Sosyalizm

Sosyalizm akımı da diğerleri gibi kaynağını Fransız İhtilalinden
almaktadır. 1789 İnsan ve Vatandaş Hakları Demeci’nin ortaya atmış
olduğu kanun önünde bütün vatandaşların eşitliği, yani siyasal
eşitlik ilkesinin, bilhassa 1815’lerden itibaren, yazarlar tarafından
ekonomik eşitliğe de dönüştürülmesi Sosyalizm akımının doğmasına
yol açmıştır. Bu yazarlar siyasal eşitliğin, toplumdaki kişiler arasındaki
eşitliğin gerçekleştirilmesi için yeterli olmayacağını, tam eşitlik
için kişiler arasında ekonomik eşitliğin de bulunması gerektiğini
ileri sürmüşlerdir. Tabiatıyla, bir istek, bir ideal olarak fikrin ortaya
atılması yeterli değildi. Bir toplumda ekonomik eşitliğin gerçekleştirilmesi
için nasıl bir düzen ve sistemin tatbik edilmesi gerektiği de
gösterilmeliydi. İşte bu güç meseleye cevap bulma çabası, bir çok
düşünür ve yazarları çok çeşitli sosyalist fikirler ileri sürmeye
yöneltmiştir. Herkes kendisine göre bir sosyalist düzen tasarlamıştır.
Bu fikir çeşitliliği ise, sosyalizmi belirli bir sistem halindeki bir fikir
bütünlüğünden yoksun bırakmıştır. Bundan dolayıdır ki, sosyalizm bütün
19’uncu yüzyıl boyunca fikir planında kalmış ve bir fikri tartışmadan
öteye gidememiştir. Liberalizm ve Nasyonalizmde gördüğümüz fiili
hareketlere ve kitle ayaklanmalarına, 19’uncu yüzyılda sosyalizmde hemen
hemen hiç rastlanmaz. Bu da sosyalizmi fiili güçten yoksun bırakmıştır.


Ancak Rusyada 1917’de meydana gelen Bolşevik İhtilali ile
sosyalizm milletlerarası münasebetlere yeni bir unsur olarak girmeye
başlayacaktır.
Karl Marx ile birlikte sosyalist düşüncede önemli bir değişiklik
meydana gelmiş ve Marx’ın sosyalist akımın gelişmelerindeki tesiri
de, daha önceki sosyalist yazarlara nisbetle çok daha derin olmuştur.
Marx, kendi sosyalist sistemini işçi sınıfı esasına dayandırdığı
ve bu sistemi evrensel veya enternasyonal açıdan ele aldığı için,
bütün dünya işçilerinin örgütlenmesi konusuna çok önem vermiştir.
Bu çabaların sonucunda, İ’inci ve İİ’inci Enternasyonaller dediğimiz
sosyalist enternasyonaller ortaya çıkmıştır. Bu enternasyonaller ne işçi
sınıfını ve ne de sosyalist düşünceyi örgütlendiremediği gibi, kendi
içinde çıkan fikir ayrılıkları ve çatışmaları ile, sosyalizm akımının
fikir planında tam bir parçalanmasına da sebep olmuştur. Şimdi bu
gelişmeleri kısaca ele alalım.
Karl Marx Das Kapital’in birinci cildini 1856’da yayınlamıştır.
Bununla beraber, Karl Marx ve yakın arkadaşı F. Engels 1848 ihtilallerinde
fikri bakımdan gayet aktif olmuşlardır ve 1848’de Engels’le
Marx meşhur “Komünist Manifestosu’nu” yayınlamışlardır. Bunun
yayınlanmasından sonra Engels ve Marx işçileri bir milletlerarası
teşekkülde birleştirmeye çalışmışlardı. Bu suretle milletlerarası
proleteryayı organize etmek suretiyle komünist ihtilaline gitmeyi düşünmüşler
ve bu amaçla da Marx ve Engels’in çabasıyla 1864’te ilk defa
olarak İngiltere’de İ’inci Enternasyonal adını verdiğimiz bir Milletlerarası
İşçi Federasyonu kurulmuştur.
İ’inci Enternasyonal uzun ömürlü olamamıştır. Çünkü Marx ve bir
Rus olan Mikhail Bakunine şiddetli bir fikir mücadelesine girmişlerdir.
Karl Marx kendi sistemini kurarken, Alman Feuerbach ve Hegel’den
büyük ölçüde yararlanmıştır. Hegel siyasi felsefesi itibari ile
bir otoriteye taraftardır. Marksist sistemin otoriteye dayanan kısmı
Marx tarafından bilhassa Hegel’den alınmıştır. Fakat ekonomik düşünce
sisteminde Feuerbach Marx’ı büyük ölçü etkilemiştir. Dolayısiyle,
Marksist sistemde siyasi otorite hakimdir. Buna karşılık Mikhail
Bakunine bir anarşisttir ve bir anarşist olarak da her türlü otoritenin
karşısındadır. Ona göre her örgüt insan hürriyetine indirilmiş
bir darbedir. Onun için devletin de şiddetle aleyhindedir. Bir siyasal
örgüt olarak devlet insan hürriyetini kısıtlamaktadır. Bu yüzden devlet
ortadan kaldırılmalıdır. Bu sebepten İ’inci Enternasyonal içinde Bakunine
ve Marx şiddetli bir çatışmaya girdiler. Bakunine son derece
zeki, dinamik ve ateşli bir insandı. Marx, Bakunine ile mücadelesinde
İ’inci Enternasyonalin parçalanacağını görünce, 1872’de Lahey kongresinde
Bakunine’i Enternasyonalden attı. Fakat bu olay, denebilir
ki, İ’inci Enternasyonalin de sonunu getirmiştir. Çünkü Karl Marx İ’inci
Enternasyonali Bakunine’in nüfuzundan kurtarmak içni enternasyonalin
merkezini Amerika’da Filadelfiya’ya taşıdı. İ’inci Enternasyonal Amerika’ya
taşınmakla Avrupa politikasıyla ister istemez bağlarını kesmiş
oluyordu. Bunun için de 1872 Lahey kongresi İ’inci Enternasyonalin sonu
olarak kabul edilir. Fakat 1876 Filadelfiya kongresinde İ’inci Enternasyonal
kendi kendisini fesh etti.
Mamafih milletlerarası proleterya hareketinin teşkilatlanmasının
arkası kesilmedi. 1889’da İİ’inci Enternasyonal kuruldu. İİ’inci
Enternasyonal İ’inci ye nisbetle daha uzun ömürlü olmuş ve 1914’e kadar devam
etmiştir. YaInız, İİ’inci Enternasyonal birincinin hatasını tekrar etmemek
için daha hoşgörü ile hareket etmiş ve yalnız Marksistleri değil ılımlı
sosyalistler de dahil sosyalizmin her şeklini benimseyenleri sinesinde
toplamıştır. Lakin çeşitli şekillerdeki sosyalist fikirlerin İİ’inci
Enternasyonelde toplamış olması, bu Enternasyonal içinde de görüş
ayrılıklarının daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Bu görüş ayrılıkları içinde, bugün günümüzde de sosyalist
ülkeler tarafından birbirlerini itham etmek için kullanılan Revizyonizm,
İİ’inci Enternasyonalde bilhassa göze çarpmaktadır.
Revizyonizm akımının önderliğini Alman sosyalistlerinden Bernstein
yapmıştır. Bernstein’e göre Marksizmi birçok olaylar bir çok
bakımdan yalanlamıştır ve gerçekten gösterdiği örnekler Marx’ın
kehanetini yanlış çıkarmıştı. Marx’a göre: Endüstriler geliştikçe ve
her ülkede endüstri kuruluşları büyüdükçe işçi biraz daha sefalete
gidecektir. İşçi kitleleri gittikçe çoğalacak ve sermaye monopollerinin
sayısı gittikçe azalacaktır. Bu suretle genişleyen proleterya
sermayedarları devirip üretim araçlarına toplumsal olarak sahip olacaklardır
ki Karl Marx buna “Catastrophe final” (Nihal Felaket) diyordu.
Bernstein Marx’ın bu düşüncesinin yanlış olduğunu ileri sürdü.
Verdiği örnek ise şuydu: Marx’a göre endüstriler geliştikçe işçi
kitlesi zayıflayacaktır. Fakat Bernstein’e göre, 1873-95 arasında geçmiş
olan devrede, gıda maddeleri fiatları % 35-40 kadar düşmüştür.
Aynı devrede işçi ücretlerinde % 5 bir artış meydana gelmiştir.
Böylece işçi ücretlerinin reel artışı % 40’tır. Dolayısiyle endüstrinin
gelişmesiyle proleteryanın fakirleşeceği iddiası doğru değildir.
İkinci olarak, Karl Marx endüstri büyümesinin monopole yol açacağını,
sermayenin sayılı ellerde toplanacağını söylüyordu. Halbuki
bu sırada endüstrinin gelişmesiyle ortaya çıkan başka bir gelişme
Karl Marx’ın bu söylediklerinin doğru olmadığını ortaya koydu.
Bernstein bu noktayı da gösterdi. Bu yeni gelişme şu idi: 1890’larda
endüstri ülkelerinde gayet hızlı bir endüstri gelişmesi ortaya çıkarken,
sermayenin yapısında da değişiklikler oldu. Hakikaten endüstrinin
klasik gelişmesi sırasında yani Das Kapital yazıldığı sırada, sermaye
kişilerin elindedir. Fakat 1890’lardan itibaren endüstrinin gelişmesi
daha geniş sermayeleri gerektirdiğinden, anonim şirketler
usulü ortaya çıktı. Bu şirketlerin birdenbire gelişmesi gerçekte sermaye
sahipliğini bölmüştür. Yani bu şekilde Marx’ın dediği gibi sermaye
sahipliği azalmıyor, aksine çoğalıyordu.
Bernstein’in ileri sürdüğü üçüncü bir nokta da şuydu: 1848 Komünist
Manifesto’sunda Marx ve Engels’in ortaya attığı bir çağrı
vardı: “Dünya işçileri birleşiniz”. Marx’a göre işçinin vatanı yoktur,
sınıfı vardır. Bernstein bunu da kabul etmedi. Bernstein’e göre bir
vatandaş olarak işçinin de vatanı vardır.
İşte bu üç noktadan hareketle Bernstein Marksizmi yumuşatmak
istedi. Kapitalist bir düzende işçinin durumunun düzelebileceğini
ve sosyalizmin mevcut olabileceğini söyledi. Yani Karl Marx gibi
ihtilal metodu kullanmak şart değildi. Demokratik metotlarla da sosyalizm
gerçekleştirilebilirdi. İşte Bernstein’in bu düşünce sistemi
Marksistler tarafından Revizyonizm diye adlandırılmıştır.
İİ’inci Enternasyonalin karşılaştığı diğer bir mesele de Fransız
sosyalistleridir. Bernstein Alman sosyalistlerinin sağ kanadını temsil
ediyordu. Ortodoks olmayan Marksist bir grup merkezdeydi. Tam
anlamıyla Marksist olan Alman sosyalistlerinin sol kanadının lideri
Karl Liebnecht’ti. Fransız sosyalistleri ise Fransız siyasi düşüncesinin
tarih içindeki gelişimi dolayısiyle gayet ferdiyetçi idi. Bu bakımdan
demokratik usullere yatkındı. Fransız endividüalizmi de İİ’inci
Enternasyonalde Marx ve Engels’in karşısında yer alır. Endividüalizm
Enternasyonelin tam zıddı bir kavramdı.
Bunlar İİ’inci Enternasyonalin temel meseleleri olmuştur. Bunun dışında
ayrıntılar konusunda da pek çok görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.
Ama İİ’inci Enternasyonal buna rağmen 1914 yılına kadar devam
etmiştir. İİ’inci Enternasyonal İ’inci Dünya Savaşı dolayısıyla Bernstein’in
dediği gibi önemli bir mesele karşısında kaldı. Daha savaş çıkmadan
savaştan önceki yıllarda siyasi hava gerginleşmeğe başladığı
zaman, Marx genel bir savaşın çıkacağını ve bu savaşın kapitalistlerin
bir savaşı olduğunu, bu sebeple de işçilerin ve proleteryanın
bu kapitalist savaşta hiç bir çıkarı bulunmadığını, bundan dolayı
savaş çıktığı zaman işçilerin askere gitmemelerini söyledi. İ’inci Dünya
Savaşı patlak verince bütün memleketlerdeki işçiler askere alındıklarında
tereddütsüz düşmanla savaşmak için cepheye koştular.
Bernstein’in işaret ettiği gibi, işçiler Enternasyonalizmi birtarafa bırakıp
herşeyden önce düşmana karşı vatanlarını savunmaya koştular.
İşte bu durum İkinci Enternasyonalin sonunu getirdi.