1848 devrimlerinde alman ulusçuluğu

Logo Background RSS

» 1848 devrimlerinde alman ulusçuluğu

  • Alman Ulusçuluğu
    Yazar Tarih Kasım 16th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    b. Alman Ulusçuluğu

    Fransa’daki 1848 devrim hareketi en çok liberalizmden etkilenmişti. Germen Konfederasyonu’nda ise, ulusal birliğin kurulması yolunda oldu. İlerde açıklanacağı gibi, endüstrileşmenin sonucu olarak beliren yeni sınıfların ulusal birlik özlemi yanında, milliyetçilik de Alman ulusunun benliğini bulmasında önemli bir unsur olmuştur. Her şeyden önce, Alman ulusal birliğini gerçekleştirecek olan Prusya’da ordu, tek bir “Almanya” özlemini duyuyor ve Fransızlardan nefret ediyordu. Çok sayıda küçük devletten oluşan konfederasyon sürekli olarak Fransız etkisi altında kalmış, Prusya ise Napolyon’un işgaline karşı koyamamıştı. Her alman yurtseverinin aklında, eğer gelecek bir Fransız işgaline karşı konacaksa, bunu tek birleşmiş bir Almanya’nın başarabileceği düşüncesi ve her ulusçulukta olduğu gibi, bir de ülküsü vardı: Almanları Fransızların “düşük törel değerlerinden” kurtarmak ve onlara yeni bir görev bilinci vermek. Böylece Prusya, Avrupa’nın tutucu güçlerine göre devrimci bir tehlike olarak belirmeye başlayan ulusçuluk akımının bayraktarlığını yapmaya başladı.

    “Almanya”da ulusçuluk, Napolyon sistemin zorla evrenselleştirme çabalarına karşı bir tepki olarak doğdu. Avrupa’da tek devlet, tek ordu, tek ekonomik sistem, tek hukuk kurumu, yani bir bakıma “Avrupa Birliği”ne karşı bir protestoydu. Uluslar arası sistem temelde Fransız etkisinde olduğuna göre, Almanların hareketi Fransa-karşıtı, Napolyon da bir otokrat olduğuna göre, otokrasi-karşıtı nitelik kazandı. Tutucu olan Alman ulusçuları, kendi özel kurumlarının, geleneklerinin, tarihi gelişmelerinin değerlerimi vurguluyor, Napolyon sisteminin bunları unutturacağından korkuyorlardı. Öteki Alman ulusçuları ise, ulusun kendi geleceğini kendisinin tayin etme hakkının, hükümete daha çok katılma, temsili kuruluşlar ve özgürlüğün savunuculuğunu yapıyorlardı. Dolaysıyla, hem tutuculuk ve hem de liberalizm, bir arada Napolyon’u yıkmış ve Avrupa’nın gelecek tarihini biçimlendirmiştir. (Devamini Oku..)


sitemap