Aralık, 2011 | Tarih Kütüphanesi - Part 5

Logo Background RSS

» 2011 » Aralık

  • Endüstri Devriminde Sağlık Beslenme, Çevre ve Nüfus
    Yazar Tarih Aralık 20th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Endüstri Devriminde Sağlık Beslenme, Çevre ve Nüfus, sanayi devriminde sağlık, sanayi devriminde çevre, sanayi devriminde nüfus, sanayi inkılabında sağlık

    3. Sağlık Beslenme, Çevre ve Nüfus

                Tıp bilimiyle ilgili buluşlarına tarihi çok eskidir. Örneğin MÖ 2000’lerde Mısır’da beyin ameliyatı yapıldığını gösteren bulgular vardır. Anatomi bilgisi, Leonardo da Vinci ile büyük aşamalar kat etmiştir. Ancak, tıpla ilgili yenilikler, dinden ve gelenekten doğan insan vücuduna ait önyargılar, 19. yüzyıl ortalarında ortadan kalkana kadar insan vücudunda uygulanamadı. Örneğin Rönesans döneminin, Leonardo Usta’yı, üzerinde incelemeler yapmak amacıyla, kadavra bulmak için mezar soygunculuğu yapmaya zorlayan dogmaları düşünün. Ancak, 19. yüzyılın genel laikleşme havası ve verimli araştırma hevesi içinde birçok buluş uygulanmaya başlandı. Kloroform yaygın bir biçimde kullanıldı ve antiseptik anlayışı yerleşti. Pasteur ve Koch ile bakteriyoloji çağı açıldı. Gözle görülmeyen mikroskobik canlıların varlığının bilinmesi, ameliyat araçlarının “sterilizasyonunun” yaşamsal önemini vurguladı. Bu yenilikler, cerrahi alanında görülmemiş gelişmelere yol açıp, vücut-içi ameliyattaki başarı şansını büyük ölçüde yükseltti. İlk antibiyotik olan Salvarsan’ın üretimi 1880’lere rastlar. Böylece, salgın ve ağrı kesici olarak yaygın biçimde kullanılan Aspirin bile 100. yaş yıldönümünü henüz kutlamıştır. 1899’da bulunmuştur. Bu gelişmelerin tümünün toplumsal ve ekonomik açıdan önemli sonucu, insan yaşamının uzayıp çocuk ölüm oranının azalması ile, görülmemiş nüfus artışıdır.

                Nüfusun hızla artması, 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa devletlerini büyük bir sorunla karşı karşıya bıraktı: Artan Avrupa nüfusuna gıda! Eğer, gelişen kimya bilimi tarımda bir devrim yaratmamış olsaydı, Avrupa ülkeleri herhalde çok güç bir durumda kalır ve zenginlikleri bugünkü göz kamaştırıcı düzeye yükselemezdi. (daha&helliip;)

  • Endüstri Devriminin İkinci Aşaması
    Yazar Tarih Aralık 20th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    2. Endüstri Devriminin İkinci Aşaması (1870’lerden Sonra)

                1870’lerle birlikte endüstri devrimi nitelik değiştirdi. Artık bilimsel buluşlar ve bunların üretime uygulanması, pratik zekâlı tek tek bireylerin birbirinden ayrı çalışmalarına bağlı olmaktan kurtulmuş, devletin tüm olanaklarıyla desteklediği, gerektiğinde örgütlediği büyük ve zengin kuruluşların eline geçmiştir. Böylece doğal kaynaklar ve bilim, el ele verecek yeni ve kitle halinde mal üretimine yönelmiştir. Endüstrileşme sürecinin bu ikinci aşaması, birincisine göre, toplumsal etkilerden daha şiddetli, sonuçların da daha şaşırtıcı ve halkın yaşamını değiştirmede daha etkilidir.

                Endüstrileşmenin bu ikinci aşamasında temel hammadde ve enerji kaynaklarında da değişiklik ortaya çıktı. Kömür ve demirin yanında, çelik, elektrik, petrol ve kimyasal maddeler de üretim sürecine sokulunca, endüstrileşme bugün çevremizde gördüğümüz biçimini almış oldu. Yine bugün çevremizde gördüğümüz ve belki de kanıksadığımız nesnelerin çoğu yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. İçten yanmalı motor, telefon, mikrofon, gramofon, telsiz, lamba, araba lastiği, bisiklet, daktilo, ucuz gazete kağıdı gibi yenilikler, endüstri devriminin ikinci yarısının ürünüdür.

                Demir, endüstri devriminin birinci aşamasında büyük ama başat olmayan bir rol oynamıştı. İkinci aşamasında çelik tam anlamıyla her alana egemendir. En önemli yararı ise demiryollarında görülür. Yalnız ABD, 1880 – 1890 arasındaki on yılda mevcut olanlara 115.000 km. demiryolu eklemiş, İngiltere 1860 – 1913 arasında demiryolu uzunluğunu iki katına, Fransa dört, Almanya altı katına çıkarmıştır. Demiryolu, Rus hükümetinin mutlak otoritesini doğuda Pasifik ve güneyde Asya’nın içlerine kadar genişletmiş ve böylece totaliter bir tiranlığın temelini atmıştır. Öteki ülkelerde ulusal benliği ve birliği güçlendirmiştir. (daha&helliip;)

  • Hasankeyf
    Yazar Tarih Aralık 20th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Hasankeyf

    Hasankeyf, günümüzde Batman iline bağlı olan, Dicle nehrinin akışı ile şehri ikiye ayırdığı ve tarihe tanıklığı ile bilinen bir ilçedir. 1975 yılında yapılan nüfus sayımına göre Hasankeyf ilçesinin nüfusu 13. 823 olarak sayılmıştır. 1981 yılında Hasankeyf, doğal koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Nüfusu 1975’li yıllardan sonra sürekli göçlerden dolayı 2000 yılında nüfusu 7493 sayısına düşmüştür.

    Hasankeyf’in tarihçesine baktığımızda şehrin tarihi yaklaşık 10 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Hasankeyf, Artukluların hâkimiyeti altında uzun bir süre kalmış, daha sonra 1232 yılında Eyyubiler tarafından Artuklulardan almışlardır. Eyyubiler bölgeye henüz gerçek anlamda tam hâkimiyet sağlayamadığı dönemde Hasankeyf, Moğol istilasına maruz kalmış, o dönemde birçok yerde olduğu gibi Hasankeyf’te de büyük tahribat meydana gelmiştir. Moğol istilası geçtikten sonra Eyyubiler, özellikle 14. yüzyıldan itibaren Hasankeyf’i yeniden baştan aşağı imar çalışmalarına başlamıştır. Günümüzde Hasankeyf’te bulunan birçok imar çalışmaların altına Eyyubilerin imzası bulunmaktadır. Eyyubiler, Safevi Devleti’nin baskıları ve iç hesaplaşmaları ile Osmanlı Devleti’nin gücünden dolayı Hasankeyf’i 1515 yılında Osmanlı Devleti’ne bırakmak zorunda kalmıştır. Eyyubiler döneminde Hasankeyf’te yapılan imar çalışmaları, Hasankeyf’in Osmanlı toprağı olmasından sonra özellikle Osmanlı Devleti Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde imar çalışmaları hat safhaya yani zirveye ulaşmıştır. Böylelikle Hasankeyf, tarihinin en parlak dönemlerinden birini Osmanlı hâkimiyeti altında yaşamıştır.

    Hasankeyf'ten bir Görüntü

    Hasankeyf’ten bir Görüntü

    Not: Resmi büyütmek için resmin üzerine tıklamanız gerekmektedir. Resmi gördükten sonra geri diyerek yazınızı okumaya devam edebilirsiniz.

    Hasankeyf Sular Altında Kalacak!

    Türkiye Cumhuriyeti hâkimiyeti altında Hasankeyf, 1953 yılında Ilısu Barajı projesini başlatmış ve 2013 yılında faaliyete geçirilmesi beklenen baraj projesi nedeni ile bu tarihi kültür mirası büyük çoğunlukla yok olup sular altında kalacaktır. Birçok sanatçı ve duyarlı kişilerin protestoları barajı engellemeye yetmemiştir. Bu protestolar sadece yurt çapında değil aynı zamanda dünya genelinde de turistlerin ve çevrecilerin tepkisini almıştır. (daha&helliip;)


sitemap