Osmanlı Devletinin yükselme dönemi

Logo Background RSS

» Osmanlı Devletinin yükselme dönemi

  • Osmanlı Devletinin Yükselmesi
    Yazar Tarih Temmuz 22nd, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    (iii) Osmanlı Devleti’nin Yükselmesi: Uygarlık kuşağının en geniş bölgesindeki siyasal ve kültürel boşluk üzerinde, böylesine güçlü ve akıllı bir biçimde kurulmuş bulunan bir devletin dünyanın başat güçlerinden biri haline gelmesi, tarihin belki de en az şaşırtıcı olaylarından biridir.

    I. Mehmet’ten sonra gelen sultanlar, güçlü mirası akılcı bir biçimde kullanarak dönemin en büyük imparatorluğunu oluşturmuşlardır. II. Murat’ın sınırlarını daha da genişlettiği devlet, II. Mehmet’in (Fatih) saltanatı sırasında Bizans’ın ünlü başkenti İstanbul’u ele geçirmiştir. 1453 tarihi, tarihin genel akışı içinde, ortaçağ ile Modern Çağ arasında dönüm noktası olarak geçer, bu, simgesel açıdan doğrudur. Gerçekte, İstanbul’un fethi, tarihin değişiklik getiren, sürekliliği bozan unsurları arasında bir tanesidir. 1453 Doğu Roma İmparatorluğu’nun sonunu vurgular. Bizans’ın bıraktığı boşluk, tedrici olarak 150 yıllık bir süre içinde, Osmanlı kabile devletinin gazi serhat savaşçılarının oluşturdukları yeni bir çağdaş imparatorluk tarafından doldurulmuştu. Olayın en önemli anlamı budur. II. Mehmet döneminin en çarpıcı ve siyasi tarih açısından önemli özelliği “milletler sistemi”dir. İstanbul’un fethiyle birlikte Ortodoks Kilisesi ve Avrupa’daki baskından kaçıp Osmanlılara sığınan çok sayıda Yahudi, bir Müslüman devletin hükümranlığı altına girmişti. Bu bağlılık karşısında Hıristiyan ve öteki dinsel topluluklar ibadet serbestliği ve geleneklerini sürdürme ayrıcalığı kazandılar. Çeşitli Hıristiyan ve öteki dinlerden topluluklar, halkının yönetiminden ve iyi davranışından merkezi otoriteye karşı sorumlu olan kendi önderlerinin yönetiminde, kendi yasaları ve yaşam biçimlerini koruyan “milletler” biçiminde örgütlendiler. Belki, fethedilmiş halk olarak birinci sınıf yurttaş olma hakları ve siyasal özgürlükleri yoktu ama bu sınırlamalar içinde barış ve benliklerini geliştirme olanaklarından yararlandılar. Zamanla Türklerin pek itibar etmedikleri ticaret alanına el atarak zenginliklerini artırdılar. Böyle bir yönetim, o dönem Avrupasının çokuluslu devletlerinde görülmemektedir.

    II. Mehmet’in yerine geçen II. Bayezıt, babasının aksine, barışsever eğilimlere sahipti. Buna rağmen, Avrupa diplomasisinin manevraları içine istemeyerek de olsa çekilmiştir. Bu dönemde Osmanlı Devleti yalnız karada değil, denizde de hesaba katılması gereken bir güç olmuştur. II. Bayezıt, Haçlı seferlerine bir son vermek amacıyla babasının başlattığı deniz gücü kurma çabasını hızlandırmış ve Akdeniz’de deniz üstünlüğünü eline geçirmek istemiştir. İşte bu faaliyetler üzerine özellikle İtalya’daki kent-devletler birbirine karşı koz olarak Osmanlı desteğini sağlama tehdidini kullanmaya başlayacaklardır. Venedik’le girişilen savaşlarda Akdeniz’deki Venedik deniz üstünlüğü sona erdirilmiştir. Bundan sonra Osmanlılar yalnız Doğu Akdeniz’de değil, Batı Akdeniz’de de deniz seferlerine girişeceklerdir. Buralarda Osmanlılar, İspanya ve Kuzey Afrika’daki Müslümanlarca “deniz gazileri” olarak karşılanmışlardır. Bu da, Osmanlıların Akdeniz’de deniz üstünlüğünü ele geçirmelerinde yardımcı olmuştur. Bundan başka, II. Bayezıt imparatorluğun ticari ve ekonomik genişlemesini de teşvik etmiş ve İtalyan kent-devletleriyle karlı ticari ilişkilere girmiştir. Ayrıca, 15. yüzyılın sonundan başlayarak, İspanya’dan sürülüne Yahudileri Osmanlı topraklarına kabul etmiştir.

    (daha&helliip;)


sitemap