Ağustos, 2014 | Tarih Kütüphanesi - Part 4

Logo Background RSS

» 2014 » Ağustos

  • Kut Anlayışı
    Yazar Tarih Ağustos 27th, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Kut Anlayışı

    Türklerde Kut anlayışı; devleti yönetme yetkisinin tanrı tarafından verilmesi anlayışına kut denilmektedir. Böylelikle devletin başına geçen kişi aynı zamanda kut olur. Bu sayede kendisine gücün tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Siyasi iktidar anlamına da gelen kut anlayışında, tüm cihanın hükümdarı olarak da görülür ve inanılırdı.

    Tanrı, “kut” bağışı ile Türk Kağanını “hükmetme ve hükümdarlık güç ve yetkisi”, yani “siyasî iktidar” sahibi kılıyordu. Türk Kağanı da Tanrıdan aldığı siyasî iktidarla, Orta Asya’da “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar bütün milletleri kendisine tâbi kılıyor ve hepsini düzene sokuyordu”. Bugünkü ifadelerle söylemek gerekirse, “kut” sahibi olan Türk Kağanı Orta Asya’da Türkçe konuşan ve Türk soyundan olan bütün toplulukları bir bayrak altında, yani bir devlet çatısı altında topluyordu.

  • Türklerde Hakimiyetin İlahi Temelleri
    Yazar Tarih Ağustos 27th, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Hakimiyetin İlahi Temelleri

    Türklerde hâkimiyetin kaynağı ilâhî idi. Tanrı, hâkimiyeti doğrudan doğruya değil, bir vasıta ile kullanmaktaydı. Bu vasıta da Türk Kağanı idi. Bu duruma göre, Türk Kağanına devlet idare etme güç ve yetkisi, Tanrı tarafından bağış olarak verilmekteydi. Aynı şekilde, Türk Kağanı da kendisini Tanrı tarafından seçilmiş ve bazı olağanüstü güç ve yeteneklerle donatılmış bir kimse olarak görmekte ve kabul etmekteydi. Aynı inanışı halk da paylaşmaktaydı.

    Tanrı bağışı olan bu güç ve yetenekler Göktürk yazıtlarında şu kavramlarla ifade edilmiştir:

    a. “Kut” (siyasî iktidar),
    b. “Ülüg veya ülüş” (kısmet,nasip, pay),
    c. “Küç” (güç).

    Burada Kut, devleti tanrı tarafından yönetme yetkisinin tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Bir kişinin yönetimi ele geçirebilmesi halinde kut kendisi olur ve bu gücün tanrı tarafından verildiğini böylelikle seçilmiş olduğu için bunun tanrının takdiri olduğu düşüncesi hakimdir. Böylelikle devleti yöneten kişi ilahi bir gücü de arkasına alıp devleti yönetmekteydi. Bu anlayışla halkın buyruğunu göstermesi sağlanılırdı.

    Ülüg veya Ülüş ise, kısmet, nasip, pay anlamına gelip kağan olmayı başarmış kişinin yani kut olan kişi aynı zamanda ülüg veya ülüş ile elde edilen gelirleri adaletli, eşit bir şekilde halka dağıtma yetkisi de verilmiş olunuyor. Kut ile siyasi güç elde eden hükümdar, ülüg ile de iktisadi güç kazanmıştır. Göktürk yazıtlarında kağanın görevlerinden biri de aç halkı doyurmak, giysisi olmayanı doyurmak olarak yer almış ve burada da kağanın ülüg veya ülüş görevinden bahsetmiştir. (Devamini Oku)

  • Türklerde Teşkilat Anlayışı
    Yazar Tarih Ağustos 27th, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Türklerde Teşkilat Anlayışı

    Türklerde teşkilât fikrinin doğup gelişmesi milâttan önceki çağlara kadar iner. Orta Asya’nın çevre ve iklim şartları, tarımdan çok hayvancılığa imkân vermekteydi. Türkler, hayvanları da büyük sürüler halinde beslemekteydiler. Onlar, sürülerini besleyebilmek ve verimi artırabilmek için devamlı otlak ve su aramak, bir iklimden başka bir iklime göçmek zorundaydılar. Özellikle, büyük sürülerin sevk ve idaresi, otlakların önceden bulunup korunması gibi faaliyetler, onları dayanışmaya, işbirliğine, daha önemlisi hükmetmeye ve emretmeye hazırlamış, devlet teşkilâtı kurmalarında büyük kolaylık sağlamıştır. Özellikle at, onlarda hâkimiyet ve üstünlük duygusu uyandırmıştır. Diğer taraftan, geniş ülkelere ve birçok kavme birden hükmedebilmek, ancak merkeze bağlı ve iyi işleyen güçlü teşkilâtlar sâyesinde mümkün olabilmiştir. Kısaca söylemek gerekirse, Türkler, çok iyi işleyen idarî ve askerî teşkilâtlar kurarak tarih sahnesine çıkmışlar; geniş sahalara ve halk kütlelerine hükmetmişlerdir. Bunlardan özellikle, Oğuz Kağan’ın boy teşkilâtı ile büyük Hun Hükümdarı Mete’nin (Bagatır/Batur) askerî ve idarî teşkilâtı, bütün Türk tarihi boyunca ölmezliğini korumuş, devlet kurucularına daima örnek olmuştur.

    Eski Türklerde siyasî teşkilâtlanma ve devletin kuruluşu aileden başlamaktaydı. Devlet kurmak için harekete geçen kişi, hem itibarlı bir ailenin reisi hem de tanınmış bir boyun başkanıydı. Teşkilâtçılık bakımından da son derece yetenekli bir kimseydi. Boy başkanı, kendi boyu ile akraba olan boylara birer birer otoritesini kabul ettirmek suretiyle işe başlıyordu. Bunu, ya “ikna ve inandırma” yöntemiyle, ya da “mücadele”, yani “kuvvet (silâh) kullanma” yöntemiyle yapıyordu. Başkanın otoritesini kabul ettirdiği boy sayısı arttıkça da, devletin kuruluşu hızlanmaktaydı. Böylece, aile çevresinde başlayan teşkilâtlanma, boylara ve gittikçe toplumun diğer kesimlerine doğru yayılmaktaydı. (Devamini Oku)


sitemap