Ekim, 2011 | Tarih Kütüphanesi - Part 3

Logo Background RSS

» 2011 » Ekim

  • Viyana Kongresinde Cezalandırma Yerine Denge
    Yazar Tarih Ekim 9th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    2. Cezalandırma Yerine Denge

    Viyana düzenlemesinin sağladığı göreli barış ve istikrar, yani bu düzenlemenin başarısının gizli, Castlereagh ile Metternich’in, “cezalandırma” yerine denge, “intikam” yerine meşruiyet yönünde hareket etmelerinde ve kısır çıkar çatışmalarını bir kenara itmelerinde yatar. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan anlaşma intikamcı olmayınca, Fransa’da yenilgi anıları da uzun sürmedi. Eğer Fransa eziklik ve yenilginin acısıyla baş başa kalsaydı, yeni kurulan uluslar arası düzeni “meşru” görmeyebilir ve onu silah zoruyla değiştirmeye kalkışabilirdi. Bu anlayış ve uygulama bugün bile yerel savaşlarla dolu ve savaşların isteklerinin karşı taraf için ağır ve kabul edilemeyecek olduğu dünyamıza son derece önemli dersler vermektedir. Viyana Kongresi’nden yüz yıl sonra, Almanya’nın 1919 tarihli Versailles Barış Antlaşması’nın ağır hükümlerine ve oluşturduğu yeni uluslar arası düzene karşı yaptığı buydu.[1]

    Galip devlet veya devletin uzun vadeli çıkarları için kendilerini sınırlandırarak, yeni ya da yenilikleri yeni oluşan uluslar arası sistem içine almaları ve böylece “meşru” bir uluslar arası düzen kurma çalışmalarına, özellikle çağdaş tarihte çok az rastlanır. İşte 30 Mayıs 1814 tarihli barış antlaşması, galip devletlerin kendi kendilerini sınırlandırmalarının en güzel örneğidir. Galip devletler intikam yerine güç dengesinin peşinde koşmuşlardır. Asıl amaçları, Fransa’nın savaşta ele geçirdiği toprakları geri almak ve Napolyon’un tahttan indirdiği “meşru” monarşileri yeniden kurmaktı. Hatta, Napolyon’un Waterloo yenilgisinden sonraki 20 Kasım 1815 tarihli barış antlaşması da cezalandırıcı değildir. Fransa, Napolyon’un yaptıklarından dolayı, uluslar arası sistem içinde küçük düşürülmemiştir. Müttefikler Rusya’dan korkmasalardı, koşullar belki daha ağır olabilirdi. Fransa, bir yanda Avusturya ile İngiltere, öte yandan Rusya ve Prusya arasında bir denge unsuru olarak görüldüğü için, barış da hafif olmuştu. Bu doğrudur. Ama nedeni ne olursa olsun sonuç değişmemektedir.
    (daha&helliip;)

  • Viyana Kongresinin Mimarları
    Yazar Tarih Ekim 9th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    1. Viyana Düzeninin Mimarları: Castlereagh ve Metternich

    Napolyon 19. yüzyılın ilk on beş yıl içinde liberalizm ve özellikle milliyetçilik akımlarını silah zoruyla Avrupa kıtasına yayarken, aslında çıkarları çatışan ve birbirine karşıt ideolojilere bağlanmış iki devlet adamı, Avrupa barış v e düzeninin sorumluluğunun omuzlarında olduğunu anlamışlardı. İngiliz Dışişleri Bakanı Castlereagh ila Avusturya Başkanı Metternich. Birisi, parlamenter yapıya sahip bir ada devletinin, öteki çokuluslu ve otokratik bir kara devletinin politikasını yürüten kişilerdi. Onları bir araya getiren şey, Avrupa barış ve düzeninin ancak Napolyon’un savaş alanlarında yenilgiye uğratılmasından geçtiğine ait ortak bir anlayışa varmış olmalarıydı. İkisine göre de barış, istikrarlı bir dünya düzeninin ve yaygın bir “meşrutiyet”in (onlara göre meşru bir biçimde kurulmuş monarşilerin yeniden kurulması anlamına geliyordu) kurulmasından sonra gerçekleşebilirdi.

                Castlereagh’ın İngilteresi, kıtadaki müttefiklerinden değişik bir ülkeydi. Bir kere, geniş ve hala genişlemekte olan Avrupa dışı çıkarları vardı. İkincisi olarak, Napolyon tarafından hiç işgale uğramamıştı. Son olarak da, en tutucu hükümetler zamanında bile parlamenter sistemini ve kişi hak ve özgürlüklerini korumasını bilmişti. Bunlara rağmen, İngiltere Napolyon’a karşı yürütülen savaştaki büyük payı dolaysıyla Avrupa’nın yeniden kurulması çabalarına katılmamazlık edemezdi. Savaş İngiltere’yi adaya kapanık halinden çıkarmış, İngiliz devlet adamlarını Avrupa’nın siyaset önderleriyle sıkı bir temasa sokmuştu. Ayrıca Castlereagh ile Metternich arasında doğan karşılıklı saygı ve anlayış iki ülkeyi birbirine yaklaştırmaktaydı.
    (daha&helliip;)

  • Sanat ve Toplum İlişkisi
    Yazar Tarih Ekim 5th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Sanat ve Toplum İlişkisi Üzerine Bir Deneme

    Niye Sanat?
    Sanat kelime olarak sık sık duyduğumuz ancak pek de yabancı olduğumuz bir kavram. Sanata bireysel baktığımızda bize ne kazandırır? Peki ya toplumsal yönü veya devletsel yönünden sanat ne kadar etkilidir? Aslında az çok araştıran, düşünmenin üstüne daha fazla giden kişilerin rahatlıkla cevap verebileceği bir sorudur. Almanya 2 tane dünya savaşından yenik ve harabe çıktığı halde 40 yıl kadar kısa bir süre zarfında gene güç dengelerini belirleyen devlet olduğunu ve bunu nasıl yaptığını hiç düşündünüz mü? Aslında bunu iki yolla yapmıştır. Biri sanayi diğeri ise sanattır. Olur mu öyle şey dediğinizi duyar gibiyim. Sanayi konusunda kimsenin pek itiraz edeceğini düşünmüyorum. Ama sanat konusunda çelişkiler yaşadığımızın farkındayım. Sanatı ele alalım. Sanayi kolları ihtiyaçtan yani ihtiyaç doğrultusunda doğmuştur. Ancak unutmayalım ki Ortaçağ’ın özellikle Avrupa için karanlık çağ olarak nitelendirilmesinin tek nedeni özgür düşüncenin yasaklanması ve kilise baskısıydı. Rönesans ile özgür düşünce, Reformla da kilisenin baskısı en aza indirildi. Peki rönesans denildiğinde bilim, sanat, edebiyat alanındaki gelişmeler olarak tanımladığımızı da belirtmek gerekir.
    (daha&helliip;)


sitemap