Ekim, 2010 | Tarih Kütüphanesi - Part 3

Logo Background RSS

» 2010 » Ekim

  • İslam Sanatı
    Yazar Tarih Ekim 19th, 2010 | 2 Yorum var2 yorum Yorum var

    İSLAM SANATI

    İslam Sanatı, İslam dininin ortaya çıkıp yayılmaya başlamasından, günümüze kadar İslam ülkelerinde oluşup gelişen tüm sanat dallarının ortak adıdır. Önce Arabistan’da doğan, daha sonra Mısır, Suriye, Mezopotamya, İran, Anadolu, Kuzey Afrika, İspanya, Hindistan ve Çin gibi çok geniş bir bölgeye yayılan İslam dini, bu yörelerin sa­natlarından da etkilenerek yeni bir sanat anlayışının doğmasına yol açtı. Bu nedenle İslam sanatları, her ülkede aynı biçimde, aynı özellikler taşıyarak gelişmedi. Her ülkenin sanat değerleriyle karışarak yeni ve zengin bir sanat bileşimi yarattı.
    İslam sanatı, İslam dininin yayıldığı ülkelerde mimarlık, ağaç ve fildişi oymacılığı, seramik, madencilik, cam sanatı, dokuma, minyatür, süsleme, hat (yazı) sanatı, ciltçilik ve halıcılık gibi alanlarda kendini gösterdi ya da kendine özgü sanat alanları yarattı.
    İslam sanatının ilk temsilcisi olan Araplar, sanat gelenekleri pek olmamasına karşın, fethettikleri ülkelerin sanatından esinlenerek yeni yapıtlar ortaya koydular. Örneğin Ro­ma, Helenistik ve Hıristiyan sanat yapıtları­nın yoğun olarak bulunduğu Şam’da Emeviler bütün bu sanatların kalıntılarından çok yarar­landılar.
    İslam ülkelerinde sürekliliği olan en güçlü sanat dalı dinsel mimarlıktır. Dinsel mimarlık yapıtları cami, mescit, medrese, türbe, tekke, zaviye gibi yapılardır. İslam ülkelerinde dindışı mimarlığın da önemli özellikleri vardı. Han, kervansaray, çarşı, hamam, imaret, bedesten, köşk, saray, köprü gibi dindışı mimarlık yapıtlarında İslam ülkelerine özgü bir üslup doğdu ve gelişti. Ayrıca kale, sur gibi askeri yapılar da İslam mimarlığının önemli yapıtlarındandır.
    İslam sanatının kendini en çok belli ettiği yapılar camilerdir. Cami, her İslam ülkesinde temel özellikleri değişmeksizin, yeni bileşim­ler ve yerel özelliklerle sürekli değişim göster­di. Türbeler ise camilerden sonra gelen önemli dinsel yapılardır. İslam dünya­sında bilinen en eski türbe, Samarra’da Abbasi Halifesi Muntasır’ın annesi tarafından 862’de yaptırılan Kubbetü’s-Süleybiye’dir. Türbeler özellikle doğudaki İslam ülkelerin­de, İran, Anadolu ve Mısır’da sayı ve çeşitlilik bakımından önde gelir.

    (Devamini Oku)

  • Endülüs Emevi Dönemi Sanatı
    Yazar Tarih Ekim 19th, 2010 | 1 Yorum var1 Yorum Yorum var

    Endülüs Emevi Dönemi Sanatı

    İspanya daha önce 711 yılında Emeviler döneminde Müslümanların eline geçmiş ve Kordoba merkez olmak üzere bir emirlik kurmuştur. 300 yıl İspanya’da egemenlikleri sürmüş buna bağlı olarak kendi kültür ve sanatlarını burada görkemli bir şekilde yaşatmışlardır. Endülüs’te dikkati çeken iki önemli yapı olan Kordoba Camisi ve Elhamra Sarayı’dır.

    Kordoba Camisi: (786): 1. Abdurrahman tarafından yaptırılmıştır. Caminin içi kırmızı tuğla ve beyaz taşın birlikte kullanılmasıyla göz alıcı bir manzara sergilemektedir. İlk kez bir camide at nalı biçiminde kemer kullanılmıştır.

    Elhamra Sarayı:  İspanya’nın Granada kentinde 14. yüzyılda yapılmıştır. Sarayın yapımında malzeme olarak kireç, çakıllı kum ve kırmızı renkli bir kerpiç kullanılmıştır. Sarayın adı Elhamra, Arapça kırmızı anlamına gelmektedir.
    Saray üç bölümden oluşur. Birinci bölüm, hükümdarın davalara baktığı ve halkı kabul ettiği Meşver bölümüdür. İkinci bölüm, taht salonu ile birlikte resmi kabuller için kullanılan divan bölümüdür. Üçüncü bölüm ise, tamamen kadınlara ait harem bölümüdür. Bahçesinde aslan heykelleri ile süslü Aslanlı Havuz çok ünlüdür. Gerek İslam sanatında gerekse dünya sanat tarihinin en güzel yapılarından biri olarak kabul edilir.

  • Emevi Dönemi Sanatı
    Yazar Tarih Ekim 19th, 2010 | 1 Yorum var1 Yorum Yorum var

    2. EMEVİ SANATI

    Dört halife dönümden sonra halifelik Emevilere geçmiştir. İlk Emevi halifesi Muaviye’dir. Onun döneminde devletin başkenti Şam olmuştur. Emeviler döneminde devletin sınırları Azerbaycan’dan İspanya’ya kadar genişlemiştir. Emeviler fethettiği topraklardaki toplumların kültürlerinden etkilenmiştir. Buna bağlı olarak oluşan mimari yapılarda bölgeden bölgeye değişiklik göstermiştir. Bu İslam medeniyetinin zengin bir yapı mimarisinin oluşmasını sağlamıştır. Böylelikle Emeviler döneminde mimari alanda ilk anıtsal örnekler ortaya çıkmıştır. Dini mimaride Camiler ön plandayken Sivil mimaride daha çok saraylar yapılmıştır.

    a) Dinî Mimari

    Dini mimaride bahsedildiği gibi ön planda olan mimari yapılar camilerdir.

    Mescidi Aksa Camisi (702): Emevilerin en parlak dönemini yaşadığı halife Abdülmelik tarafından büyütülen ve genişletilen bu cami, bir Bizans kilisesinin kalıntıları üzerinde yapılmıştır. Bununla birlikte daha sonra çeşitli sebeplerden dolayı birkaç kez yıkılan mescit baştan inşa edilmiştir. Bugünkü yapı, mescit 1033 yılında bir deprem sebebiyle yıkılınca Fatımiler tarafından yaptırılan yapıdır; yine de yapıya yüzyıllar boyu farklı hükümdarların altında birçok eklemeler ve değişiklikler yapılmıştır. Yapısında kesme taş kullanılarak inşa edilmiştir.

    Şam Emeviye Camisi (706–714): Halife I. Velid tarafından Şam’da eski bir yapı üzerine yaptırmıştır. Cami dikdörtgen bir plana sahiptir. Üç minareli olup minareler Kuzey cephesinin ortasında ve güneydoğu ile güneybatı köşelerinde bulunur.

    Güneydoğu köşesinde bulunan minareye Minaretu’l Beyza (Ak Minare) veya Hz. İsa Minaresi denir. Hz. İsa’nın kıyametten evvel bu minarenin üzerine ineceği rivayet edilir. Ama minarenin öyle Hz. İsa ile yaşıt olduğunu düşünmeyin, 11. asır eseridir.

    Güneybatı köşesindeki minare Kayıtbay Minaresi olarak anılır. Minareyi inşa ettiren, Fatih Sultan Mehmed’in çağdaşı, meşhur Memluk sultanının ismini taşır. 15. asırdan kalmıştır.
    Üçüncü minare kuzey duvarının ortasında yer alır, üç minarenin en süslü, en gösterişli olanıdır. Minâretu’l Arus (Düğün veya Gelin Minaresi) diye anılır. Üst kısmı 11. asırdan kalmaysa da, alt kısmı caminin yapıldığı döneme tarihlenir.

    Namaz kılınan iç mekânda, merkezde Hz. Yahya’nın türbesi yer alır. Ayrıca Kerbela olayından sonra Hz. Hüseyin’in kesilen başının bir süre burada sergilendiği, bir rivayete göre ise buraya defnedildiği ifade ediliyor. Genellikle gruplar halinde dolaşan şiî ziyaretçiler Hz. Hüseyin’in başının sergilendiği yere başlarını sokuyor, türbenin etrafında içli, dokunaklı, kederli seslerle Kerbelâ’yı anıyorlar. Bununla birlikte Selahaddin Eyyubi’nin türbesi de burada bulunur.

    (Devamini Oku)


sitemap