Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Türklerin Siyasi Egemenliği (1000-1200)

  • a. Türklerin Siyasal Egemenliği (1000 – 1200)

    1000’li yıllara gelindiğinde (13. ya da 14. yüzyıl) Avrasya steplerinde canlı bir yaşam hüküm sürmekteydi. Bu tarihte, kavim üstüne kavim, daha iyi otlaklar bulmak amacıyla batı yönünde hareketlendiler. Önce Hint-Avrupalılar, sonra Türkler ve en sonunda Moğollar batıya göç ettiler. 10. yüzyılda Türklerin Orta Asya’dan güney ve batıya doğru genişlemeleri sonucu, yerleşik tarımcılarla göçebeler arasındaki dengede bir kayma oldu.
    İran’dan başlayarak Ortadoğu’ya giden Türkler, Türk dilinin Aral gölü ile Hazar denizinin güneyine kadar yayılmasını sağladılar. Bu Türkler İslami dinini kabul edip, onun bazı davranış kalıplarını benimsemekle birlikte, İslam dünyasında benliklerini yitirmediler. Askeri yeteneklerinin gururuna dayalı bir üstünlük duygusu, Türklerin İslam toplumunda erimelerini engellemiş, dil ve savaşkan değerlerini korumuşlardır.
    İki unsur daha, Türklerin Ortadoğu’ya uyumlu bir biçimde sızmalarını ve ilerideki askeri ve siyasal başarılarını kolaylaştırmıştır. Bir kere, Ortadoğu’ya geldiklerinde bölgede Şii yöneticiler çoğunluktaydı ve Türkler hiç olmazsa manevi alanda bağımsızlıklarını vurgulamak için Sünniliği seçmişlerdir. Sünnilikse, halifelik döneminin görkemli günlerinin inanışıydı ve halkın büyük çoğunluğu tarafından benimsenmişti. Böylece, Türk yönetimini kabul ederek, hem dinde bir sapmanın ortadan kalmasını, hem de eskinin mutlu ve güçlü olunan günlerine dönülmesini beklemeye başladılar. Gerçekten de Türkler, İslamiyet’in ilk doğduğu günlerdeki saf dini coşku ile doluydular. Bölgede yeni bir hevesin uyanmasına yol açarak, İslam dünyasının dikkatini bir kere daha Hıristiyanlığa karşı “kutsal savaşa” doğru çevirmeyi bilmişlerdir.
    İkincisi, İslamiyet’te “gaziler” tarafından verilen “kutsal cihat” kavramıydı. İslamiyet’in sınırlarının ötesinde Hıristiyanlara karşı savaşa girişmek, savaşçı geleneğe sahip Türklere İslam dünyasında büyük bir prestij sağlamış ve batıda Hıristiyan, doğuda Hindistan’a karşı mücadelede sürekli destek bulmuşlardır.
    Bu coğrafi, dini ve kültürel koşullar, Türklerin kitle halinde İslam toplumuna girmelerini kolaylaştırmıştır. İslam yöneticilerinin ve askerlerinin çoğunu 11. yüzyıldan sonra Türkler sağlamış ve gerek Hıristiyanlığa, gerekse Hindistan’a doğru genişlemenin etkili kılıcı olmuşlardır. Ancak, bunlara rağmen, 11. ve 12 yüzyıllarda İslam dünyasında kurulan Türk devletleri kısa ömürlü olmuştur. En istikrarlısı sayılan Selçuklular, birliklerini ancak elli yıl kadar sürdürebilmişler (1037 – 1092) ve sonunda çeşitli beyliklere bölünmüşlerdir.

    Selçuklular ve ardılları halife değil sultan unvanını taşıyorlar ve ülkeyi Abbasi halifeleri adına yönetiyorlardı. Evrensel yönetim iddiasında değillerdi ama sınırlı ülkelerinde, nüfusun yavaş yavaş İslamiyet’i kabulünden varlık bulan dengeli ve uluslar arası bir İslam toplumu düzeni geçeriydi. Bu düzeni, ortak bir din ve yasa, bunları ifade ettiği Arapça ve Akdeniz, Karadeniz, Hint Okyanusu boyunca uzanan deniz yollarıyla Asya karayollarında sürdürülen yaygın ticaret ayakta tutuyordu. Bu ticaretin örgütlenmesinde Bağdat kentinin hala önemli bir rolü vardı.
    İslam dünyasında kurulan devletlerden daha uzun ömürlü olanı, Birinci Haçlı Seferi’nde (1097 – 1099) Hıristiyan başarılarına karşı Müslüman tepkisinden yararlanan Selahattin-i Eyyubi’nin Mısır, Suriye ve Irak’ta sağladığı birliktir. Kurduğu Eyyubi devletinin sınırları Nil’den Dicle’ye kadar uzanmış ve 1187’de Kudüs’ü Haçlı kuvvetlerinin elinden geri alarak, bunların Filistin’deki topraklarını çok küçültmüştür. Eyyubi soyundan gelen yöneticilerden sonuncusu 1250’de ölünce, daha önce de değinildiği gibi, Türk tutsak askerleri Mısır’da iktidarı ele geçirmişler ve 1517’ye kadar sürecek ilginç bir oligarşik rejim kurmuşlardır. Bu sıralarda İslam dünyasının öteki ucunda, bir Türk tutsak askerinin oğlu olan Gazneli Mahmut, bugünkü Afganistan’daki merkezinden Pencap ve Yukarı Ganj vadisine akınlar yapmış (998 – 1030) ve başarılı Kuzey Hindistan’ın Müslümanlarca istilasına yol açmıştır. Ama, 1206 yılına kadar burada kurulan devletler istikrarlı olamamış, bu tarihten sonra yine Türk yöneticiler Delhi’de, ilerde Memlukların Mısır’da kuracaklarına benzer bir rejim kurarak istikrarı sağlamışlardır.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı İmge yayınevinden temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle