Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Sokullu Dönemi ve Zayıflamaya Karşı Önlemler

  • (iii) Sokullu Dönemi: Zayıflamaya Karşı Önlemler: Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra gelen padişahların çoğu devlet işlerine büyük ilgi göstermemişlerdir. Bu durum bir bakıma ülkenin yararına da oldu denebilir. Çünkü devlet işleri hemen tümüyle yetenekli sadrazamların eline geçmiş (Sokullu ve Köprülüler gibi) ve “zayıf padişahlar ve güçlü sadrazamlar” dönemi başlamıştır.

                Kanuni’den sonra tahta geçen II. Selim döneminde (1566 – 1574) Rus gücü Osmanlıları Karadeniz’in kuzeyinden tehdit etmeye başlamış, Kazan Hanlığı ve tüm Volga vadisi üzerinde egemenliğini kurmuştu. Üstelik Türkistan’ın da ele geçmesiyle buradaki Müslümanların, Osmanlı padişahının koruyucusu olduğu kutsal yerlere dini ve ticari amaçlarla gitmelerini engellemeye başlamışlardı. Bu olumsuz gelişmeler karşısında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın İslam âlemini zayıflatan temel nedenleri doğru olarak anlayıp, çeşitli karşı tedbirler aldığı gözleniyor. 1568’deki Azak Seferi bunlardan biridir.

                Azak Seferi’ne uzun vadede önemli sonuçlar doğurabilecek amaçlarla girişilmiştir. Her şeyden önce, Karadeniz’in kuzeyinde ciddi boyutlara ulaşan Rus genişlemesi, bu devlet yörede daha da güçlenmeden durdurulmak istenmekteydi. İkinci olarak, halife sıfatıyla tüm dünya Müslümanlarının koruyucusu olan Osmanlı padişahının prestijinin yeniden sağlanması amaçlanıyordu. Ayrıca Sokullu Mehmet Paşa Don ile Volga akarsuları arasında Osmanlı donanmasının geçebileceği bir kanal yaptırmak düşüncesindeydi. Böylece Osmanlı denetimindeki Azak denizine dökülen Don ile Hazar denizine dökülen Volga bir birine bağlanırsa, Osmanlı donanması Hazar’a da hâkim olacaktı. Bunun Osmanlı Devleti açısından iki avantajı vardı. Bir kere, hem batısından hem de donanma ile Hazar Denizi’nden baskı altında tutulacak olan İran, Osmanlılara karşı serüvenlere girişmekten alıkonabilecekti. İkincisi, Osmanlı kuvvetleri Rusya ile İran arasına girerek, güneye doğru Rusya’nın olası genişlemesini durdurabilirdi. Tüm bunlardan, Sokullu Mehmet Paşa’nın, İslam dünyasını tehdit eden ve daha önce değinilmiş bulunan üç unsurlardan en az ikisini kavradığı ve tedbir almaya çalıştığı anlaşılıyor: Sünni-Şii çatışmasının, İslam dünyasına zarar vermeyecek boyutlarda tutulması ve Rus tehlikesinin ortadan kaldırılması. Ne var ki, iklim koşullarının uygunsuzluğu ve zamanın teknolojisinin yetersizliği, bu ilginç ve akıllı projenin gerçekleşmesini engellemiştir. Yapılan Osmanlı-Rus antlaşması mevcut statükoyu da pek değiştirmemiştir. İlginç olan bir nokta, Sokullu’nun Süveyş’te de bir kanal açma ve böylece Osmanlı donanmasını Hint Okyanusu’na kısa yoldan çıkarma düşüncesidir. Ancak tüm bu işlerle uğraşılacakken, Yemen’de patlak veren ayaklanmanın bastırılmasına çalışılmıştır.

                Sokullu’nun denizlerde beliren İberik tehdidi konusunda da duyarsız olmadığı anlaşılıyor. Sokullu, Akdeniz’de bir numaralı düşman saydığı İspanya’ya karşı bir hareket düzenlemeyi tasarlıyordu. Ancak II. Selim’in, Akdeniz’de çok stratejik bir yere sahip olan Kıbrıs adasının fethi konusundaki kararlılığı bu harekatı engelledi. Kıbrıs adası 1571 yılında Venedik Cumhuriyeti’nden alındı. Adada Katoliklere karşı Yunan Ortodokslarının eski ayrıcalıkları canlandırıldı ve Latin tutsak sistemi kaldırıldı. Venedik soylularına ait olan toprak devletleştirildi. Yerel halka ekonomik yardımda bulunuldu ve Kıbrıs’a Anadolu’dan nüfus yerleştirildi.

                Kıbrıs’ın Osmanlılarca fethi, Hıristiyan dünyasında büyük bir tepkiye yol açtı. Papa V. Pius’un çabaları sonucunda, tüm Hıristiyanları bir haçlı ruhu içinde birleştirmeyi amaçlayan “Sürekli Kutsal Birlik” kuruldu. Papalık, İspanya, Venedik, Malta Şövalyeleri ve İtalyan kent-devletlerinden oluşturulan filoya, V. Charles’ın oğlu Don Juan komuta etti. İnebahtı Deniz Savaşı (Lepanto) hilal ile kaç arasındaki son büyük deniz savaşıdır ve Osmanlı donamasının yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Cervantes, Don Quixote (Don Kişot) adlı kitabında bu savaştan “Hıristiyanlar için Türklerin yenilmez olmadığını gösteren en talihli gün” diye söz eder. İnebahtı’dan altı ay sonra, 1572 yılında, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’nın komutasındaki Osmanlı donanması, Akdeniz’in egemeni olduğunu göstermek için Akdeniz’e açıldı. Osmanlı bayrağının yeniden Akdeniz’de görülmesi, Venedik’in Osmanlılarla arasındaki ittifakın çözülmesi sonucunda, Venedik’le Osmanlılar arasında Kıbrıs’ı resmen Osmanlı Devleti’ne bırakan bir barış antlaşması imzalandı. 1473’te İnebahtı’dan sonra İspanya’nın eline geçmiş bulunan Tunus geri alındı. 1578’de Osmanlı etkisi Fas’a kadar genişletildi. Burada, Fas Şerifi kendileri için çalışacak bir başkasını tahta çıkarmak için mücadele eden Portekiz’e karşı Osmanlılardan yardım istemişti. Yapılan savaşta Osmanlı donanması galip çıktı ve hatta Portekiz Kralı Sebastian öldü. Bu deniz yenilgisi Portekiz’in başat güç durumundan düşmesinde başlıca rolü oynamıştır.

                1578’de II. Selim eceliyle, 1579’da Sokullu Mehmet Paşa ise muhalifleri tarafından öldürüldü. Bu üstün yeteneklere sahip sadrazamın öldürülmesi, Osmanlı Devleti’nde uzun sürecek olan gerileme ve yıkılma döneminin başlangıcını oluşturan en önemli olaydır.

     Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle