Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Tarih Bloğu – 93 HARBİ VE SONRASI GELİŞMELER

  • 93 HARBİ VE SONRASI GELİŞMELER:
    Londra Protokolü’nü kabul etmeyen Osmanlı Devleti, Ruslar tarafından barış karşıtı olarak nitelendirilirken, takındıkları tutumla ister istemez Rusya’nın ekmeğine yağ sürmüş oluyordu.Rusya diğer devletlerin de tarafsız olacaklarını bildirmeleriyle tek başına Osmanlı Devleti’ne savaş açarken bazı komutanların savaşa karşı olmalarına rağmen konferans kararlarının reddi ile devlet için savaş kaçınılmaz bir hal almıştı.

    Konferans ve Londra Protokolü kararlarının reddedilmesinin sebepleri halen tartışılırken red kararının alınmasında kimin etkili olduğu sorusuna farklı yanıtlar verilmektedir.Mithat Paşa’nın görev sürecinde aldığı kararların sürgüne gitmesinden sonra da etkili olduğu görüşüyle birlikte Meclisi Mebusan’ın bu kararları aldığı görüşülerinin karşısında[8] sonuçta son sözün hep Abdülhamid’de olduğu ve mevcut durumda da onun etkili olduğu yönünde görüşler de vardı.[9] Yukarıda da belirttiğimiz gibi sebep kim olursa olsun ok yaydan çıkmıştı ve devlet Rusya ile 1886-1887 yılları boyunca sürecek ve 93 Harbi olarakta anılacak olan savaşın içine girmişti.

    Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da süren savaşta; Balkanlarda Gazi Osman Paşa, Anadolu’da da Ahmet Muhtar Paşa komutasındaki ordular başarılar gösterselerde sonucu değiştirememişlerdir. Ordu içindeki komutanların çekişmeleri, en güvenilir komutanların bile yaptıkları taktiksel hatalar, ayrıca İstanbul’dan yönetilmeye kalkışılması; Rus ordusunun Yeşilköy önlerine gelmesi sonucunu doğurmuştur[10].Savaş sonrasında da meclis Abdülha- mid tarafından tatil edilerek, Kanun-i Esasi yürürlükten kaldırıldı.Devletin aldığı bu ağır yenilgi beraberinde çok ağır koşullar içeren Ayastafanos Andlaşması’nı getirdi.Andlaşmanın koşullarına bakarsak:

    *Osmanlı Devleti; Karadağ, Sırbistan ve Romanya’nın bağımsızlığını ve topraklarını genişletmesini kabul edecekti.Bu doğrultuda Sırbistan Niş’i, Romanya Beserabya’yı Rusya ya vermesi karşılığında Dobruca’yı alacaktı.Karadağ da Adriyatik Denizi’ne kadar genişleyecekti.

    *Bulgaristan, Tuna’dan Ege Denizi’ne Karadeniz’den Arnavutluğa olan alanı kapsayacak biçimde Osmanlı Devletine bağlı, özerk bir prenslik haline gelecekti.Bulgaristan Prensi; büyük devletlerin hanedanlarına mensup olmayacak şekilde, halk tarafından serbestçe seçilecek ve büyük devletlerin uygun görmesi halinde Osmanlı tarafından bu seçim onaylanacaktı.

    *Bosna-Hersek’ te Rusya ve Avusturya’nın kontrolünde ıslahat yapılacaktı.

    *Osmanlı Devleti, 1868 de Girit’e verdiği özerklik koşullarını dikkatle uygulayacaktı.

    *Bab-ı Ali, Doğu’da Ermenilerin bulunduğu yerlerde gereken ıslahatları yapacaktı.

    *Osmanlı Devleti, savaş tazminatı olarak Balkanlarda bir kısım toprak ile Ardahan, Kars,

    Batum ve Beyazıt’ı Rusya’ya verecekti.

    Bu andlaşma ile Rusya, Slavcılık politikasında bir anlamda büyük bir zafer kazanıyordu. Osmanlı Devleti’ni parçalarken Doğu Anadolu ve Balkanlara yerleşebilme olanağına sahip oluyordu.Osmanlı Devleti, Karadağ, Sırbistan ve Romanya’yı kaybetmesinin yanısıra özerk bir Bulgar Prensliğini kabul etmekle hem Rumeli’de topraklarının ikiye bölünmesini hem de Bosna-Hersek’te ki ıslahatların Rusya ve Avusturya’nın kontrolüne vererek etkisini kaybetmesini çaresizce kabul ediyordu.Doğu’da da önemli toprakları Rusya’ya bırakıyordu.Ermeni adı ilk kez uluslarası bir andlaşmada yer alırken günümüzde de devam eden Ermeni sorununun temelleri bu andlaşma ile atılıyordu.

    Rusya sağladığı avantajları ile Bulgaristan vasıtasıyla Ege Denizi’ne çıkıyor, I.Petro döneminden beri sağlamaya çalıştığı sıcak denizlere inme politikasını bir ölçüde başarmış oluyordu.Batum, Kars, Ardahan ve Beyazıt’ı ele geçirerek de, Fırat ve Dicle nehirlerine dolayısıyla Basra Körfezine yaklaşmış bulunuyordu.Ege ve Adriyatik vasıtasıyla Boğazlar ve Akdeniz’i, Basra yoluyla da Hindistan ve Hint Okyanusunu tehdit eder bir konuma kavuşuyordu.Islahat koşulları ile de Doğu Anadolu, Girit, Teselya, Bosna-Hersek ve Arnavutluk üzerinde söz sahibi oluyordu.

    Osmanlı Devleti’nin tarihindeki en ağır yenilgilerden birini aldığı bu savaş sırasında diğer Avrupalı devletler tarafsızlıklarını korumuşlardı.Ancak Ayastafanos Andlaşmasının ortaya çıkardığı koşullar diğer devletlerde memnuniyetsizlikler yarattı ve bunların yüksek sesle dile getirilmesine sebep oldu.Bu andlaşma ile uzun süredir Avrupayı meşgul eden “Doğu Sorunu”nu Rusya’nın tek başına çözmeye kalkması, 1856 Paris Andlaşması ile kurulan dengeyi artık tamamiyle bozmuştu.Bağımsızlıklarına kavuşan Balkan Devletleri gerek aldıkları toprak, gerekse de yapılan sınır düzenlemelerinden memnun değillerdi. Bunların yanısıra andlaşmaya asıl tepkilerin kaynağı İngiltere ve Avusturya’ydı.

    Avusturya’nın hedef ve çıkarları ile Rusya’nın hedef ve çıkarları Osmanlı toprakları üzerinde çatışmakla birlikte Ayastafanos ile Rusya bu bölgede bir üstünlük elde ediyordu.Rus-ya, Avusturya’nın hedefleri üzerinde Slavcılık politikasıyla etkili olurken, yeni sınır düzenlemeleri ile de artık doğrudan etkili ve tehlikeli olabilecek bir konuma gelmişti.Oluşan bu çift yönlü Rus etkisi Avusturya’yı endişeye düşürmüştü.

    İngiltere, Rus ordusunun Plevne’de başarılı olup ilerlemeye geçmesinden itibaren endişelenmeye başlamıştı.Andlaşmanın getirdikleri ise endişelerini çoğaltmıştı.Rusya’nın Ege Denizi’ne ve Basra Körfezi’ne doğru uzanması İngiltere için olumlu sayılacak gelişmeler değildi.Bu, Akdeniz ve Hindistan’da ki, yani doğu ticareti ve sömürgelerindeki üstünlüğü için tehlikeler arzetmekteydi.Bu gibi faktörlerde andlaşmanın sonuçlarından endişe duyan

    devletleri biraraya getirerek -ki bunların arasına Bismarck’ın Almanya’sı da eklenmiştir,

    “Doğu Sorunu”nu yeniden gözden geçirmek ve Ayastafanos’un ilgili maddelerinde düzenlemeler yapmak için bir konferans toplamaya yöneltti.Karşısındaki birleşik güçlere karşı koyamayacağını anlayan savaş yorgunu Rusya bu öneriyi kabul etmek zorunda kaldı.

    BERLİN KONGRESİ

    Osmanlı Devleti, Ayastafanos’un kendisene kaybettirdikleri sonrası kendi durumunun görüşüleceği bu konferansa çok büyük ümit bağlamıştı.Çünkü orada Avrupalı devletlerin çatışan çıkarları, kaybedilenlerin geri kazanılmasında önemli rol oynayabilirdi.Fakat yalnız bir Osmanlı’nın konferansda kendi haklarını müdafa edebilmesi pek olası gözükmemekteydi.

    Bu sırada İngiltere Akdeniz’de ve Hindistan yolu üzerindeki çıkarlarını koruyabilmek adına Kıbrıs’a büyük önem vermeye başlamıştı.Çünkü Kıbrıs Adası’nda yer alacak İngiliz kuvvetleri devletlerinin çıkarlarını, ticari faaliyetlerini ve tabiki Hindistan’ı koruyabilecekti.Bu nedenle de iki taraf arasında görüşmeler başladı.Abdülhamid’in uluslar arası ilişkilerde uyguladığı politikalara önemli bir örnek eden bu sürecin sonunda Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ın yönetimini, toprak mülkiyeti kendinde kalmak şartıyla, İngiltere’nin kendisine Berlin Kongresinde yapacağı yardımlar karşılığında geçici olarak devrediyordu.4 Haziran 1878 tarihindeki bu devrediş ilerleyen süreçte Kıbrıs’ın tamamen kaybedilmesine yol açacaktı.

    13 Haziran ile 13 Temmuz tarihleri arasında Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, İtalya ve Avusturya “Berlin Kongresi”nde biraraya geldiler.Altı büyük devlet kongreye verdikleri önemi belirtircesine üst düzey yetkilileri katılımda bulunmuşlardı. Kongre Başkanı Bismarck’ca “1856 Paris Andlaşması ve 1871 Londra Sözleşmesi ile kurulmuş olan, ancak Ayastafanos Andlaşması ile bozulmuş olan Avrupa dengesini yeniden düzenlemek ve Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu barış ortamını yeniden kurmak”olarak gösterilen kongrenin amacının başladığı andan itibaren Osmanlı Devleti’nin Ayastafanos Andlaşması ile uğradığı kayıpları gidermek veya hafifletmek değil Avrupa devletleri arasındaki çıkar çatışmalarını uzlaştırmak olduğu anlaşılıyordu [11].Kongre süresince her büyük devlet kendi çıkarlarını elde etmeye çalışmışlardı.Almanya; Avrupa’da kendisine biraz daha üstün bir durum kazandırmak, kendisine gerekli olan Avrupa barışını sürdürmek bu arada Rusya’yı Doğu Avrupa ve Balkanlardan uzak tutabilmek, Fransa’nın dikkatini kendi üzerinden çekmek için, onu Osmanlı Afrikası’na yöneltmek çabası içindeydi.

    Kongrede İngiltere’nin tutum ve önerileri ise bu kongreye bel bağlamış Osmanlı Devleti için tam bir hayal kırıklığı olmuştu.Sırf bu kongrede kendisine destek olması için Kıbrıs’ı geçici(!) olarak İngiltere’ye devreden Osmanlı Devleti, umduğu desteği bir yana bırakın, Bosna-Hersek’in Avusturya’ya terki, Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine ıslahat yapılması gibi önerilerle çıkarlarının baltalıandığını görüyordu.Ayrıca Yunan delegelerin kongrede konuşmasını sağlayarak Yunanlıların toprak isteklerini desteklediler.Bundaki temel amaç; Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin bütünü üzerinde insiyatifi Rusların elinden alabilmekti.Osmanlı, öncesinde çeşitli faaliyetlerde bulunsa da kendi üzerinde ki pazarlıkların tartışıldığı bir kongrede yine yalnız kalıyordu.Tartışmalı bir ay sonunda 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Andlaşması başlıca şu maddeleri içeriyordu:

    *Bulgaristan üçe ayrılacaktı.Birinci bölge Osmanlı egemenliği altında özerk bir Bulgar Prensliği olacak, ikinci bölge Balkanların güneyinde, Doğu Rumeli adında doğrudan Osmanlı Devleti’ne bağlı büyük devletlerce kabul edilmiş Hristiyan bir vali yönetiminde bir eyalet olacak, üçüncü bölge ise Makedonya olup ıslahat yapmak şartıyla Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı.

    *Osmanlı Devleti, Girit Adasında 1868’de uygulamaya başladığı özekliği genişletecek ve bu konuda diğer devletlere bilgi verecekti.

    *Yunanistan’a bir miktar toprak verilecekti.

    *Bosna-Hersek, Osmanlı Devletine bağlı kalacak ancak Avusturyaca işgal edilip yönetilecekti.

    *Karadağ, sınırları yeniden çizilerek bağımsız bir devlet olacaktı.

    *Sırbistan, bağımsız olacak ve Niş’i de alarak sınırlarını genişletecekti.

    *Romanya,bağımsız olacak,Beserabya’yı Rusya’ya verip, karşılığında Dobruca’yı alacaktı.

    *Tuna Nehri, savaş gemilerine kapalı olmak kaydıyla ticaret yapan gemilere açık olacak ve devletlerarası bir komisyonca yönetilecekti..

    *Ardahan,Batum ve Kars Rusya’ya verilecek, Rusya’da Eleşkirt ve Beyazıt’ı Osmanlıya iade edecekti.

    *Osmanlı Devleti, Katur’u İran’a verecekti.

    *Ermenilerin bulunduğu doğu illerinde ıslahat yapılacaktı.

    Berlin Kongresi ile bozulan denge yerine Avrupa’da yeni bir güçler dengesi kurulmuştu. Yeni denge;büyük devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki çıkarlarının uyuşturulması oranında ve onun topraklarının paylaşılmasıyla meydana gelmişti.[12]Kongre Osmanlı topraklarının paylaşılma pazarlıklarının yapıldığı bir toplantıya dönüşmüş, 1856 Paris Andlaşması ile bütünlüğüne saygı gösterilen Osmanlı toprakları ortada yer alan pasta haline gelmişti.1856’lar da en büyük savunucusu olduğu bu görüşten cayan İngiltere, Berlin Andlaşmasının imzalandığı günlerde Kıbrıs’a yerleşmişti.Bu tarihlere kadar varlığının çıkarlarına yarar sağladığı büyük devletlere yaslanmış bir şekilde varlığını sürüren Osmanlı Devleti Berlin Kongeresi sonrasında denize düştüğünde sarılacak bir yılan bulamama tehlikesi ile karşı karşıya kalıyordu.Bosna-Hersek ve Kıbrıs’ta egemenliği sözde kalan, birçok toprağında ıslahat yapacağını vaad ederek sürekli bir Avrupa denetimine maruz olacak, Yunanistan’ın andlaşmaya girmesi ile de gelecekte bunların yayılmacı siyasetlerine ortam hazırlayacak bir devletin geleceği bir anlamda; saltanata gelir gelmez, kendini bu karmakarışık olaylar içerisinde bulan Abdülhamid’in ellerine ve uygulayacağı politikalara bağlı oluyordu.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle