kut anlayışı nedir | Tarih Kütüphanesi

Logo Background RSS

» kut anlayışı nedir

  • Kut Anlayışı
    Yazar Tarih Ağustos 27th, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Kut Anlayışı

    Türklerde Kut anlayışı; devleti yönetme yetkisinin tanrı tarafından verilmesi anlayışına kut denilmektedir. Böylelikle devletin başına geçen kişi aynı zamanda kut olur. Bu sayede kendisine gücün tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Siyasi iktidar anlamına da gelen kut anlayışında, tüm cihanın hükümdarı olarak da görülür ve inanılırdı.

    Tanrı, “kut” bağışı ile Türk Kağanını “hükmetme ve hükümdarlık güç ve yetkisi”, yani “siyasî iktidar” sahibi kılıyordu. Türk Kağanı da Tanrıdan aldığı siyasî iktidarla, Orta Asya’da “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar bütün milletleri kendisine tâbi kılıyor ve hepsini düzene sokuyordu”. Bugünkü ifadelerle söylemek gerekirse, “kut” sahibi olan Türk Kağanı Orta Asya’da Türkçe konuşan ve Türk soyundan olan bütün toplulukları bir bayrak altında, yani bir devlet çatısı altında topluyordu.

  • Uygurlarda Hükümranlık Anlayışı
    Yazar Tarih Şubat 12th, 2013 | Yorum Yok Yorum var

    Uygurlarda Hükümranlık Anlayışı

    Eski Türk hükümranlık anlayışı “karizmatik”tir. Yani Türk hükümdarına idare etme hakkının tanrı tarafından verildiğine inanılır.
    Kut Anlayışı
    Eski Türk devletlerinde siyasi istikrar kavramı “kut” deyimi ile ifade ediliyordu. Yalnız Uygur değil bütün eski Türk devletlerinde ortak olan bu görüş Kutad-gu Bilig’de çok güzel anlatılmıştır. “Kut’un tabiatı hizmet, şiarı adalettir… fazilet ve hizmet kut’dan doğar…beyliğe yol ondan geçer…Her şey kut’un ile altındadır, bütün istekler onun vasıtası ile gerçekleşir, ilahidir…Bey bu makama sen kendi gücün ve isteğin ile gelmedin, onu sana Tanrı verdi…Hükümdarlar iktidarı Tanrı’dan alırlar…”
    Gök ve dört yön Türk devletinin mekanını meydana getiriyordu. Devlet yeryüzünde idi, fakat iktidar Tanrı’dan geliyordu. Göneşin doğduğu yer (sol) en kutsal yön sayılmakta idi. Sonra sırayla batı (sağ), güney ve kuzey geliyordu.
    Doğu ve batı yönlerine verilen önemin sonucu olarak, buralara tayin edilen idareciler daha çok hanedan üyeleri arasından seçiliyordu. Dünyada da dört ana yön vardı. Gök’ün temsilcisi Türk hükümdarı bütün yeryüzünü idaresi altına alabilirdi. Çünkü Gök Tanrı ona bütün dünyayı idare etme yetkisini veriyordu. Türk fütuhat felsefesinin cihan hakimiyetine uzanan kaynaklarından biri bu noktadır.
    Türk hükümdarları gücünü Tanrı’dan almakla beraber, Türk toplulukları dini cemiyet değildir. Hükümdarlar da insandır. Hakları değil, görevleri vardır. Hükümdar dağınık boyları toplayıp nüfusu çoğaltmakla, halkı doyurmak ve giydirmekle görevlidir. Hükümdarların millet yolunda gece uyumadan gündüz oturmadan çalışması gerekiyordu. Görevlerini yapamayan hükümdar hakkında Tanrı kut’u geri aldı diye düşünülürdü.
    Tahta çıkışta da töre hükümleri geçerliydi. Siyasi iktidarın kaynağını Tanrı’ya bağlamak, hakanı Tanrı huzurunda sorumlu tutmaktı. Bu düşünce tarzı icraatın millet tarafından kontrolüne imkan sağlıyordu. Bu kontrolde meclisler vasıtasıyla yapılıyordu.
    Uygurlarda Meclisler
    Bozkır Türk devletlerinde daimi bir devlet meclisi (danışma kurulu) vardı. Meclise eski Türklerde “toy” denirdi. Yılda bir kere genel kurul toplantısı yapılırdı. Bu toplantı sırasında ordu teftiş edilir. Hayvan sayımı yapılır. Memleket meseleleri hakkında konuşulurdu. (daha&helliip;)

sitemap