Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Suriye ve Mısır’da Kıpçaklar

  • Suriye ve Mısır’da Kıpçaklar

    Müslüman ülkeler içerisinde gerek idari görevlerde gerek saray işlerinde yada orduda, para ile satın alınan memluk unsurunu istihdam eden kuruluşundan itibaren yabancı unsura önem veren Abbasiler olmuştur. Onlara gelinceye kadar köleler, sadece hizmet işleri, ziraat işleri ve benzeri işlerde çalıştırılıyordu.

    Abbasi halifelerinin şahsi hakimiyetlerini pekiştirmek amacıyla devamlı memluk satın alması ve valilerin de bulundukları bölgelerde bağımsız olma arzularını gerçekleştirmek için tek dayanak olarak “memlûklerden” oluşturulacak orduları görüp bu amaçla “Memluk” satın almaları, kısa süre sonra bu memlûklerin İslâm Devleti’nin her yerinde yayılmasına sebep olmuştur. Küçük yaşta ülkelerinden getirilip efendilerinin lütfu ile hür olan bu memlûkler, zamanla nüfuzlarını artırarak, liyakat ve kabiliyetleri sayesinde, yeni vatan edindikleri topraklar üzerinde idareyi ellerine almaya başlamışlardır. Göstermiş oldukları başarının karşılığı olarak çeşitli vilayetlere vali tayin edilen Türk komutanların bu yabancı topraklarda “memluk sistemi”ni maharetle tatbik ettikleri görülüyor.

    İslâm tarihinde “memluk asker” sisteminin en bariz örneklerine Mısır’da kurulan Tulunoğulları ve İhşidîknezde rastlanılmaktadır.

    969 yılında İhşidîleri ortadan kaldırarak Mısır’ı ele geçiren Fatımîknezin de saltanatlarını devam ettirebilmek için ordularında Türk memlûklerine yer verdileri görülmektedir. Önceleri ordularını genellikle Berberî ve zencilerden kuran Fatımî hükümdarları Mısır’daki hakimiyetlerini sürdürebilmek için Türk unsuruna başvurmuşlar ve onlardan birlikler kurmuşlardır.

    Bazı kaynaklar Tolunoğulları, İhşidîler ve Fatımîler devletlerinin ordularında bulunan Türk Memlûkler içerisinde Kıpçakların da bulunduğuna dair görüşler belirtseler de Suriye ve Mısır’da Kıpçak unsuruna XII. yüzyılın yarısından itibaren ve 1171 yıllarında kurulan Eyyubîler Devleti’nde rastlamak mümkündür. Gerek Eyyubîler Devleti’nin kurucusu Selahattin Eyyubî, gerekse haleflerinin orduya çok sayıda memlûk aldıkları zikredilmektedir. Zamanla birbirlerine düşen Eyyubî emirler, gerek aralarında çıkan çatışmalarda gerek bölgedeki diğer devletlere karşı yaptıkları savaşlarda istihdam için memlûklerden daha çok yararlanmaya gitmişler ve bunlardan oluşan kalabalık birlikler kurmuşlardır. Eyyubîlerin son dönemlerinde (1240-1250) başta Kıpçak olmak üzere çeşitli Türk kavimlerinden oluşan birliklerin etkisinin arttığı anlaşılıyor. Bilhassa Moğolların istilasına uğrayan Kıpçak bozkırlarından getirilen Kıpçakların hep birlikte ayrı kışlalarda tutuldukları için ana dillerini unutmadıkları ve gittikçe devletin idarî ve askerî mevkilerine geçerek etkili olmaya başladıkları belirtiliyor.

    XIII. yüzyılın başlarından itibaren başlayıp Eyyubîler Devleti’nin son dönemlerinde daha yoğun bir şekilde Mısır’a memluk olarak gelen Kıpçakların gelişleri 1250 yılında Memluk Türk Sultanlığı’nın kuruluşundan sonra da devam etmiştir. XIII. yüzyılda Suriye ve Mısır’a özellikle Kıpçakların çok gelmesinde Kıpçak Bazkırlarında ekonomik durumlarının bozulup, kıtlık ve hastalık epidemilerinin hayvanlarını yok etmesi etkili olmuştur. Bu sebeplerden dolayı Kıpçaklar da Rusların âdetlerine uyarak gençlerini parayla satmışlardır.

    Kıpçak köle ve cariyeleri, İslâm ülkelerine Orta Asya’dan dolaşan eski yoldan ziyade yeni açılan Anadolu yolundan sevkediliyordu. Bu büyük ticaret yolu üzerinde Sivas ve Halep şehirleri önemli iki pazarı oluşturuyordu. Anadolu’nun bazı şehirlerinde bulunan “Gulâm-Hane”ler (köle-mektep) Selçuklu saray ve ordusu ile devlet büyükleri ve zenginlerin konakları için sarışın Kıpçak çocuklarını eğiterek köle ve cariyeler yetiştiriyorlardı. İbn Bîbi, 1205 yılında Trabzon Rumlarının Sinop ve Samsun’a varan yolu karadan ve denizden kesmeleri dolayısıyla Kıpçak, Rus ve Rumlarla ticaret yapan kafilelerin Sivas’ta izdiham halinde yığıldıklarını, neticede de halkın büyük zarara uğradığını ve bunun üzerine Selçuklu sultanı I. Keyhüsrev’in bir sefer açmak zorunda kaldığından bahseder.

    Aslında Sivas o dönemde kuzey ve güney kavimlerinin bir mübadele merkezi idi. Kuzeyden gelen köleler, cariyeler ve kürkler İslâm ülkelerine buradan dağılıyordu. Menşei Kıpçak ve Kafkas kavimlerinden olan Mısır Memlûk Devleti orduları ve bir kısım Selçuklu devlet adamları olan köleler hep Sivas’ta satılmış, Sivas’tan götürülmüştür. Bu münasebetle İlhanî hükümdarı Abaga Han Memlûk sultanı Baybars’a yazdığı bir mektupta “Sivas’ta satılmış bir köle” ifadesiyle onu tezyif etmiştir. Bu yolda XIV. yüzyılın sonuna kadar bu faaliyetin devam ettiği anlaşılıyor.

    Memluk gruplarının daha düzenli ve muntazam teşkilatlar halinde ortaya çıkması, Selahaddin’den sonra Eyyubîlerin başına geçen el-Melikü’l-Kamil Muhammed ve gayesi Mısır, Filistin, Suriye ve Irak’ı da içine alan bir devlet kurmak suretiyle Eyyubî Devleti’ni merkezileştirmeye çalışan el-Melikü’s-Salih Necmeddin Eyyub zamanlarına rastlar. Memluk satın alma işine özel önem veren Necmeddin Eyyub Moğol istilasının sebep olduğu karışıklık sırasında cesaretleri, binicilikleri, ok atma ve savaşmaktaki üstün vasıfları, vücut yapıları ve sadâkatleri gibi özellikleri sebebiyle pek çok Kıpçak satın alır. Çoğunluğunu Kıpçak ve Harezmlilerin oluşturduğu ayrı bir memluk grubu kurup bunları, Nil nehri üzerindeki Ravza Adası’nı kara ile irtibatını keserek müstahkem bir hale soktuktan sonra oraya yerleştirir. Nil nehrine izafeten çoğunluğunu Kıpçakların meydana getirdiği bu memluk grubuna Bahrî Memlûkler (Memaliku’l-Bahriyye) ismi verildi. Bahrî Memlûkler başlangıçta Necmeddin Eyyub’u güçlendirmişse de zamanla memlûklerin çok kuvvetlenmesi Fatımîlerde olduğu gibi, Eyyubî sülalesinin de çökmesine sebep olmuştur.

    Zira Slav, Macar ve Rumlara göre çoğunluğu oluşturan Bahriye Memlûkleri, kendi iktalarında yaşayan Eyyubi meliklerinin aralarındaki kavgaları sırasında el-Melikü’s-Salih Necmeddin Eyyub’e ve haleflerine bağlı kalarak nüfuzlarını git gide artırmışlar ve ismen saltanat süren diğer Eyyubi meliklerini bertaraf etmeyi başarmışlardır. Nitekim Kutuz, Baybars ve Kalavun gibi Bahrî memluk komutanlarının desteğini alan Melikü’s-Salih, rakiplerine üstünlük sağlamıştır. Ancak Melikü’s-Salih’in ölümü (1249) üzerine tahta çıkan oğlu Turan Şah zamanında artık bu aileye kendilerini bağlı sayamayan Oğuz-Türkmen gurubu ile Bahrî Memlûkleri, Mansûra’da birlikte mağlup ettikleri IX. Louis ile yapılan müzakerelerin kendilerine danışılmadan yapıldığı iddiasıyla Turanşah’ı öldürdüler (1250). Onun ölümü Eyyubîlerin sonu demekti. Böylece Mısır’ın mukadderatı tamamen Bahriye Memlûklerinin eline geçmiş oldu.

    Turanşah’ın ölümü üzerine Mısır’da tek söz sahibi olan Kıpçakların ağırlığını oluşturduğu Memlûkler, Melikü’s-Salih’in dul karısı Türk asıllı Şecerüddür’ü sultan seçtiler. Muhtemelen Kıpçak asıllı olan bu kadın, zekası, dirayeti ve cesaretiyle maruftu. Melikü’s-Salih onu köle olarak satın almış ve hür yaptıktan sonra evlenmişti. Şecerüddür’ün bu özelliklerinden dolayı bazı tarihçiler bu kadını Mısır’daki ilk Memluk sultanı olarak zikrederler.

    Şecerüddür, kocası Melikü’s-Salih’in son günlerinde kalabalık bir ordu ile Mısır’ı istilaya gelen Haçlı ordusu kumandanı IX. Louis’i Mansûra’da yenip esir etmiş ve Fransız komutanı ile kendisi ve diğer Haçlı esirlerinin kurtuluş akçası olarak sekiz yüz bin dinar ödemeyi kabul edip Mısır’dan çekilip giderek bir daha böyle bir sefere kalkışmamayı kabul etmesi şartıyla anlaşmıştı.210 Böylece kocasının son zamanlarında harici bir tehlikeye maruz kalan Mısır’ı kurtarmış olmasına rağmen tahtında çok rahat değildi. Çünkü, kendisi her şeyden önce bir kadındı ve Müslümanlar bir kadının hükümdarlığına alışık değillerdi. Nitekim kendisi de bunu bildiği için, hutbe, sikke ve diğer resmî muamelelerde kocası veya oğluna olan nisbetlerini zikrediyor, kendi adını kullanmıyordu.211 Neticede Şecerüddür kendisini hal edip daha önce Bahriye Memlûkleri tarafından Atabekü’l-Asakir seçilen İzzeddin Aybek et-Türkmâni ile evlenerek saltanatı ona bıraktı. (1250).

    Bazı kaynaklar 1250-1257 yılları arasında başta bulunan Aybek’in Kuman-Kıpçak Türklerine mensup olduğunu belirtseler de212 çoğunluğun görüşü bu komutanın Kıpçak kökenli olmayıp Türk asıllı başka bir kavimden olduğu yönündedir. Türk Memluk Devleti içerisinde tarihe mal olmuş olup önemli başarılar gösteren Kutuz, Baybars I ve Kalavun Kıpçak asıllıdır. Ayrıca ister Bahrî, isterse Burcî Memlûklerinde olsun, Kıpçakların devletin idari ve askeri yapısında genel olarak etkili oldukları ve önemli görevler üstlendikleri muhakkaktır.

    Bu arada Sultan Kutuz’dan başlayarak Çerkez Memlûklerina kadar (1382), Mısır Türk Devleti’ni Kıpçak menşeli sultanların yönettiğini söylemek yanlış olmaz. Zira bu dönemde, Arapça konuşan yerli halkın dışında kalanlar için dil Türkçe (Kıpçakça), kültür de Türk kültürü olmuştur. Bu sürecin Çerkez Memlukleri döneminde de büyük ölçüde devam ettiği o dönem kaynaklarından anlaşılmaktadır.

    NOT: Bu ilgili makale, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Gökbel’in Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. Cildinde yer alan “Kıpçaklar ve Kumanlar” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle