarak ortaya çıkmasının Avusturya sınırları
    içindeki çeşitli milletlere yapacağı tesir bir yana, Avusturya’nın, biri
    batısında, diğeri de güneyindeki iki güçlü devletin kurulması, bu devletin
    Avrupa’daki durumunu zayıflatırdı. Avusturya böyle bir ihtimalin
    gerçekleşmesini önlemek için, 1815 Viyana Kongresi kararlarıyla,
    hem Almanya’yı ve hemde İtalya’yı dağınık tutmaya muvaffak olmuştu.
    Kutsal Germen İmparatorluğunun 360 devleti, Viyana Kongresinde
    ancak 36’ya indirildi. Yani Almanya’da 36 ayrı devlet bulunuyordu.
    İtalya’da da aynı durum vardı. İtalya denen topraklar üzerinde
    bir çok krallık bulunduğu gibi, Avusturya, bazı İtalyan krallıklarının
    başına Avusturya İmparator ailesinden prensleri getirdi. Bu
    suretle bazı İtalyan Krallıkları vasıtasıyla İtalya üzerinde doğrudan
    doğruya kontrol tesis etmiş olmaktaydı.. Avusturya, Almanya için de
    aynı şeyi yaptı. Almanya’daki 36 devlet Germen Konfederasyonunu
    teşkil ediyordu ve bu konfederasyonun başına da Avusturya Prensleri
    getirilmişti. Yani, Avusturya, Alman devletleri üzerinde de doğrudan
    doğruya kontrola sahip bulunuyordu.
    Fakat her iki ülkede de Avusturyanın önemli bir problemi vardı.
    Almanya’da Prusya ve İtalya’da Piyemonte devletleri, biri Alman,
    diğeri de İtalyan milli birliğinin kurulmasını istiyorlardı. Onun içindir
    ki, Avusturya 1815 den itibaren her iki devletle de sinsi bir mücadelenin
    içine girmek zorunda kaldı.
    1848 Martında Viyana sokaklarında halkın hürriyet için de Macarların
    da bağımsızlık için ayaklanmaları Avusturya’yı güç duruma
    sokunca Almanya’daki milliyetçiler Alman milli birliğini kurmak
    için harekete geçtiler ve Prusya’yı da lider olarak seçtiler. Hatta
    bir Alman İmparatorluğu Anayasası yapılarak Prusya Kralı Alman
    İmparatoru ilan edilmek istendi. Lakin Avusturya’nın Prusya’ya yönelttiği
    tehdit o kadar şiddetli oldu ki, Prusya gerilemek zorunda
    kaldı. O günün şartları içinde Prusya Avusturya ile bir savaşı göze
    alamadı. Prusya geri çekilince Alman milli birliği için yapılan bu
    teşebbüs de neticesiz kaldı.
    İtalya’da ise, Piyemonte harekete geçti. Fakat Piyemonte’nin
    teşebbüsü de sonuçsuz kaldı. Piyemonte 1848 ve 1849 yıllarında iki
    defa Avusturya ile savaşa girişti, fakat her ikisinde de yenildi. Bu
    yenilgiler diğer İtalyan devletlerinin de cesaretini kırdı. Fakat bu
    iki teşebbüs Piyemonte’ye bir şeyi öğretmişti; İtalyan milli birliği
    ancak Avusturyanın savaş meydanında yenilmesiyle gerçekleştirilebilir
    ve böyle bir savaşı da küçük Piyemonte tek başına yapamazdı.
    Avusturya’yı yenmek için Piyemontenin bir büyük Avrupa devletini
    yanına alması gereklidir. Gerçekten, 1854-56 Kırım savaşına Fransa
    ve İngiltere’nin yanında katılarak bu iki büyük devletin sempatisini
    kazanan Piyemonte, milliyetçi hareketleri destekleyen 3’üncü Napolyon
    (1848 seçimlerinde cumhurbaşkanı seçilen Louis Napolyon, 1852’de
    İmparator olunca 3’üncü Napolyon adını almıştır.) Fransa’sı ile 1858
    yılında bir ittifak yapmaya muvaffak oldu. Fransa’yı ittifakına alan
    Piyemonte 1859 yılında Avusturya’ya savaş açtı ve Avusturya’yı, Fransa
    ile birlikte, iki defa savaş meydanında yenilgiye uğrattı. Piyemonte’nin
    bu zaferi üzerine, diğer İtalyan devletleri Piyemonte’ye katılarak
    İtalyan Milli birliğini kurdular. 1861 Şubatında Torino’da ilk İtalyan
    parlamentosu açıldı ve İtalya Krallığı ilan edildi.
    İtalyan milli birliğinin kuruluşunu Alman birliğinin kuruluşu takip
    etmiştir. Bu birliğin kuruluşu da Prusya’nın ve onun başbakanı Bismarck’ın
    eseri olmuştur. Alman birliği üç safhada gerçekleşmiş olup,
    bunların herbiri bir savaştır. 1864 Prusya-Danimarka savaşı ile Prusya,
    Danimarka’nın elindeki bazı Alman topraklarını geri alıp Germen
    Konfederasyonuna katmıştır. 1866 Prusya-Avusturya savaşı ise, Avusya’nın
    Prusya karşısında yenilgisi üzerine, bu devleti Germen Konfederasyonunun
    dışında bırakmak suretiyle, Almanya üzerindeki
    Avusturya kontrolünü sona erdirmiştir. Fakat buna rağmen Bismarck
    için Alman milli birliğini kurmak hemen mümkün olamadı. Çünkü,
    Fransa’nın nüfuzu altında bulunan Katolik Güney Alman Devletleri
    birliğe yanaşmadıkları gibi, şimdi kuzeyinde kuvvetli bir Almanya’nın
    ortaya çıkmasından endişe etmeye başlayan Fransa’nın Prusya’ya
    karşı durumu sertleşmiştir. Alman birliği yolundaki Fransa engelini
    bertaraf etmek, Bismarck için, ancak, Fransa’yı 1870-71 savaşında
    ağır bir yenilgiye uğratmakla mümkün oldu. Bismarck’ın dediği gibi,
    Alman milletinin milli bütünlüğü ancak “kan ve demirle”
    gerçekleştirilebilmiştir.
    İtalya ve Almanya’nın bağımsız devletler olarak Avrupa’daki milletlerarası
    münasebetlere girmesiyle, Nasyonalizm akımı çok büyük
    bir adım atmış olmaktaydı. Fakat milliyetler meselesi de tamamen
    çözülmüş değildi. Milliyetler meselesinin milletlerarası münasebetleri
    bulandırması, İ’inci Dünya Savaşından sonra bile devam edecektir.
    Yalnız şu varki, bilhassa Alman milli birliğinin kuruluşu ve Alman
    İmparatorluğunun Avrupa’daki kuvvet münasebetleri içinde 1871’den
    itibaren birdenbire sivrilmesi, kıt’ada milletlerarası münasebetlere
    yepyeni bir yapı ve gelişme seyri vermiş ve bundan sonra da
    Almanya etrafında şekillenmeye başlayan diplomatik gelişmeler, fikir
    akımlarının etkisini geri plana itmeye başlamıştır. 1871’in Avrupa’sı
    1815’in Avrupa’sından artık çok farklıdır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle