Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Uygurların Bağımsızlıklarını Kazanmaları

  • Uygurların Bağımsızlıklarını Kazanmaları

    742 yılına gelindiğinde Uygurların çok kuvvetli bir şekilde tarih sahnesinde belirdiğini müşahede ediyoruz. II. Gök-Türk Devleti, Bilge’nin ölümünden sonra hızla zayıfladığında Karluk, Basmıl ve Uygurlar ön plana çıktılar. Aslında onların iç karışıklığa düştüğü sırada Çin imparatoru devreye girmiş ve Sun Lao-nu adlı elçiyi Uygur, Karluk ve Basmıllara göndererek onları Gök-Türklere karşı tahrik etmişti. Neticede ayaklanan bu üç boy 742 yılında Gök-Türk Kağanı Kutlug’u öldürdüler. Basmılların reisi kağan seçilirken Uygurlar doğu (sol), Karluklar batı (sağ) kanat yabguluklarını aldılar ve hep beraber Çin’e elçi göndererek resmen tanındılar. Mağlup Gök-Türklerin arta kalanları kendi aralarında Ozmış’ı (Wu-su-mi-shih) kağan seçtilerse de yine Çinlilerin teşvikiyle adı geçen üç boy Ozmış’a saldırıp onu da öldürdü.

    Uğradıkları felaketlerden yılmayan Gök-Türkler, en nihayet Ozmış’ın oğlu Pai-mei’i kağanlığa getirdilerse de (744 yılı) başarılı olamadılar.7 745 yılında bu kağan da Uygurlar tarafından öldürülerek ortadan kalktı. Böylece Gök-Türk Devleti tarihe karışırken Uygurlar, Orta Asya sahnesinde bağımsız devletleri ile yerlerini alıyorlardı. Zaten Uygurlar ile Basmılların arası açılmış, Karluklar da Uygurların tarafını tutunca Basmıllar yenilmişlerdi. Gök-Türk siyasi gücü de tamamen ortadan kalkınca Uygurlar bağımsızlıklarını ilan ettiler (745).

    Uygurların, Karluk ve Basmıllara göre daha kuvvetli olmasının sebebi hiç şüphesiz kalabalık Dokuz Oğuz boylarının kendi yanlarında yer almalarıdır. Bu Dokuz Oğuz kabilesi Bugu, Bayırku, Hun (Qun), Bayırku, Tongra, Sse-chie (İzgil), Ch’i-pi, A-pu-sse, Ku-lun-wu-ku, A-tielerdi (Ediz). Bunlara Uygurlar da katılınca On Uygur olarak anılmaya başladılar. Yani Uygur Devleti’nin başlangıçta halkını bu boylar meydana getirmişlerdir. Bu sebepten dolayı Uygurlar bazı İslam kaynaklarında Dokuz Oğuz olarak kaydedilmişlerdir.

    Uygurlar kendi içlerinde de dokuz uruga (küçük kabile) bölünmüşlerdi: Bunlar Yağlakar, Uturgar, Kürebir, Baga Sıgır, Ebirçeg (Abırçak), Hazar, Hu-wu-su, Yagmurgar ve Ayabire adlarını taşıyorlardı.

    Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Uygur Kağanlığı’nın ilk hükümdarı Kutlug Bilge Kül oldu. Yeni bir imparatorluk doğarken doğuda ve batıda Uygurların toprakları genişlemeye başlamıştı. İlk etapta Uygurlara bağlanan topraklar batıda Altay dağları ile doğuda Ssu-wei arasında uzanıyordu. Doğu Gök-Türk Dev

    leti’nin eski topraklarını kaplamışlardı. Karluklar ise daha üst seviyede olan sol yabguluğu aldılar. Adı geçen Uygur Kağanı 747 yılına kadar yaşadı. Bu tarihte ölünce devleti her bakımdan geliştirecek olan oğlu Bayan Çor (Mo-yen Çor), tahta geçti.

    Bayan Çor Kağan’ın devri her bakımdan Uygur Devleti’nin geliştiği sağlam temellere oturduğu bir dönem sayılır. Çünkü sekiz yıllık süre içerisinde devlet her bakımdan büyümüş, etrafındaki boy ve devletlere üstünlüğünü kabul ettirdiği gibi teşkilatlanmasını tamamlamıştır. Öncelikle Hun ve Gök-Türk Dönemlerinde olduğu gibi Orta Asya’daki boyları kendine bağlamaya çalışmıştır. İlk zamanlarda Bayan Çor’un kağanlığı halkın bir kesimi tarafından tanınmak istenmemiş olmalıdır. Onlar Bayan Çor’un babası vaktinde yabgu ilan edilmiş olan, Tay Bilge Tutuk’u kağan ilan ettiler. Kıtanlar ve Tatarlar da onlara katılınca Bayan Çor için tehlike büyüdü. Bükekük civarında iki gün yapılan çarpışmalarda Kıtan ve Tatarları mağlup etmeyi başarınca kendi soyundan gelen bütün kabileler dönüp ona bağlandı. Beyleri ve diğer ileri gelenleri cezalandırıldı. Buna rağmen kağan geri dönünce halk yeniden ayaklanıp Kıtan ve Tatarlardan bir daha yardım istedi. Ancak, istedikleri yardım gecikince, Bayan Çor onları çok ağır bir bozguna uğrattığı gibi sürülerini ve kadınlarını alıp döndü. Arkasından Selenga’nın kuzeybatısında Kıtan ve Tatarları ağır bir bozguna uğrattı. Kaçmaya çalışan Kıtanlar kendiliğinden teslim olurken, Tatarlar Keyra kaynağında ve Üç Birkü suyunda sıkıştırılıp, askerlerinin yarısı öldürüldükten sonra teslim alındılar. Diğer isyancılar Tuzlu Altır Gölü civarında mağlup edildikten sonra devletin doğu tarafındaki huzursuzluklar sona erdi (750’den önce).

    750 sonbaharında Kem boyunda yaşayan Çikler itaat altına alındı. Aynı yılın ilk baharında Uygurlar kuzey batı Mançurya’daki Tatarları mağlup etti. 751’de bir kez daha Çikler yenildiği gibi Kırgızlar da baskına uğratıldı. Bu seferleri yapan Bayan Çor’un bir kumandanı idi. Kendisi aynı sıralarda Bolçu (Urangu) nehri üzerinde Karlukları yendi. 752 yılında çatışmalarda ise Basmıllar, Türgişler, Karluklar mağlup edildiler. Şine Usu Yazıt’ından anlaşıldığına göre Bayan Çor kağan’ın iç savaşları en azından 755 yılına kadar devam etmiştir.

    Kuruluşları sırasında Uygurların müttefiki olan Karlukların batısında Türgişler yaşıyordu. Karlukların gücü zaten biliniyordu. Bunlar zamanla Türgişlerle birleşince önemli bir rakip oluyorlardı. Dolayısıyla Karluklar üzerine seferin gereği ortaya çıktığında, Bayan Çor batıya doğru ilerledi. Altay-Tanrı dağları arasındaki Cungarya-Tarbagatay bozkırlarındaki Karluklar yenilerek, batıya doğru çekildiler. Arkalarından Türgişler de mağlup olunca Uygur Devleti’nin sınırları Seyhun ırmağına kadar genişledi.

    Kuzeyde Yenisey’in batı kolu Kem ırmağı civarında yaşayan Çikler de Bayan Çor Kağan’a bağlanırken, bu bölgenin güçlü boyu Kırgızlar henüz ona boyun eğmemişlerdi. Bu arada Selenga civarında isyan eden Sekiz Oğuz ve Dokuz Tatarlar mağlup edildiler. Artık Orta Asya’da herkes Uygurların siyasi üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmıştı.

    Bu arada Çin tarihinin en parlak hanedanlarından olan T’ang kendi içinde karışmıştı. 751 yılındaki Talas Savaşı’nda uğradıkları mağlubiyet, onların Orta Asya’dan ellerini çekmesini sağladı. Ardından Soğd asıllı An Lu-shan’ın çıkardığı isyan T’ang İmparatorluğu’nu tamamen karıştırdı (755).

    Adı geçen hanedanın imparatoru Hsüan-tsung’un kırk dört yıllık saltanatı bu yılda ölünce bitti ve yerine Su-tsung tahta geçti. Söz konusu isyan T’ang hanedanının çatırdamasına yol açarken, yeni imparator böylece Uygurların yardımıyla düştüğü çaresiz durumdan çıkmaya çalışıyordu. Uygur kağanı bir Uygur prensesini gelin olarak gönderdi. Bayan Çor’un hedefi evlilik yolu ile akrabalık kurmak suretiyle T’ang hanedanını etki altına almak idi. Yine birçok devlet adamını başkente yollayarak, yeni diplomatik girişimlerde bulundu. Arkasından kendisi çıktığı büyük seferde Çinli devlet adamı Kuo Tsu-i ile birlikte Çin’e doğru ilerledi ve Sarı Irmağın kenarında Çin’e saldıran Türk asıllı T’ung-lo (Tonra) boyunu yendi. 757 yılında Çin’e tekrar Yabguları ile birlikte dört bin asker ve çok sayıda at göndermişler, Çinliler de onları büyük ziyafetle karşılamışlardı. Söz konusu Yabgu bundan sonra isyanın bastırılması işine girişti. Hsiang-chi’ye giden ordu Feng Suyu kenarında asileri yendi. Neticede isyancıların eline geçen başkent Ch’ang-an geri alındı. Arkasından diğer önemli şehir hatta yazlık başkent olan Lo-yang’ı geri almak üzere harekete geçtiler. Uygur kuvvetleri yine Yabgu idaresinde ilerleyip asileri tamamen bozguna uğrattılar. Hatta Lo-yang’ı da yağmalamışlardı. Onların sayesinde ülkesine tekrar sahip olan İmparator Su-tsung, ağır hediyelerle Uygur kumandanlarını ödüllendirdi. 758 yılında İmparator, Bayan Çor Kağan’a küçük kızını gelin olarak gönderdi. Tarihte Çin imparatorlarının öz kızlarını yabancı ülkelere gelin olarak göndermeleri çok nadirdir. Herhalde bu Uygurların Çin’e yaptığı yardımların karşılığı olmalıdır. Söz konusu prensesin adı Ning-kuo idi ve muhteşem bir merasimle Bayan Çor Kağan’a gönderildi. Kağan büyük bir devlet adamlığı örneği göstermiş; kendisine sunulan muhteşem hediyeleri devlet adamlarına dağıtmıştır.

    Uygur Kağanlığı’nı her yönden geliştiren yükselten Bayan Çor Kağan 759 yılında ölünce yerine oğlu Bögü geçti. Bu kağan adına 759 yılında Moğolistan’ın Moğoltu Irmağı-Orgotu dağı-Şine usu gölü civarında bir yazıt dikilmiştir. Yazıtta Bayan Çor Kağan’ın zaferleri, başarıları anlatılmaktadır.

    Not: Bu ilgili makale,  Ahmet Yasevî Üniversitesi Öğretim Görevlisi sayın Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 1. cildinde yer alan “Uygurlar” adlı makalesinden derlenmiştir.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle