Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Tarih Makaleleri – Bir Osmanlı Hekimi

  • Bir Osmanlı Hekimi

    Bir Osmanlı Hekimi Saray’ın ünlü doktoru Joseph Hamon’un oğlu Moses Hamon’u tanır mısınız? Hamon, hekimliğinin yanı sıra dehşetli bir kitap kurdu, kitap ve elyazması komleksiyoncusuydu. Osmanlı tarihindeki ilk tarihi eser kaçırma olayının da başoyuncusu oldu.

    Saray’ın ünlü doktoru Joseph Hamon’un oğlu Moses Hamon’u tanır mısınız? Hamon, hekimliğinin yanı sıra dehşetli bir kitap kurdu, kitap ve elyazması komleksiyoncusuydu. Osmanlı tarihindeki ilk tarihi eser kaçırma olayının da başoyuncusu oldu.

    Osmanlı’nın ‘sofu padişah’ı II. Bayezid’i (‘Bayezid-i Veli’) daha sonra I. Selim olarak tahta çıkacak olan oğlu şehzade Selim mi zehirleterek öldürtmüştür?

    Eğer öyleyse bu işi kimin aracılığıyla yaptırmıştır? Giovanni Sagredo’nun (“Die Neu-eröffnete Ottomannische Pforte”, Augsburg, 1964) iddia ettiği gibi Saray’ın Yahudi hekimlerinden Joseph Hamon mu, yoksa İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın (“Osmanlı Tarihi”, Cilt: II, Ankara, 1964) söylediği gibi Hekimbaşı Ahi Ahmed Çelebi mi?

    Uriel Heyd, Oriens’te yayımlanan bir makalesinde (Cilt: 16, 1963) Yavuz Sultan Selim’in isteği üzerine II. Bayezid’i Joseph Hamon’un zehirlediği, Yavuz tahta çıkınca da Joseph Hamon’u öldürttüğü konusunda Giovanni Sagredo’nun öne sürdüğü teze pek itibar etmiyor. “Tam tersine”, diyor Uriel Heyd, “Joseph Hamon, Yavuz’un sarayında hekimliğe devam etmiş; hatta padişahın Mısır seferine katılmış; bu sefer dönüşünde, Şam’da ölmüştür.” Uzunçarşılı ise, görüşünde ısrarlıdır: “Yavuz Sultan Selim saltanata geçince, babasını Dimetoka’ya gönderirken Ahi Ahmet Çelebi’yi yanına memur etmiş ve karinelere göre bu Ahi Ahmet Çelebi, Bayezid’i zehirlemiştir. Vaziyet icabı olarak kısa bir müddet gözden düşen Ahi Çelebi, sonradan Sultan Selim’in teveccühünü kazanmıştır.”

    Ahi Ahmed Çelebi’yi anladık da, Joseph Hamon’un II. Bayezid’in sarayında ne işi vardır?

    Joseph Hamon 1493 yılında Yahudilerin İspanya’dan (ve Portekiz’den) büyük göçleri sırasında Gırnata’dan İstanbul’a gelmiş ve II. Bayezid’in saray hekimliğine atanmıştır. Rivayet odur ki, II. Bayezid Hamon’dan Müslüman olmasını istemiş; ama o bunu kabul etmemiştir.

    Joseph Hamon’un 1517’de öldüğünü biliyoruz. Onun ölümü üzerine oğlu Moses Hamon, saray hekimlerinden biri olmuştur. Biz burada asıl, işte bu Hamon’dan, yani Moses Hamon’dan söz etmek istiyoruz. Şimdi 16. yüzyılda Osmanlı ülkesine seyahat eden gezginler arasından birinin, Hans Derschwam’ın peşine takılalım (“Gezgin ve gölgesi”yiz ya!) ve Moses Hamon’u yakından tanıyalım.

    Derschwam, dilimize “İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü” (Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1987) başlıklı seyahatnamesinde Moses Hamon’dan şöyle söz eder:

    “Padişahın tek hekimi de bir Yahudidir. Devamlı olarak sarayda kalan bu hekimden padişah çok faydalanmıştır. Padişah hekimine Yahudi mahallesinde 3-4 katlı kârgir bir ev yaptırmış. Biz İstanbul’da bulunduğumuz sıralarda bu hekim öldü. Meğer oğlu da hekim imiş. Şimdi o, babası yerine hekimbaşı oldu. Onun da vereceği müshil ilacı. Zaten başka birşey bilmezler. Bunlar Yunan ve Latin tıbbından birşey anlamazlar. Halbuki, padişah şimdi özellikle ayaklarındaki şiddetli ağrılar için birinci sınıf doktorlara muhtaçtır. Bu hekimlerin verecekleri, tiryak satıcısı attarların verebileceği uydurma ilaçlardır. İşte 15-20 yıl önce domuz çobanı iken, sonradan paşa olanların bulacağı hekimler bu kadar olur.”

    Derschwam’ın sözünü ettiği ‘domuz çobanı’, Kanuni’nin damadı Rüstem Paşa’dır. Derschwam, kitabının bir başka yerinde (s. 65) devşirmeleri kötülerken, bunların “menfaatleri uğruna anasını unutup inkâr ettikleri”ni öne sürer ve örnek verir: “Tıpkı Bosna’lı bir domuz çobanı iken padişaha damat olan Rüstem Paşa gibi…”

    Uriel Heyd, Moses Hamon’un bir Yahudi düşmanı olan İbrahim Paşa hizbine karşı, başını Hürrem Sultan’ın çektiği Mihrimah ve Rüstem Paşa fraksiyonuna bağlandığını belirtiyor. Anlaşılan o ki, Hamon’un velinimeti, ‘kehle-i ikbal’, Boşnak Rüstem Paşa’dır.

    Aslında Derschwam, Moses Hamon’un padişahın “tek hekimi” olduğunu söylerken elbette yanılıyor. Çünkü, Hamon’un da aralarında bulunduğu saray hekimlerinin sayısı bir hayli kabarıktır. Üstelik sadece Moses değil, neredeyse bütün akraba ve taallukatı da ‘etibba-ı hassa’ya kayırılmış görünüyor. Uriel Heyd, Başbakanlık Arşivi’ndeki Maliye Defterleri’nden birinde, (no: 7118) 1548-1549 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın sarayında 17’si Müslüman ve 13-14’ü Yahudi hekim bulunduğunu tesbit etmiştir. Defterde ayrıca Moses Hamon’un akrabası olan Yahudi hekimlerin kimler olduğu ve kendilerine kaç akça yevmiye ödendiği de yazılıdır.

    Moses Hamon’un Kanuni’nin sarayındaki itibarını aldığı ücretten de çıkarmak mümkün. Sarayın hekimbaşısı Seyyid Ali Kaysunizade 80 akçe yevmiye (gündelik) alırken Moses Hamon 75 akçe almaktadır. Neredeyse Hekimbaşı kadar!..

    Bununla birlikte Derschwam’ın bir konuda haklı olması ihtimali var: Moses Hamon’un işinin ehli bir hekim olmadığı… Padişahın özellikle “ayaklarındaki şiddetli ağrıları” iyileştirmede başarı gösteremediği biliniyor. Kanuni, ayağındaki ‘nikris’ten (gut hastalığı) muzdariptir. Moses Hamon’un tedavi yöntemleri işe yaramayıp padişahın hastalığı ağırlaşınca Bab-üs Sa’ade Ağası (Haremağası) Ca’fer Ağa, “İslamın ve Müslümanların düşmanı” olan bir hekime güvenmemesi konusunda padişahı uyarmış ve Hamon’un yerine Kaysunizade Şeyh Mahmud’u müdavi hekim olarak görevlendirmesini tavsiye etmiştir. Kaysunizadeler ünlü bir Mısırlı hekim ailesidir ve daha önce de belirttiğimiz gibi bu aileden biri, Seyyid Ali Kaysuni de hekimbaşılık yapmıştır.

    Padişah Cafer Ağa’nın öğüdünü tutar ve Kaysunizade Şeyh Mahmud’u tedavi için görevlendirir. Kaysunizade daha önce de, tehlikeli bir hastalık geçiren Şehzade Bayezid’i iyileştirmiştir. Kanuni Kaysunizade’ye Hamon’la birlikte çalışmasını önerir. Anlaşılan Kanuni, Hamon’u, deyiş yerindeyse, harcamak istememektedir! Kaysunizade bu öneriyi reddeder. Gerekçesi şudur: Moses Hamon, padişahın sağlığını kasden tehlikeye, sokarak Kaysunizade’yi müşkül durumda bırakabilir! Saraydaki Müslüman ve Yahudi hekimler arasındaki güvensizliği gösteren bir örnek!..

    Bütün bunları Uriel Heyd, Nevizade Atayi’nin Hada’ik el-Hakaik’inden aktarıyor. Atayi, Kaysunizade’nin, padişahın huzurunda Moses Hamon’la sultanın hastalığını tartışmak istediğini; bunun üzerine Hekimbaşı Mehmed Çelebi ve öteki ‘etibba-ı hassa’nın hazır bulunduğu bir toplantı (konsültasyon) yapıldığını bildiriyor bize. Anlaşıldığı kadarıyla, Cafer Ağa’nın da katıldığı ikinci bir toplantı yapılmış ve Atayi’nin Hada’ik’ine göre, Kaysunizade Moses Hamon’un padişaha yanlış tedavi uyguladığını ispat etmiştir. Dolayısıyla, Dernschwam’ın bu konuda haklı olduğu anlaşılıyor…

    Bilinen o ki, Kanuni, Kaysunizade’nin tedavi yöntemleri ile sağlığına kavuşunca, Moses Hamon gözden düşmüş, bu yüzden de büyük bir üzüntüye kapılmıştır. Atayi, Hamon’un bu üzüntüye dayanamayıp kısa bir süre sonra öldüğünü bildiriyor.

    Uriel Heyd, Oriens’teki makalesinde Moses Hamon’un hekimlikte gösteremediği beceriyi, özellikle Osmanlı topraklarındaki Yahudi cemaatinin haklarını koruma ve kollamada gösterdiğini yazmaktadır. Dahası, Moses Hamon dehşetli bir kitap kurdu, müthiş bir elyazması kitap koleksiyoncusudur!

    Bu elyazmaları arasında fevkalade değerli biri vardır ki, bu Avusturya İmparatoru Ferdinand’ın elçisi sıfatıyla Osmanlı başkentinde bulunan Ogier Ghiselin de Busbecq’in “Türk Mektupları”nda üzerinde durduğu bir Dioscurides elyazmasıdır.

    Busbecq “Türk Mektupları”nda (bu mektuplar, Busbecq’in arkadaşı Nicholas Michault’ya yazdığı Türkiye’ye ilişkin gözlemlerinden oluşmaktadır), Türkiye’den, İmparatorluk Kütüphanesi için 240 ciltlik bir yazma koleksiyonunu deniz yolu ile Venedik’e yolladığını (kendi deyimiyle ” gemiler dolusu değilse de, arabalar dolusu elyazması”) bildirmekte, son mektubunda şöyle demektedir: “Çoğu alelade eserlerdir. Fakat bazıları pek kıymetlidirler. Bunları şuradan buradan bin zahmetle topladım. Bu yoldaki eserlerin artık sonuncularıdır. İstanbul’da koca bir hazine bıraktım. Bu, Dioscurides’in bir eseridir. Gayet eskidir. Majiskül harflerle yazılmıştır. (…) Kitap Hamon isminde bir Yahudinin oğluna aittir. Hayatında Süleyman’ın doktoru idi. Kitabı satın alacaktım. Fakat fiyatı beni korkuttu. Yüz duka altınından bahsedildi. Buna benim kesemden ziyade İmparatorun kesesi dayanabilir.”

    “Türk Mektupları”nı (Remzi Kitabevi, 1939) Türkçe’ye çeviren Hüseyin Cahit Yalçın, Dioscurides’in bu elyazmasının imparator tarafından satın alındığını da bir dipnot olarak belirtiyor.

    “Gemiler dolusu değilse de arabalar dolusu elyazması” ve Dioscurides! Bunlar, İstanbul’dan Viyana’ya götürülen koca bir arşiv…

    Ve galiba, Osmanlı tarihinde ilk tarihi eser kaçırma olayı budur!

Yorum Yazin


sitemap
site ekle