Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Tarih Makaleleri – Atatürk Sonrası Tarihçilik

  • Atatürk Sonrası Tarihçilik

    Atatürk Türkiye’si ve Atatürk sonrası dönemlerde tarih çalışmaları yaklaşımlar açısından farklılıklar göstermektedir. Tarih boyunca devrim, darbe veya demokratik yöntemle siyasi gücü ele geçiren yeni yönetimler, eskilerini amansızca eleştirmişlerdir. Bunun tarih içinde bildiğimiz örneklerine, günümüzde de tanık olmaktayız . Atatürk Devrimiyle altı yüzyıllık Osmanlı devleti sona ermiş ve çağdaş ve uygar ölçütlerde yeni bir devlet yapılanmasına geçilmiştir. Devletin bu yeni ölçütler etrafında şekillenmesinin yanı sıra toplumun da yeni değer, kavram, kurum ve kuralların içeriği doğrultusunda bilinçlenmesi ve bunları ödünsüz sahiplenmesi kaçınılmazdı.
    Atatürk Türkiye’si ve Atatürk sonrası dönemlerde tarih çalışmaları yaklaşımlar açısından farklılıklar göstermektedir. Tarih boyunca devrim, darbe veya demokratik yöntemle siyasi gücü ele geçiren yeni yönetimler, eskilerini amansızca eleştirmişlerdir. Bunun tarih içinde bildiğimiz örneklerine, günümüzde de tanık olmaktayız .

    Atatürk Devrimiyle altı yüzyıllık Osmanlı devleti sona ermiş ve çağdaş ve uygar ölçütlerde yeni bir devlet yapılanmasına geçilmiştir. Devletin bu yeni ölçütler etrafında şekillenmesinin yanı sıra toplumun da yeni değer, kavram, kurum ve kuralların içeriği doğrultusunda bilinçlenmesi ve bunları ödünsüz sahiplenmesi kaçınılmazdı. İşte, Cumhuriyet yönetimi, devlet politikasını bu yaklaşım üzerine kurmuş ve bireylerini ulus devletin nitelikleri etrafında bilinçlendirmeye birincil derecede önem vermiştir.

    Önceleri birlikte anılan Türk Ocağı ve Türk Tarihini Tetkik Encümeni’nin, birinci kısmının kapatılmasından sonra adı Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti olan kurum, yeni kurulan devletin politikası doğrultusunda çalışmalarına devam ederek, Türk Tarihinin Ana Hatları ve dört ciltlik Tarih serisini, 1932 – 1934 yılları arasında hazırlayarak bastırıp orta eğitimde devreye sokmuştur. Serinin gerek birinci ve gerekse diğer ciltlerinin Önsöz’ünde de aynı şekilde vurgulanan yaklaşımlar devletin bu kitapları hazırlatmaktaki amaç ve hedeflerini göstermektedir. Bu amaç ve hedefler önceki dönemlerde yapılmış olan üç yanlı.lığın düzeltilmesine yönelikti. Şöyle ki; Türk ve İslam tarih yazarlarının Türklüğü ve Türk uygarlığını İslamlık ve İslam uygarlığı ile kayna.tırmaları; İslamlıktan önce gelen dönemleri binlerce yıla ait devreleri unutturmayı ümmetçilik politikasının gereği ve din gayreti görevi bilmeleri; daha yakın zamanlarda Osmanlı İmparatorluğuna dahil bütün unsurlardan tek bir milliyet yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanını da, Türk adının anılmaması, ulusal tarihin yalnız önemsenmemekle değil, hatta yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesinin üçüncü bir neden oluşturmasıdır.1

    Doğal olarak üzerinde durulan bu nedenler içe ve dışa dönük iki boyutlu bir yaklaşımı beraberinde getirecektir. Birincisi, toplumu, Osmanlı devleti yöneticilerinin, koskoca bir imparatorluğun tarih sahnesinden silinmesini beraberinde getiren yanlış uygulamalar konusunda eğitmek ve yeni kurulan devletin sahip olduğu nitelikler konusunda bilinçlendirmek, ikincisi ise dışa karşı, yüzyıllardır yabancı tarihçilerce kendisi hakkında yazılan haksız ve amaçlı değerlendirmelere karşı Türklüğü gerçek kimlik, nitelik ve uygarlıklarıyla savunmak.

    Aynı şekilde 4. ciltte yer alan “İstiklal Harbinin Mahiyeti” başlıklı alt bölümün içeriğinde çoğu, kitabın yazıldığı 1934 tarihine kadar gerçekleştirilen hedeflerin hepsinin, Osmanlı dönemine karşı, çeşitli alanlarda izledikleri yanlış politikalar nedeniyle, bir eleştirel yaklaşımın dolayısıyla tavır alışın üzerine kurulu olduğu kolayca görülmektedir.2

    Genç kuşakları yeni tarih tezi doğrultusunda bilinçlendirmek üzere hazırlanan bu yapıtlar 1931-1941 yılları arasında lise gençliğine okutulmuştur. Aslında Atatürk’ün ölümünden bir yıl sonra 1939’da eğitim programlarından çıkarılmak istenmişse de yeni ders kitaplarının hazır olmaması nedeniyle 1941 yılına kadar yine programda kalmıştır. O zamanki adıyla Maarif Vekaleti, bu dört cildi esas alan üç ciltlik orta okul ve ilkokul tarih kitaplarını hazırlatarak eğitim programlarına sokmuştur. 1940’1ı yıllarda Yusuf H. Bayur’un üç ciltlik Türk İnkılabı Tarihi Türk Tarih Kurumu’nun bu alana en başta gelen hizmetlerinden biri olarak sayılmalıdır.

    Atatürk Sonrası Tarihçilik

    1939 yılında okullar için tarihin yeniden yazılmasına girişilir. Şemsettin Günaltay’ın hazırladığı ilk cilt 1939’da basılır, liselerde kullanılır. Fakat, girişim yarıda kalır. 1942’de Karal, Mansel ve Baysun’un üç ciltlik tarihi okutulur. Bu yapıtlar daha ölçülü ve yargılarında daha dikkatlidir.

    Atatürk sonrası tarihçiliği genelinde değerlendirdiğimizde günümüze uzanan süreçte Atatürk dönemi Türkiye’sindeki anlayıştan çok farklı bir çizgiye geldiğini ve değişime uğradığını görüyoruz. Cumhuriyete ve kurucusuna önce bir tepki sonra eleştiri daha sonra yerme boyutuna ula.an yaklaşımları görüyor ve tanık oluyoruz. O halde, üzerinde düşünülmesi gereken sorular bu değişimlerin belirleyicileri nedir? Siyasi otorite mi? Yoksa, onun üzerinde etkili olan kimi baskı odakları mı? Tanık olduğumuz gerçekler, her ikisinin de bu değişimlerde yönlendirici rol oynadığını gösteriyor.

    Genel Türk tarihinin ağırlıklı olarak Osmanlı devleti döneminin siyasi boyutu ile ilgili çalışmalar daha sonraları ekonomik ve toplumsal yapıya dönük olarak gelişme göstermiştir. İslamiyet öncesi ve sonrası genel Türk tarihini siyasi, kültürel ve ekonomik ve toplumsal yapısını bütünüyle ortaya çıkarmaya yönelik bu çalışmaları Cumhuriyet yönetiminin ulusal tarihe bakış açısının doğal sonucu olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Ancak, Cumhuriyet tarihi ile ilgili çalışmaların ise oldukça yetersiz kaldığı özellikle orta öğretimle ilgili yazılan kitaplarda, devletin kurulu. felsefesinin el kitabı olan Tarih serisinin dördüncü cildi kaynağı oluşturduğu gözlenmektedir. Kamil Su, Emin Oktay, Nihat Akşit’in orta öğretim için hazırladıkları tarih kitaplarında bu yol izlenmiştir. Yeni yayın ve belgelerden yola çıkarak devrimi yeni belgelerin ışığında değerlendirmek var iken neden bu yapılmamıştır?.. veya yapılamamıştır?.. sorularına verilecek yanıtta, kanımca böyle bir yaklaşımda temel etmenin belgelerin sınırlılığından daha çok, içinde yaşanan ortamda siyasi otoritenin Atatürk ve Devrimine karşı tavır alışı ve uygulamalarının yarattığı tepki ve Cumhuriyet ideolojisine sahip çıkma sorumluluğunun doğal sonucu olarak değerlendirilebilir.

    1950-1980 Dönemi

    Demokrat Parti döneminde, belki de yeni tip ili.kilerin sonucu, genel tarih içinde Türk tarihinin payı artırılır. Liselerde okutulan 735 sayfalık tarih derslerinin 522 sayfası genel tarihe, 213 sayfası Türk tarihine aittir. …1976 yılında, lise 1. sınıflarında okutulan Orta Asya’ya verilen pay büyük ölçüde genişletilir. Sümer ve Hititlerin, Türk kökenli olmasından vazgeçilir. Tarih “İslamcı-Türkçü” görüşle işlenir. “Yalnız İslam dini, Türklerin çok eski inançları ile uygunluk gösterdiği için, Türklüğü güçlendiren bir din olmuştur” denilerek İslam öncesi ve sonrası birbirine bağlanır. … Atatürk döneminden farklı olarak kültür ve uygarlık kavramları birbirinden ayrılır.

    Demokrat Parti yönetiminin bu ters gidi.i, ülkeye ve rejime sahip çıkı.la noktalandı. 1960 devrimi hiç kuşkusuz topluma o zamana kadar hiç bilinmeyen sosyal güvenceleri ve sendikal hakları sağlaması açısından oldukça liberal havayı da beraberinde getirdi. Ancak, bu da biraz sonra toplumda yeni odaklanmalar, ideolojik oluşumlarla sonuçlandı. Gerek ülke geleceği açısından gerekse değişik ideolojik odakların kendi görüşleri doğrultusunda devletin kurulu. felsefesini eleştirmeye başlamalarının yarattığı rahatsızlıklar Atatürk’ü ve Devrimini tanıtma yolunda ara.tırmaların ve yayınların yapılmasını beraberinde getirdi ancak, bunların akademi dışında olması ilgi çekici.

    Örneğin, .. S. Aydemir ön sözünde “Bir Atatürk devri tarihi yazılamadığı veya varolan yayınların, onu çeşitli cepheleri ile ele alan tek cepheli araştırma ve hikayeler düzeyinde kalan veya konuyu bütünüyle ele alamayan perakende dermecilik olması, his ve heyecan örgüsü içinde Atatürk’ü objektif hüviyetinden çıkardığını söyleyerek Mustafa Kemal’i bütün yönleri ile toplu, temel, gerçek ve az çok objektif bir hayat hikayesinin ortaya çıkmayı.ı nedeniyle Tek Adam kuşkusuz bir boşluğun doldurulmasında önemli bir yer işgal etmektedir. Yazarının da ifade ettiği gibi “ne bir tarih ne bir belgeler kitabı ne de kronoloji derlemesi olmayıp onu belgelere ve tarihe sadık kalarak her düzeyde okuyucuya tanıtmaya çalı.an” yaygın tarihçiliğin saygın yapıtlarından biridir.3 Yine aynı yaklaşımla ele aldığı İkinci Adam ise yine kendisinin deyişiyle “asla övgü veya yergi olmayıp İsmet İnönü’yü eksik veya yeterli, isabetli veya isabetsiz uygulamaları ile objektif olarak yazılan” yorumu ise okuyucuya bırakan eserdir.4

    1960’lı yıllarda iki ciltlik Milli Mücadele Anadolu İhtilali yapıtıyla Sabahattin Selek katılır. Yazar, bugün için de geçerli olan “Yeni Türkiye’nin kurulu.unu hazırlayan Milli Mücadele sanıldığı gibi birkaç yıl içine sığdırılmış ve tarih olmuş bir devir değildir. Halen bu evrimin devamını yaşıyoruz. Aksi takdirde bugün aynı meseleleri değil, yepyeni bambaşka meseleleri çözmek durumunda kalacaktık” saptamasından sonra Milli Mücadeleyi anlatmakta olan eserlerin yetersizliğine değinerek bunları dört grupta toplar: l) Rejimi yerleştirme amacıyla yazılmış popüler, propaganda eserleri ki bunlar birçok gerçekleri söylemeyen ve Milli Mücadelenin kritiğinin yapılmadığı eserleri kapsar, 2) Yukarıdaki gruba dahil eserlerde yerilen kişileri veya fikirleri savunmak üzere yazılmış eserler çoğunda eksiklikler bulunan ve duygusal olması nedeniyle sübjektif ölçülerde suçlamaları içeren eserler, 3) Eskimi. tarih görüşüyle yazılan ancak, hiçbir şey söylemeyen yalnız olayları aktaran eserler, 4) Bazı bilim adamları ve kurumları tarafından yazılan akademik eserler. Ancak yazar, kendisinin bunların dışında kalmaya özen göstermeye çalıştığını ve bilinen belgeleri eleştirel gözle yeniden değerlendirdiğini eklemektedir.5

    Aynı dönemde, Türk Tarih Kurumu da bilimsel araştırma, cumhuriyet tarihimize ışık tutacak anı ve tutanakları yayınlamaya hız verir. Örneğin, Mazhar Müfit Kansu’nun Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Uluğ İğdemir’in Sivas Kongresi Tutanakları, Afetinan’ın Vatanda. İçin Medeni Bilgiler gibi 1931 yılında orta öğretimde ders kitabı olarak okutulan bir demokrasi el kitabı olmasının yanı sıra devletin merkez ve taşra teşkilatını içeren bu kitabı yeni kuşaklara kazandırması önemli hizmetleri oluşturmaktadır.

    Devam eden siyasi ve toplumsal rahatsızlıkların daha da artacağı 1970’li yıllara geldiğimizde Atatürk Türkiye’sini tarihsel derinliği içinde değerlendiren akademi içi ve dışı çalışmaların giderek yoğunlaştığı gözlenmektedir. Cumhuriyetin 50. yıllının kutlanacağı bu dönemde cumhuriyete bir sahip çıkı. anlamında algılanabilecek bu ilgi bir bağlamda karşıt görüşlere bir mesaj niteliğindedir. Doğan Avcıoğlu , üç ciltlik Milli Kurtulu . Tarihi (1838-1995) yerli yabancı yayınlar ve basın üzerine kurulu derin bir araştırmanın ürünüdür. Aynı dönemde Türk Tarih Kurumu da Yusuf Hikmet Bayur’un iki önemli eserini topluma kazandırmaktadır, XX. Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri, ki Kurtuluş Savaşını ve cumhuriyet tarihini tarihsel derinliği içinde ele almakta ve tarihsel konumuna oturtmaktadır ve Türkiye Devleti’nin Dış Siyasası. Her halde bu döneme damgasını vuran eser 1700 tarihinden başlayarak cumhuriyet ve devrimlere kadar olan dönemde siyasi ve düşünsel oluşumları sosyolog gözüyle değerlendiren Niyazi Berkes’in Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı yapıtıdır. Yazar 1964’te İngilizcesini yayınladığı bu çalışmasını Cumhuriyetin 50. yılına Türkçeleştirip daha da derin incelemelerden sonra yazmaya iten nedeni şöyle açıklıyor: Ülkenin güncel gidişinden duyduğu rahatsızlığın yanı sıra siyaset, parti ve din konularında uzman bir kişinin kitabını eleştirmesi, ona göre cumhuriyetin laiklik ilkesi ne gözden geçirilen sürecin doğal bir sonucudur ve ne de Müslüman Türk toplumunun istek ve eğilimine uygundur. Böylesi bir bilim adamının dönekliğinin kendisinde etkili olduğunu söyleyen Berkes şu tarihsel saptamasının da altını çizmeyi ihmal etmez “ne denli geriye dönme çabaları olursa olsun hiçbiri tarihsel oluşumu durduramayacaktır. Tersine daha da ileriye götürecektir. Bu yapıtı okuyun, kaç kez böyle geriye dönük çabalar olduğunu, kaç kez hepsinin saman alevi gibi sönerek daha ileriye doğru atılımlara yol açtığını göreceksiniz.”

    Bu dönemde yeni cumhuriyet tarihi kitapları da yazılmıştır. Günümüze kadar birçok baskı yapmış Prof. Dr. Ahmet Mumcu’nun Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi yine aynı nedenlerle yazıldığı ifade ediliyor: Devrimin tam olarak tarihinin yazılmamış olması, bilmeden yapılan haksız eleştiriler, bilgi eksikliği ve sakat tarih eğitimi vb.

    1970’li yıllarda iç siyasete, kültür politikasına yönelik eleştiri ve çözümlemelerini topluma yaymaya başlayan, üniversitelerde kadrolaşmasını sürdüren, önceleri 1962’de Aydınlar Kulübü olarak kurulan ve 1969’da Aydınlar Ocağına dönüşen kuruluşun eskiye dönük yeni tarih görüşünün etkisi göz ardı edilmemelidir. Hazırladıkları raporlarında şu noktaları vurgulamaya özen göstermişlerdir: Tarih şuurunun özellikle Osmanlı tarihi tahrip edilmiştir. Türk tarihi bırakılarak başkasının tarihine ilgi duyulduğu ve artık tarihe sövme alışkanlığına son verilmelidir; yeni nesiller manevi buhrana sürüklenmektedir; Türkiye’mizde tarih araştırmaları milli birlik, bütünlük, milli gurur ve dış kültür saldırılarına karşı bizi koruyacak olan tek kaynaktır.

    Bu düşüncelerinin en somut örneği Ankara Üniversitesi Rektörlüğünün 3 Aralık 1975 tarihli ve 15436 sayılı Resmi Gazete’de yeralan 1750 sayılı Üniversiteler Kanunu’nun bazı maddelerinin iptaline dair açtığı davada yer almaktadır. Bu yasanın 3. maddesinin b bendinde şöyle deniliyor: öğrencilerin, bilim anlayışı kuvvetli, milli tarih şuuruna sahip, vatanın örf ve adetlerine bağlı milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerde türlü bilim ve uzmanlık dalları için hazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibi sağlam karakterli vatandaşlar olarak yetiştirmek… Rektörlük örf ve adetlerine bağlı yaklaşımına şöyle itiraz etmiştir: toplumlar sosyolojik olarak devamlı değişim içindedir; örf ve adetler ise belli bir dönemdeki anlayışın, değer yargısının ifadesidir; eğitim ve öğretimde bunlara bağlı kalarak çağdaş değer yargılarını takip etmek olanaksızdır; bunlar çağda. verilere ve kalıplara ters düşmektedir; kaldı ki bunlarla Atatürk Devriminin ilkelerine bağlılığı bağdaştırmak olanaksızdır, çünkü, Atatürk Devrimi her şeyden önce akılcıdır ve uygarlık düzeyine ancak akılcılık yolu ile ulaşılabileceğine inanır.

    1980 Dönemi

    Siyasi çalkantılar ve toplumsal huzursuzluklar 12 Eylül darbesi ile noktalanır. Bu dernek yönetimin yeni politikasında yönlendirici olmuş ve kendi yandaşlarını devlet kurumlarında, üniversitelerde, idarede kadrolaşmasına hız vermiştir. YÖK’ün bir raporunda yer alan yaklaşım bu derneğin etkisini göstermektedir. Dünya tarihi ve uygarlıkta bazı ayrılıklar bulunması, Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı devletinden bambaşka olduğunu göstermez… Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı devletinin bir devamıdır… Cumhuriyetin ilk dönemlerinde olağan sayılabilecek bazı menfi propagandaları artık kafalardan silme zamanı gelmiştir. Bazı sol çevrelerde Kemal Tahir’den esinlenen duygusal Osmanlı hayranlığı ile cumhuriyetin politikasını eleştirmişlerdir. Hatta din derslerinin orta öğretimde zorunlu olmasını Anayasaya koydurma başarısını göstermişlerdir.

    Atatürk’ün mirası olan Dil ve Tarih Kurumlarının devletleştirilmesi onun eserlerine vurulan en büyük darbeyi oluşturmuştur. Bu gelişmelere en büyük yanıt ise onun yüzüncü doğum yıldönümünde gelmiştir. Gerek yerli gerekse yabancı büyük rakamlara varan araştırma, inceleme, yerli ve yabancı arşiv belgelerinin yayınlanması bu dönemde yer almıştır. Artık onun tarihsel misyonunu ve döneminin gerçeklerini daha objektif biçimde değerlendirme olanağımız bugün bütün çağ dışı kafaların, cumhuriyet karşıtlarının taraflı, yapay, gerçek dışı iddialarını çürütecek ölçüde var.
    DİPNOTLAR

    * A. Ü. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi, ANKARA.

    1 Bkz., Tarih I, Önsöz, Kaynak Yayınları, İstanbul 2003, s. XI.

    2 “İstiklal Harbinin Mahiyeti”, Tarih IV, Kaynak Yayınları, İstanbul 2004, s. 56-133.

    3 Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Önsöz, 1. cilt, Remzi Kitabevi, İstanbul 1987, s. 7.

    4 Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam, Önsöz, 1. cilt, Remzi Kitabevi, İstanbul 1980, s. 8.

    5 Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, 1. cilt, Örgün Yayınları, İstanbul 1981, s. V-VI

Yorum Yazin


sitemap
site ekle