Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzant?l? MSN
Forum

Tarih Makaleleri – Doğu Türkistan’ın Yeri ve Önemi

  • Doğu Türkistan’ın Yeri ve Önemi

    Doğu Türkistan’ın güneyinde yer alan Kaşgar, Hoten, Yar-kent, Aksu, Kuça ve Üç-Turfan Altı Şehir diye anılmaktadır. Doğu Türkistan Asya’nın tam ortasında olması sebebiyle stratejik bir öneme sahiptir. Çin özellikle ağır harp sanayiini bu bölgeye kurarak, batından gelebilecek tehlikelere kaşı önlem almayı planlamaktadır. Araştırmalara göre Doğu Türkistan’ın kömür rezervi 1 trilyon 50 milyar tondur. Doğu Türkistan’da 66 altın yatağı mevcuttur. Doğu Türkistan’ın güneyindeki Tarım Havzasındaki petrol yataklarındaki rezerv 18 milyar ton olarak tespit edilmiştir.

    XVI yy. da DOĞU TÜRKİSTAN’DA SİYASİ VE ASKERİ FAALİYETLER

    Doğu Türkistan’ın Coğrafyası ve Türk Dünyasındaki Yeri ve Önemi

    Türk Dünyası’nın muayyen toprakları 10.496.076 kilometre kareden ibarettir. Bunlardan Doğu Türkistan 1.828.418 kilometre kare büyüklüğündedir. Bu Türk yurdu, dünya Türklerinin en eski topraklarından birisidir. Doğu Türkistan’ın tarafı dağlardan ( Altay Dağı, Tanrı Dağı, ve Koyunlu Dağı ) ibarettir. Ülkenin doğu tarafı kum çölüdür. Doğu Türkistan’da 320’den fazla nehir vardır. Bunların en büyükleri Tarım Deryası, İli Irtiş, Manas, Ulungur, Karaşeher nehirleridir. Ülkede 100’den fazla göl vardır. Bunlardan Sayram Gölü deniz seviyesinden 2070 metre yüksekliğinde , 454 kilometre kare büyüklüğünde ; Buğda Gölü 1980 metre yüksekliğinde ve 5 kilometre kare büyüklüğündedir. Dünyanın büyük çöllerinden birisi olan, Taklamakan Çölü ise tahminen 500.000 kilometre karedir. 

    Doğu Türkistan ; Batı Türkistan , Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Cumhuriyetleri ile Pakistan , Hindistan, Kaşmir, Tibet, Moğolistan ve Çin ülkelerine komşudur. Bunun içindir ki, Doğu Türkistan’ın jeopolitik önemi büyüktür. Bu ülkelerle Doğu Türkistan’ın kara yolu bağlantısını sağlamak çok kolaydır. Tarihi İpek Yolu’nun önemli bir kısmı günümüzde yenileşmiştir.  

    Doğu Türkistan’ın güneyinde yer alan Kaşgar, Hoten, Yar-kent, Aksu, Kuça ve Üç-Turfan Altı Şehir diye anılmaktadır. Doğu Türkistan Asya’nın tam ortasında olması sebebiyle stratejik bir öneme sahiptir. Çin özellikle ağır harp sanayiini bu bölgeye kurarak, batından gelebilecek tehlikelere kaşı önlem almayı planlamaktadır. Araştırmalara göre Doğu Türkistan’ın kömür rezervi 1 trilyon 50 milyar ton olup, Çinliler 1949-1989 yılları arasında bunun sadece 250 milyon tonunun çıkarabilmiştir. Doğu Türkistan’da 66 altın yatağı mevcuttur. Doğu Türkistan’ın güneyindeki Tarım Havzasındaki petrol yataklarındaki rezerv 18 milyar ton olarak tespit edilmiştir. Ancak son araştırmalarda bu bölgenin toplam petrol rezervinin 60 milyar ton civarında olduğu söylenmektedir. Ayrıca bu bölge meyve sebze potansiyeli olarak oldukça kıymetlidir. 

    Türklerin en eski yerleşme alanlarından biri olan Doğu Türkistan’ı Türk Dünyası’nın diğer ülkelerinden ayırt etmek mümkün değildir tarihi eserlerden Doğu Türkistan’ın milattan önce Saka devletinin hudutları içinde olduğunu bilmekteyiz. Aynı şekilde, Hun Türkleri ve Büyük Göktürk İmparatorluğunun da hudutları içinde yer alıyordu. Göktürklerin içindeki Türk boylarından Uygur’lar 744’te Orhun nehri kıyısındaki Ordubalık şehrinde müstakil bir Uygur devleti kurdular. Bu devleti 840’ta Kırgızlar yıktı. 13 Uygur boyu Karabalasagun civarında mağlup olduktan sonra, Kaşgar, Beşbalık, Tanrı Dağının güneyi, Koça ve Hotan bölgesine göç ettiler. Turfan merkez olmak üzere yeni bir Uygur devleti kurdular. 856’da Mengli Kağan “Alp Kutluk Bilge” unvanı ile Uygur Kağanı olarak görev aldı. Bu devlet 343 yıl yaşamış ve 1205’te Moğol İstilası ile ortadan kalkmıştır. Türk dünyası tarihinin mühim bir parçasını da Karahanlılar teşkil eder. Bu Türk devleti bugünkü Doğu ve Batı Türkistan’ı teşkil eden genişlikte bir devletti. İşbu devlet 840’ta kurulmuş 372 yıl hüküm sürdükten sonra 1212’de Karahitay devletinin darbesiyle varlığını kaybetmiştir. Cengiz Han’da Uygurlar ve Karluklarla beraber 1218’de Karahitay devletine son verdi. Emir Temir 1365’te Batı Türkistan’da kendi hakimiyetini teşkil ettikten sonra, Doğu Türkistan’daki Çağatay ulusunun hanlarını da himaye altına aldı. Doğu Türkistan 1218’den 1679’a kadar Çağatay ulusu adıyla idare edilmiştir.  

    1606’da bölgenin idaresi Çağatay hanedanından Emir İsmail’in eline geçmiş ve böylece Hocalar hanedanı başlamıştır. Çin Doğu Türkistan’ın hemen yanı başında bulunan yayılmacı bir güç olarak doğu Türkistan’da ortaya çıkan her dağınıklık döneminde bu bölgeye saldırmış ancak uzun süre sonuç alamamıştır. Çin’de büyük bir devlet kuran Mançular 1754’te Doğu Türkistan’ı işgal etmiş ve hakimiyetini 1862 yılına kadar devam sürdürmüşlerdir. Çin işgalini kabullenemeyen Doğu Türkistan Türkleri çok yakın bir süre içinde 42 defa isyan etmişler, hepsinde de kanlı bir şekilde bastırılmışlardır. En sonunda 1863’te Mehmet Yakup Bey Kaşgar merkez olmak üzere bir devlet kurmayı başarmıştır. Yakup Bey Çin tehdidine karşı Abdülaziz’den destek istemiş. Abdülaziz’den ve daha sonra tahta çıkan II. Abdülhamit’ten gerekli desteği almıştır. Ancak iç karışıklıklar ve dış dengeleri iyi kuramamasından dolayı Rus destekli Çin kuvvetleri 1876’da Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir. 

    Doğu Türkistan’da XVI. yy’da Siyasi ve Askeri Faaliyetler
    a) Timur Sonrası Doğu Türkistan

    Timur’un vefatından sonra oğulları ve torunları arasında çıkan taht mücadeleleri Timurlular devrinin Türkistan’daki hakimiyetinin kısa sürmesine sebep olmuştur. Timurlular zamanındaki bu karışıklıktan dolayı rahatsızlık duyan Türkistan halkının bir kısmı Fergana Vadisinde toplanmıştı. Bu halkın başına geçerek yeni bir devlet kuran Altın Orda hükümdarlarından Özbek Han’ın torunlarından Ebul Hayr’dan sonra devletin başına geçen Muhammet Şeybani Han zamanında bu yeni Türk devleti bütün Türkistan illerine hakim olmuştur. Bu devleti kuran Ebul Hayr ve evlatları kurdukları devletin adına büyük ataları Özbek Hanın adını vermişlerdir. 
    Orta Asya’da kurulan bu yeni Türk devleti hakimiyetini doğu Türkistan’a kadar genişletmiştir. Bu Türk devletinin 1511 ve 1512 yıllarında parçalanarak Buhara, Hive ve Hokand Hanlıkları haline gelmesinden sonra Buhara idarecilerinin Osmanlı padişahına gönderdikleri mektuplarda zaman zaman Doğu Türkistanı Çin saldırılarına karşı koruyan Hokand hükümdarlarını kendi hakimiyetleri altındaki Doğu Türkistan’a müdahale etmekle itham etmişler ve bu müdahalelerin durdurulmasını Osmanlı hükümdarından rica etmişlerdir. Bu mektuplaşmalardan anlaşıldığına göre Buhara Hanlığı uzun süre Doğu Türkistan’ın kendisinin bir parçası olduğunu belirtmiştir. Fakat XVII.. asırla birlikte Doğu Türkistan’da Buhara hakimiyeti kalmamış ve ülke yeni bir siyasi oluşum içine girmiştir. 
    Timurlular idaresine karşı baş kaldıran Doğu Türkistan’daki Çağatay idarecileri, Uluğ Bey tarafından itaate sokulmuştu. Fakat Timurlular soyunun bilge hükümdarı Uluğ Bey’in trajik bir şekilde oğlu Abdüllatif tarafından öldürülmesi Timurluların yıkılışını hazırlamıştı. Bu aynı zamanda Doğu Türkistan’daki Timurlular hakimiyetinin de sonu olmuştu. Timurlulardan sonra Orta Asya’yı Özbek (Şeybani) Hanlığı da kısa sürede ikiye ayrılınca Doğu Türkistan’da tam bir otorite boşluğu meydana gelmiştir. Çağatay hanedanından gelen hanların dirayetsizliği ve birbirileriyle uğraşmaları ülkeyi XV. Asrın ikinci yarısına (1462) kadar tam bir kargaşa içine sürüklemiştir. Her şehir ve hakimi müstakil bir hanlığın hükümdarı gibi hareket etmeye başlamıştır. İşte bu yıllarda ülkenin doğu vilayetlerine Esen Buhar Han ölmüş ve yerine oğlu Yunus Han (1462-1487) geçmiştir. Adil ve hoş görülü tutumu ile halk tarafından sevilen bir kişi olan Yunus Han 25 yıllık hükümdarlığı zamanında iç karışıklıkları önlemeye muvaffak olmuştur. Bilhassa Şehir hakimlerinin müstakil hareket etme alışkanlığını kaldırması, Doğu Türkistan’ın bütünlüğü yönünden başlı başına bir zafer teşkil etmiştir.  

    b) XVI. yy’da Doğu Türkistan
    Yunus Han’ın yerine geçen oğlu Ahmet Han (1487-1514) , ülke idaresinde elde edilen bu başarılı yönetimi mümkün olduğu kadar devam ettirmeye çalışmıştır. O sıralar Batı Türkistan’a hakim olan Muhammet Şeybani Han’ın üstünlüğünü kabul ederek bu kardeş devlet ile savaştan kaçınması Ahmet Han’ın en büyük başarısı olarak dikkati çeker. Ahmet Han’ın 1514’te vefatı üzerine Doğu Türkistan’ın kaderine hakim olan Seyyid Han (1514-1533) dönemi Çağataylılar sülalesinin son parlak dönemini teşkil eder. Zira kendisine o devrin ünlü tarihçisi Mirza Muhammet Haydar Duğlat müşavirlik yapmıştır. Haydar Duğlat’ın bilahare yazdığı ve 1521-1546 yılları arası Doğu Türkistan olaylarını anlattığı eserinde Seyyid Han dönemi ülkenin en huzurlu olduğu devir olmuştur. Batı Türkistan’daki Özbek (Şeybani) Hanlıkları ile Doğu Türkistan şehirleri arasındaki dostluk ve ticari münasebetler gelişmiş ve halk uzun bir aradan sonra maddi ve manevi bir refaha kavuşmuştur. 

    Seidiye Hanlığı (Yarkent Hanlığı)
    Çağatay’ın Han’ın on üçüncü kuşaktan torunu aynı zamanda Büyük Timur’un beşinci kuşaktan torunu Babür’ün dayısı olan Ahmet Alca Han’ın oğlu Seyyid Han (1484-1533), uzun bir müddet Babür ile kader birliği yaptıktan sonra halkında yardımı ile Kaşgar, Yarkent, Hoten şehirlerini ele geçirir ve 1514’te Seidiye Hanlığını kurar. Seyyid Han devletini güçlendirmek amacıyla birtakım ıslahat girişimlerinde bulunur. Aksu gibi verimli topraklara göç teşebbüsünde bulunur. Hazineden halka mülk dağıtır. En önemlisi halkın iktisadi durumunu düzeltmek için on yıl kadar süre bir zaman içinde, halk vergiden muaf tutulur. 

    Aksu’nun kuzey doğusu ile Bay’ın batısındaki Arbat (Aravan) denilen yerde, 1516 yılında Seyyid Han abisi Mansur Han ile görüşür ve aralarında Altı Şehir’deki bu hanlığı beraber yönetmekten ibaret bir antlaşma hasıl olur. Bu görüşmede tarihçi Haydar Mirza Duğlat’ta bulunur. Seyyid Han Tibet Budistlerine karşı cihat yolculuğuna çıktığı zaman, 2 Ağustos 1533 günü 48 yaşında ölür. 

    Hanlık önce Kaşgar’ı sonra Yarkent’i başkent edinir. Başkentinin adıyla “Yarkent Hanlığı” veya kurucusunun adıyla “Seidiye Hanlığı” olarak bilinen bu hanlık, gerçi kurucusu Moğol-Çağatay soyundan olsa bile Hanlık tamamen Türk-İslam geleneğine göre yaşatıldığı için hanlığa Çağatay hanlığı denilmemektedir. Eğer bu hanlığı kendine özgü bir yönü ile izah etmek gerekirse, en çarpıcı özgü bir yönü, hanlığın kuruluşundan başlayarak hocaların kuvvetli etkisi altında kalmasıdır. Hanlığın genel manevi havasına tasavvuf hakim olduğu için, hanların ve devlet adamlarının askeri ve siyasi fikirleri sınırlı kalır. Dünyada ve komşularında cereyan eden değişiklikleri takip edemezler. Bu yüzden Seidiye Hanlığı siyasi ve askeri bakımından komşuları ile rekabet edebilecek seviyeye ulaşmamışlardır. Abdullah Han döneminde (1638-1668) kuzey komşuları olan Kalmuklar’ın büyük bir askeri güce sahip olduğu bilinmektedir. Buna karşı önlem alınırsa da iş işten geçmiş, her şey Abdullah Han’ın aleyhine, genel olarak Seidiye Hanlığı’nın aleyhine işlemiştir. 

    Sayyid Han’ın yerine geçen oğlu Reşidi Han (1533-1559) babasının bu parlak önemini devam ettirememiştir.bu devrin en büyük rahatsızlığı ülkenin Uyguristan olarak bilinen doğu vilayetleri ile Altışehir olarak bilinen batı vilayetleri arasındaki rekabetin büyüyerek husumete dönüşmesidir. Bu durumdan istifade eden ve Moğolistan’da hakimiyeti ellerine geçirerek hem Çin istikametinde hem de Doğu Türkistan yönünde ilerlemek isteyen Kalmuklar (Jungarlar) sık sık Doğu Türkistan’ın doğu vilayetlerine akınlar yapmaya başlamışlardır. Yazdığı esere devrin hükümdarının adını vererek Tarih-i Reşidi ona ithaf eden Mirza Muhammet Haydar Duğlat bu devir olaylarını etraflı bir şekilde anlatır.

    Reşidi Han’ın 1559’da ölümü üzerine 13 oğlundan biri olan Abdülkerim Han (1559-1591), kardeşlerinin desteği ile tahta çıkmıştır. Ne var ki, Abdülkerim Han bütün gayretine rağmen ülkenin yeniden şehir devletleri haline gelmesine ve birbiri ile uğraşarak hem memleketin hem de halkın zarar görmesine mani olamamıştır. Ülkesinin ve halkının bütünlüğünü sağlama ümidi ile Batı Türkistan’da yetişmiş büyük din alimlerinden Mahdum-ı Azam’ın oğullarından Hoca İshak Veli’yi Doğu Türkistan’a davet etmiştir. Hoca İshak Veli, şehir şehir, kasaba kasaba bütün Doğu Türkistan’ı dolaşarak Müslümanların kardeş olduğunu birbirlerine yardım ederek ülkenin ve insanların birlik ve beraberliğini korumaları gerektiğini anlatmaya çalışmıştır. Hoca İsha Veli bu çalışmalarında kısmen başarılı olmuş ve ülkenin parçalanmaya gitmesine mani olmuştur. Fakat Hoca İshak Veli’nin bu faaliyetleri ülkenin doğu vilayetlerinin hakimi olan Abdüllatif Han (1614-1624) tarafından, Abdülkerim Han’ın yerine geçen evlatları Muhammet Han ile Şecaeddin Ahmet Han ve Abdullah Hanlara hakimiyet yönünden avantaj sağlayacağı düşüncesiyle Mahmud-ı Azam’ın ilk hanımından olan büyük oğlu Hoca Kalan (Muhammet Emin)’ı Yarkent’e davet etmesi Doğu Türkistan’ın kaderine tesir edecek olayların gelişmesine sebep olmuştur. Zira bu iki kardeş Hocanın ölümünden sonra evlatları büyük bir rekabete girerek ülkeye fayda yerine zarar getirmişlerdir. Hoca İshak Veli’nin evlatları İshakiyye ve Karatağlık adıyla, kardeşi Hoca Kalan’ın evlatları da Afakiyye ve Aktağlık adıyla ayrı görüşler savunan iki dini grup olarak kıyasıya mücadeleye girmeleri ülkeyi yeni bir devre sürüklemiştir ki bu devreye “Hocalar Devri” denmiştir.  

    Ülkeyi kendi hakimiyetinde tutmak için Hoca İshak Veli’yi Doğu Türkistan’a davet eden Abdülkerim Han’ın bu hareketi yalnız dini konularda değil, aynı zamanda siyasi alanda da olayların hızla gelişmesine sebep oldu. Ülkenin doğu vilayetleri ile batı vilayetleri arasında bozulan birliği yeniden kurmak mümkün olmadı. Abdülkerim Han 1591’de öldüğü zaman ülkenin durumu birlikten oldukça uzaktı.

    Abdülkerim Han’ın vefatından sonra yerine kardeşi Muhammet Han (1591-1609), yeğeni Abdürrahim Han’ı Çalış-Kaşgar-Turfan taraflarına umumi vali olarak göndermişti. Bu Abdürrahim Han için bir nevi saltanat sürme konusunda deneme devri oldu. Bu arada . Abdürreşid Han’ın torunlarından Hudanbende Sultan’ın , Kazak Türklerinin lideri Teveke Han’ın yardımıyla Çalış ve Turfan’ı işgal etmesi ülkede mevcut siyasi huzursuzluğu daha da artırmıştır. Müşkül duruma düşün Abdürrahim Han, amcası Muhammet handan yardım isteyince, Kalmuklara müracaat ederek Hudabende Sultan’ın ülkeden çıkarılmasını istedi. Kalmukların bir ricaya icabeti üzerine Hudabende Sultan işgat ettiği Çalış ve Turfan’dan çıkarıldığı gibi kendiside yakalanarak Abdürrahim Han’a teslim edildi. Sonunda ulemanın ricası ile Hudabende serbest bırakılmış ve Yarkent havalisine gönderilmiştir. Bu arada Kalmuklarla dostluğu ilerleten Abdürrahim Han, Kalmuk lideri Düreng Tayşi’nin kızı ile evlenerek onlarla akrabalık kurmuştur. Abdürrahim Han’ın Kalmuklu Hanımından Doğan oğlu Abdullah ilerde Doğu Türkistan’a son parlak devrini yaşatacaktır.  

    Kaynaklar:
    -Saray Mehmet , Doğu Türkistan Tarihi (Başlangıçtan 1878’e kadar), Bayrak Matbaacılık, İstanbul-1997
    -Kurban İklil, Doğu Türkistan İçin Savaş, TTK Yayınları. Ankara-1995
    -Özkan Nevzat, Türk Dünyası Nüfus Sosyal Yapı Dil Edebiyat, Geçit Yayınları
     Kayseri-1997
    -Hayit Baymirza, “Doğu Türkistan’ın Türk Dünyası’ndaki Önemi”, Türk Dünyası Tarih
     Dergisi, S.145
    -Gömeç Saadettin, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları,
     Ankara-1997

    yorum-yap1
Yorum Yazin

sitemap
site ekle