Temmuz, 2011 | Tarih Kütüphanesi - Part 2

Logo Background RSS

» 2011 » Temmuz

  • Fransa’nın Üstünlüğü ve Güç Dengesi Politikası
    Yazar Tarih Temmuz 31st, 2011 | 1 Yorum var1 Yorum Yorum var

    (iv) Fransa’nın Üstünlüğü ve Güç Dengesi Politikası:

    Fransa’da 14. Louis döneminin (1643- 1715) ikisi iç ve biri dış politika alanında olmak üzere, üç önemli özelliği vardır. 14. Louis, ortaçağdan kalma soyluların (aristokrasi) feodal özgürlüklerini sona erdirerek, Avrupa sahnesinde doğmakta olan güçlü ve mutlakıyetçi ulus-devletlerin üstünlüğünü sağlamış ve son zamanlarda gelişmekte olan güçlü ve disiplinli ordu anlayışını Fransa’da tam anlamıyla yerleşmiştir. Bunlar yeni doğmakta olan modern devletin iki vazgeçilmez unsuru olacaktır. Dışarıdaysa, genişlemeci ve saldırgan dış politikasına karşı öteki devletler bilinçli bir “güç dengesi” (balance of power) politikası izlemeye başlayacaktır. Güç dengesi, bu noktadan sonra önce Avrupa’nın sonra giderek tüm yeryüzünün uluslar arası ilişkilerini düzenleyen bir mekanizma haline gelecektir.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.

  • Otuzyıl Savaşları ve Westphalia Barışı
    Yazar Tarih Temmuz 31st, 2011 | 1 Yorum var1 Yorum Yorum var

    (iii) Fransa’da Bütünleşme, Almanya’da Parçalanma: Otuzyıl Savaşları ve Westphalia Barışı (1648):

    Fransa’da IV. Henri (1589-1610) uzun ve yıkıcı dini iç savaşlardan sonra monarşinin otoritesini sağladı. Devlet resmen Katolik kalmakla birlikte, Fransa’nın ulusal çıkarları papalığın çıkarlarından hep ayrı düşünülmüştür. XIII. Louis’in saltanatı sırasında (1610-1643) kralın başbakanı ve kilise’nin kardinali olan Richelieu, orduyu merkezi otoriyeti kabul etmeyen kale ve kentleri ortadan kaldırmada başarılı bir biçimde kullandı.

    Böylece, monarşi otoritesi Fransa’nın hemen hemen her yerinde ilk kez tam olarak sağlandı ve Fransız tipi mutlakıyetçi monarşi, Avrupa’nın modern hükümet biçimi olarak, başarı kazandı; öteki devletlerce öykülenecek bir model oldu.

    Kardinal Richelieu, çıkarları gerektirdiği zaman, şimdi göreceğimiz Otuz Yıl Savaşları’nda olduğu gibi, Alman Protestanlarının yanında yer almaktan da geri kalmadı. Böylece, Fransa 1562–1598 yılları arasında dini nitelikte iç savaşlardan bütünlüğünü sağlamış, Almanya ise 1618–1648 yılları arasındaki aynı nitelikte Otuz Yıl Savaşları’ndan parçalanmış olarak çıkacaktır. 18. ve 19. yüzyılların Avrupa tarihi de zaten, Fransa’nın bu bütünlüğü ve Almanya’nın parçalanmışlığı konusu çerçevesinde dönecektir.

    1600’lere gelindiğinde kutsal Roma İmparatorluğu resmen Katolik olmakla birlikte, imparatorluk çerçevesi içinde Protestanlar çoğunluktaydı. Çünkü 300 kadar devletin dini olduğu gibi, Habsburgların resmen Katolik olan devletlerinin de içinde çok sayıda bulunuyorlardı. Ayrıca, 1500’lerde Almanya Avrupa’nın gelişmiş bir bölgesiyken, 1600’lere gelindiğinde gerileme ve yerellik belirtileri göstermeye başlamıştı.

    1555 tarihli Augsburg Barışı, her devletin vatandaşlarının dinini belirleme yetkisini tanımıştı. Ancak bu hak uygulamada yürümedi ve 1608’de Protestan devletler haklarını savunmak için aralarında birlik kurdular. Dışarıdan destek sağlamak için Hollanda, İngiltere ve Fransa ile görüşmelere giriştiler. 1609’da ise, Katolik Alman devletleri Kutsal Roma İmparatorluğu’nun desteği ve Bavyera’nın önderliğinde birleştiler. Bunlar da İspanya’nın desteğine güveniyorlardı. Böylece, Almanya parçalanıyor, daha doğrusu dini bir savaşa hazırlanan ve birbirine karşı dış destek sağlamaya çalışan iki kampta toplanıyordu. Tüm bu gerilim ve baskılardan kaynaklanan Otuz Yıl Savaşları’nın, karmaşık bir hal alacağı ve bir “savaşlar dizisi” olacağı, daha başlangıcından belliydi; öyle de oldu.
    (Devamini Oku)

  • Hollanda’nın Parlak Dönemi
    Yazar Tarih Temmuz 30th, 2011 | Yorum Yok Yorum var
    (ii) Hollanda’nın Parlak Dönemi:

    Daha önce görüldüğü gibi, İberik yarımadasının global tekeline karşı Hollanda ve İngiltere tarafından meydan okundu. Bu mücadele bir yüzyıl sürmüş ve kesin bir biçimde, belirli bir tarihte bitmemişse de, 1588’de İspanyol Armadası’nın yenilgisi önemli bir dönüm noktası olmuştur. İberik deniz gücü zayıflamaya başlayınca, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, Doğu’nun baharat ticaretini Portekiz’in elinden aldı. Hollanda Batı Hindistan Şirketi ise, Amerika’daki İspanyol varlığına önemli bir tehdit oluşturdu.

    Böylece, 17. yüzyılın Hollanda etkisinin altın çağı olarak nitelendirilebilir. Amsterdam, şimdi global bir nitelik gösteren ticaret şebekesinin merkezi oldu. Hollanda’yı besleyen noktalar dünyanın beş kıtasına yayılmış sömürge istasyonlarıydı. Ne var ki, Hollanda’nın kurduğu bu global şebeke öncelikle ticarete dayanıyordu ve tümüyle kara yönelikti. Büyük askeri güce sahip olamayan Hollanda’nın bu deniz ticareti üstünlüğü uzun süreli olamadı.

    Not: Bu ilgili makale Oral Sander’in “Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e” adlı eserinden yararlanıp yazılmıştır.
    Kitabı, İmge Kitabevi Yayınları’ndan temin edebilirsiniz.


    Siyasi Tarih’in Tüm Konuları İçin Yukarıdaki Siyasi Tarih  Sayfasına Bakmanızı Öneriyoruz.


sitemap