Eylül, 2011 | Tarih Kütüphanesi - Part 5

Logo Background RSS

» 2011 » Eylül

  • Fransada Yurttaş Ordu Kavramı
    Yazar Tarih Eylül 21st, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    4. Savaşın Değişen Niteliği ve Napolyon Bonapart

    a. Yurttaş-Ordu

    1795 yılında Fransa Cumhuriyeti’nin 800.000 kişilik ordusu vardı ve bu, herhangi bir Avrupa devletinin o tarihe kadar toplayabileceği en büyük orduydu. Bu liyakatlerine göre hızla yükselen subayların komuta ettiği, belirli ve benimsedikleri bir dava için savaşan yurttaşlardan oluşan ve silaha sarılıp halkı temsil eden, ulusal bir orduydu. Davaya bağnazca bağlılığı ve siyasal bilinciyle daha da güçlenmekteydi. Çoğunluğunu serflerin oluşturduğu ve hiçbirinin içinde bulundukları siyasal sistemlere üyelik ya da bağlılık duygusu olmadığı öteki Avrupa orduları ile tam bir zıtlık içindeydi. Cumhuriyetin ilk askeri başarılarının gizi, bu gerçekte yatar.

                Birçok unsur 18. yüzyılda sınırlı olan savaşı 20 yüzyılda topyekün (total) hale getirmiştir. Savaşın niteliği açısından 18. ve 20. yüzyıllar arasında 19. yüzyıl bir tür “geçiş dönemi”dir. Her şeyden önce yukarda değinildiği gibi, orduların bileşimi değişti. 18. yüzyıl ve öncelerinin, subayların soylu, erlerinin de çapulcu olduğu orduları yerine, Fransız Devrimi ile birlikte, subayları yetişmiş profesyonel asker, erleri de liberalizmin, yani yönetilenin hükümetine sahip çıkmasının ve böylece doğan ulus bilincinin ürünü olan, “yurttaşlar”dan oluşan ordular Avrupa sahnesine çıktı. İkinci olarak, ordunun her türlü lüksü ve dolaysıyla ağırlığıyla yolculuğa gider gibi savaşa giden soylulardan arınmasıyla, hareketliliği ve hızı arttı. Çapulculardan oluşan erlere güvenilmemesi, zorunlu olarak savaşların bitişik düzende yapılmasını gerektiriyordu. Bu da orduları kolay manevra yapamayan hantal birimlere dönüştürmekteydi. Güvenilen askerle birlikte orduların hareketliliği daha da arttı. Üçüncü olarak, büyük, ateş gücü yüksek hareketli bir orduyu kuracak ve devam ettirecek bir savaş ekonomisinin gereği, yine Fransız Devrimi ile açıkça ortaya çıktı. Fransız Devrimi’nden önce soyluların ve büyük toprak sahiplerinin vergilendirilememesi, devlet bütçesinin çok dar tutulmasına yol açıyordu. Toplumun her kesiminin ve özellikle çok kazananın “yurttaş” sıfatıyla vergilendirilebilmesi, yıllar geçtikçe büyüyen bir “savaş bütçesinin” ve ekonomisinin kurulmasına olanak sağladı. Son olarak silah teknolojisindeki gelişmeler, savaşın yıkıcılığını artırdı. İşte tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, 20. yüzyılda tanık olduğumuz “kitle savaşı”nın tohumları atıldı.
    (Devamini Oku)

  • Demokratik Özerklik ve Hukuk
    Yazar Tarih Eylül 21st, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Sevgili tarih.gen.tr okurları. Yer yer gerek mail gerekse yorum kısmında neden tek bir bakış açısı içinde olunduğu sorulmakta ve Türkiye’nin güncel konuları sitede niye yer verilmeyip herkesin görüşlerine açık olunmadığı sorulmaktadır.
    Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, biz tarafsız bir yayın ilkesi içindeyiz. Herkese aynı eşit uzaklıktayız. Bir taraf tutmamız söz konusu değildir. Peki neden toplumsal ve güncel konulardan uzak duruyoruz? Sevgili okurlarımız öncelikle geçmişimizi bilip sonra geleceğimizi inşa etmemiz gerekir. Okurlarımızdan büyük bir kısmı bu tarihi gerçeklik ve bilgisinden maalesef uzaktır. Lakin yapılan tüm yorum ve eleştirileri göz önünde bulunduracağımızı söylemekle birlikte Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın makalesini sizlerle paylaşacağız. Unutmayalım ki insanların görüşlerine katılmak zorunda değiliz ancak ve ancak saygı duymamız gerektiğini bilmemiz lazım. Bu yüzden herkesin düşüncesini özgürce ifade edebileceği bir tarih sayfasına sahip olduğumuzu vurgulamaktayız. Şimdi Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Demokratik Özerklik ve Hukuk adlı makalesini bir hukukçu gözüyle nasıl dile getirdiğine bakalım..

    Demokratik Özerkliğin gücü evrensel hukuktan geliyor! Demokratik Özerklik bütünlük ve birlik içinde yaşamanın en asgari demokratik modelidir.

    Ulusal üstü hukuk açısından bakıldığında Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısının tüm koşullarının oluştuğu, inşa ve statüsünün resmileştirilmesi için sürdürülen çalışmaların stratejik bir çözüm projesi olduğu görülecektir. Demokratik Özerklik bölünme değil ‘bütünlük’ projesidir, sınırları, resmi dili, bayrağı tartışmadan, etnik, dini ve bir bölge esası gözetmeden bir Türkiye projesi olarak taraftar buldu; bilgi kirliliği ve tüm anti propagandalara rağmen güçlenmesinin temelinde evrensel hukuktan gücünü alan meşruiyet bulunmaktadır.
    Demokratik Özerkliğin hukuki altyapısı

    I-ULUSAL ÜSTÜ HUKUK AÇISINDAN

    İnsanlık tarihi yaşanan acıların külleri üzerinde İkinci Dünya Savaşı sonrası insan hakları konusunda önemli gelişmeler sağlamıştır. 1990’lı yıllardan sonra uluslararası insan hakları hukukunun bir parçası olarak “Self Determinasyon” ve “azınlık hakları” gelişmiştir.
    (Devamini Oku)

  • Devrimlerden Savaşa ve Terör Yönetimine
    Yazar Tarih Eylül 16th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    3. Devrimlerden Savaşa ve Terör Yönetimine

    Tüm bu gelişmeler karşısında, Avrupa’nın öteki devletleri Fransız Devrimi’ne müdahaleden ya da işe zorla karıştırılmaktan çekindiler. Fransa ve devrim yanlısı gruplar, Avrupa’nın hemen hemen her ülkesinde boy göstermeye başlamıştı. Amerikan ve Fransız devrimlerinin doktrinleri, rahatlıkla Avrupa’nın her yerine ihraç edilebilecek evrensel bir felsefe biçiminde gelişti. Çünkü zaman, yer, ırk ya da ulus farkı gözetmeksizin, insanların temel hak ve özgürlüklerinden söz etmekteydi. Bu durum karşısında, Fransa’dan kaçıp mülteci haline gelen soylular, uluslar arası aristokratik bağlantılarını kullanarak Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yerleştiler ve devrime karşı bir cins “kutsal savaş” açma hazırlığı içine girdiler. Kısaca, Avrupa artık sınır tanımayan bir bölünmeyle karşı karşıyaydı.

                Fransız Devrimi’ne karşı silah kullanılacaksa, bunu Fransa Kraliçesi Marie Antoniette’in kardeşi olan Habsburg İmparatoru II. Leopold yapabilirdi. Pillnitz’de 1791 yılında yayınladığı bir bildiriyle, öteki devletler katıldığı takdirde Fransa’da eski düzeni yeniden kurmak için askeri önlemler alacağını açıkladı. Aslında II. Leopold böyle bir desteğin gelmeyeceğini biliyor, ama ülkesine yerleşen mülteci soylu militanları susturmak istiyordu.

                Fransa’da burjuvazi, iki yıl boyunca siyasal sahneye egemen olarak, gücünü Fransa’nın mülki, askeri ve dini kurumlarını yeniden düzenlemekte kullanmıştı. Niyeti, aristokrasinin liberal kesimleri ve kral ile işbirliği yapmaktı. Ne var ki, gerek aristokrasinin düşmanca faaliyetleri ve gerekse öteki Avrupa devletlerinin Fransa’ya müdahale edebileceklerini gösteren gelişmeler bunu olanaksız kıldı. Böylece 1792’de bir istila tehdidi ile karşı karşıya kalan devrimciler, Avusturya ve Prusya’ya karşı savaş ilan ettiler ve çok geçmeden Avrupa’nın birçok ülkesiyle savaşır duruma geldiler. Baştaki yenilgilerin yarattığı panik birtakım önlemler alınmasına yol açtı. Bunlar arasında, Ocak 1793’te Kral 16. Louis’nin tahtan indirilip öldürülmesi ve kuşkulanılan “siyasi”lerin ortadan kaldırılması da vardı. Bu arada Fransa’da “Ulusal Konvansiyon” dönemi açılmıştı (1792 – 1795).
    (Devamini Oku)


sitemap