Logo Background RSS

Isminiz@Tarih.gen.tr Uzantılı MSN
Forum

Viyana Kongresinde Cezalandırma Yerine Denge

  • 2. Cezalandırma Yerine Denge

    Viyana düzenlemesinin sağladığı göreli barış ve istikrar, yani bu düzenlemenin başarısının gizli, Castlereagh ile Metternich’in, “cezalandırma” yerine denge, “intikam” yerine meşruiyet yönünde hareket etmelerinde ve kısır çıkar çatışmalarını bir kenara itmelerinde yatar. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan anlaşma intikamcı olmayınca, Fransa’da yenilgi anıları da uzun sürmedi. Eğer Fransa eziklik ve yenilginin acısıyla baş başa kalsaydı, yeni kurulan uluslar arası düzeni “meşru” görmeyebilir ve onu silah zoruyla değiştirmeye kalkışabilirdi. Bu anlayış ve uygulama bugün bile yerel savaşlarla dolu ve savaşların isteklerinin karşı taraf için ağır ve kabul edilemeyecek olduğu dünyamıza son derece önemli dersler vermektedir. Viyana Kongresi’nden yüz yıl sonra, Almanya’nın 1919 tarihli Versailles Barış Antlaşması’nın ağır hükümlerine ve oluşturduğu yeni uluslar arası düzene karşı yaptığı buydu.[1]

    Galip devlet veya devletin uzun vadeli çıkarları için kendilerini sınırlandırarak, yeni ya da yenilikleri yeni oluşan uluslar arası sistem içine almaları ve böylece “meşru” bir uluslar arası düzen kurma çalışmalarına, özellikle çağdaş tarihte çok az rastlanır. İşte 30 Mayıs 1814 tarihli barış antlaşması, galip devletlerin kendi kendilerini sınırlandırmalarının en güzel örneğidir. Galip devletler intikam yerine güç dengesinin peşinde koşmuşlardır. Asıl amaçları, Fransa’nın savaşta ele geçirdiği toprakları geri almak ve Napolyon’un tahttan indirdiği “meşru” monarşileri yeniden kurmaktı. Hatta, Napolyon’un Waterloo yenilgisinden sonraki 20 Kasım 1815 tarihli barış antlaşması da cezalandırıcı değildir. Fransa, Napolyon’un yaptıklarından dolayı, uluslar arası sistem içinde küçük düşürülmemiştir. Müttefikler Rusya’dan korkmasalardı, koşullar belki daha ağır olabilirdi. Fransa, bir yanda Avusturya ile İngiltere, öte yandan Rusya ve Prusya arasında bir denge unsuru olarak görüldüğü için, barış da hafif olmuştu. Bu doğrudur. Ama nedeni ne olursa olsun sonuç değişmemektedir.

    Metternich ve dolaysıyla Viyana Kongresi’nin meşruiyet iddiası ise şuydu: Mevcut devletlerin sınırları kutsaldır, dokunulamaz ve her devlet bu kutsal sınırlarının içinde istediği gibi hareket etmekte ve istediği rejimi kurmakta serbesttir. Özetle, Metternich ve Castlereagh’ın önderliğinde ki Viyana Kongresi, Avrupa barış ve gönencinin, ilgili halklarının “sözde” isteklerine uygulayarak değil, meşru otoriteye titiz bir itaat sağlanarak korunabileceği kararına vardı.


    [1]  Türk ulusunun, Versailles’den çok daha ağır olan insanına, yaşayacak alan bırakılmadı. İlerde görüleceği gibi, Metternich ve bir dereye kadar Castlereagh’ın ulusçuluk akımına düşman olmaları, 19. yüzyılın başlarında bağışlanabilecek bir yanlıştı. Ama 20. yüzyılın başında, tüm Avrupa devletleriyle birlikte, Osmanlı Devleti’nin eskiden üç yüz yıl yönettiği Doğu Avrupa ülkelerinin ulusçu akımları başarı kazanırken (belki de daha doğrusu başarı kazanmaları sağlanırken) Türk ulusuna aynı hakkı tanımayan Lloyd George için aynı “hafifletici” nedeni bulmak zordur.Serves(Serv) Barış Antlaşması’na karşı açtığı mücadele ve bu mücadelenin Lozan ile başarıya ulaşması ve Türkiye’nin yeni kurulan uluslar arası sisteme üç yıl geçikmiş olarak girmesi, Türkiye dışında bilim adamlarının pek akıllarına gelmeyen önemli bir örnektir. Galip devletlerin korkutucu “iştahlarını” sınırlandırmamalarının sonucu olarak yıkılan Osmanlı Devleti’nin başat öğesi olan Türk

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin >> Siyasi Tarih << Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

Yorum Yazin


sitemap
site ekle