Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > İlkçağ ve Medeniyetleri Tarihi > Mezopotamya Uygarlıkları > Asurlar

Asurlar Asurlar Uygarlığı Hakkında Detaylı Bilgiler..

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 25 Nisan 2013, 18:40   #1
Founder
Tarih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 Nisan 2010
Bulunduğu yer: Olympus
Konular: 920
Mesajlar: 1.412
Aldığı Beğeni: 4
Beğendikleri: 20
Tarih isimli Üye şuanda  online konumundadır
Standart Asuriler ve Hıristiyanlık

Asuriler ve Hıristiyanlık

İsa'nın son derece eşitlikçi, -neredeyse komünist- bir nitelik taşıyan öğretisi, onun ölümünden bir süre sonra izleyicilerinden Aziz Paul tarafından egemen sınıfların yararlanabileceği eşitsizlikçi bir ideolojiye dönüştürüldü. Başlangıçta, Hıristiyanlığı kendisi için ciddi bir tehlike olarak algılayarak yasaklayan Roma İmparatorluğu, Aziz Paul'un ona verdiği şekil sayesinde bu yeni dinin kitleleri yönetmek ve yönlendirmekte çok etkili bir araç olarak kullanılabileceğini fark etti. Sonuçta Hıristiyanlık yasallaştı, hatta 378 yılından itibaren İmparatorluğun resmî dini haline geldi. O tarihe dek Hıristiyanlık inancını paylaşan insanları bir araya getiren gizli birer yeraltı örgütü olan kiliseler, yasal biçimde faaliyet göstermeye başladılar. Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu'nun siyasî ve ticarî açıdan en önemli dört kentini merkez alarak resmî örgütlenmesini gerçekleştirdi. Bu kentler, Roma, Konstantinopolis (İstanbul), İskenderiye ve Antakya idi. Her birinde birer patrikhane açıldı ve bunların yönetim çevreleri İmparatorluğun yönetsel yapısı esas alınarak belirlendi.
Bu yapılanma, süreç içinde bölgesel öğelerin ön plana çıktığı bir farklılaşmaya yol açtı. Roma'daki patrikhane, İmparatorluğun başkentinde yerleşik olması dolayısıyla devletin otoriter geleneğini temsil eden bir anlayışla gelişti ve Batı Avrupa'da etkili oldu. Roma patriği, kendisini bütün Hıristiyanların babası –yani "papa"sı- olarak nitelendirmeye başladı. Diğer üç patrikhane, Roma patriğinin kendi kendine takındığı bu sıfatı hiçbir zaman tanımadılar. Klâsik Yunan düşüncesinin etkisi altında gelişen İstanbul'daki patrikhane de devlet otoritesiyle yakın temas içindeydi. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İstanbul Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti oldu. Bu gelişmeyle ağırlığı artan Konstantinopolis Patrikhanesi, Doğu Avrupa, Balkanlar ve Anadolu'da etkinlik kazandı. İskenderiye'deki patrikhane eski Mısır dininin, Antakya'daki patrikhane ise, eski Ön Asya dinlerinin dogma ve ritüellerinin etkisi altında mistik yönleri ağır basan bir gelişme gösterdiler. 476 yılında Batı Roma İmparatorluğu yıkılınca, dört patrikhanenin birbirleriyle olan bağları bütünüyle koptu ve her biri bağımsız birer kilise haline geldi. Roma Katolik Kilisesi, çöken Batı Roma İmparatorluğu'nun yerini dolduracak siyasî bir otorite oluşmadığı için, hem dinsel, hem de yönetsel olarak Batı Avrupa'nın merkezî gücü haline geldi. Papa, devlet başkanlığı yetkilerine sahip oldu. Doğu Ortodoks Kilisesi ya da Yunan Ortodoks Kilisesi diye anılmaya başlanan İstanbul'daki patrikhane, Bizans İmparatorluğu'nun siyasî otoritesinin gölgesinde gelişti. Kıptî Ortodoks Kilisesi adını alan İskenderiye'deki patrikhane ile Süryani Ortodoks Kilisesi adını alan Antakya'daki patrikhane, Bizans İmparatorluğu'nun sınırları içinde kaldıklarından bağımsız gelişme olanağı bulamadılar ve Doğu Ortodoks Kilisesi'nin etkisi altına girdiler.
Hıristiyanlık içindeki bölünme bundan sonra da sürdü. Ermenistan'da Aziz Greguar'ın izleyicileri Gregoryen Kilisesi'ni, Lübnan'da Aziz John Marun'un izleyicileri Marunî Kilisesi'ni, İran ve Irak'ta ise, Aziz Nestotius'un izleyicileri Nesturî Kilisesi'ni kurdular.
M.S. 3. yüzyıla kadar eski dinlerine ve tanrıları Ashur'a bağlı kalan Asurîler, bu yüzyılda Hıristiyanlığı kabul ettiler ve Mar Şimun adı verilen dinsel önderleri tarafından yönetilmeye başlandılar. Hıristiyanlığın resmî örgütlenmesini gerçekleştirdiği 4. yüzyılda, daha sonra Süryani Ortodoks Kilisesi adını alacak olan Antakya'daki patrikhaneye bağlandılar. Fakat Hıristiyanlık içindeki görüş ayrılıkları ve güç çatışmaları yüzünden 5. yüzyılda iki kez mezhep bölünmesine maruz kaldılar. Bizans'ın etkisiyle, Antakya'daki Süryani Ortodoks Kilisesi kuruluşundan kısa bir süre sonra ikiye bölündü. Halkın, Yunan kültürünün etkisi altında kalan bölümü Antakya Doğu (Rum) Ortodoks Kilisesi'ne bağlandılar. Diğerleri ise, rahip Yacob Baradeus'un çabaları sayesinde Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi'ne bağlılıklarını sürdürdüler. Bunlara Yakubî (Suriye Ortodoksları) dendi. İkinci önemli mezhep bölünmesi, İran ve Irak'ta yaşayan Doğu Asurîlerinin (Doğu Süryanileri) Nesturîliği benimseyerek ayrı bir kilise kurmalarıyla gerçekleşti.
Konstantinopolis Patriği Nestorius, Hıristiyanlığın, İsa'nın hem insanî, hem de tanrısal cevheri aynı bedensel ve ruhsal varlıkta bütünleştiren tek bir kişiliğe sahip olduğu (monophysite) şeklindeki geleneksel görüşüne aykırı olarak, İsa'nın, biri insanî (Jesus Christ), diğeri ilahî (Tanrı'nın -Logos'un- oğlu) olmak üzere iki ayrı kişiliği olduğunu (diaphysite) savunuyordu. Tartışma büyüyünce, Üçüncü Ekümenik Konsey, sorunu çözüme bağlamak üzere, İmparator II. Theodosius'un başkanlığında 431 yılında Efes'te toplandı. Nestorius, Meryem'in yalnızca insan olan İsa'yı doğurmuş olabileceğini, Tanrı olan İsa'yı ise doğuramayacağını, aksi halde Meryem'in, Tanrı olduğu kabul edilen İsa'dan önce var olması ve dolayısıyla tanrısal bir varlığa sahip bulunması gerekeceğini ileri sürdü. Ancak Konsey, onun görüşlerini reddetti. Konsey'e göre, "Bakire Meryem" sıradan bir insan değil, bir Theotokos (=Tanrı anası, Tanrı doğuran) idi. Bu yüzden de, hem Tanrı, hem insan olan İsa'yı doğurmuştu. Efes Konseyi, Nestorius'u "sapkın" ilân ederek sürgüne gönderdi; görüşlerini de yasakladı. Ancak taraftarları Edessa (=Urfa)'da örgütlendiler ve o zamanki adı Parthia olan, bugünkü Kuzey Irak ve Batı İran'ı içine alan bölgede Nestorius'un öğretisini yaydılar. Bizans ile rekabet ve çatışma içinde olan Sasaniler, Doğu Ortodoks Kilisesi'nin, -dolayısıyla Bizans'ın- etkisini kırmak için Nesturîlerin İran ve Irak'ta örgütlenmelerini desteklediler. 6. yüzyıla gelindiğinde Doğu Asurîleri (Süryanileri)'nin tamamı Nesturîliği benimsemişti. Artık, Batı Asurîlerine/Süryanilerine Yakubî, Doğu Asurîlerine/Süryanilerine Nesturî deniliyordu.
7. yüzyılda, bütün Ortadoğu gibi, Asurîlerin yaşadığı bölgeler de İslâm dininin yayılma alanı içine girdi. Bölge halklarının çoğu Müslümanlığı kabul ettiler. Olasılıkla, Asurîlerin de büyük bölümü bu süreçte Müslümanlaştırıldı. Bugün, yöredeki bazı Arap ve Kürt aşiretlerinin Asurî kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Bunlar arasında, Barzan, Toy, Şammar gibi büyük aşiretler de vardır. İslâmiyet'in yayılması sırasında dinlerini muhafaza edebilenler, küçük gruplar halinde varlıklarını sürdürdülerse de, sürekli olarak komşu Kürt aşiretlerinin baskısı altında yaşadılar. Zamanla, Kürtlerle Doğu Asurîleri/Süryanileri (Nesturîler) arasında yerleşik bir düşmanlık oluştu.9 Nesturîlerin yaşadığı topraklar, 13. yüzyılın ortalarında Hülagü Han'ın, 15. yüzyılın başlarında Timur'un işgaline uğradı. Kendileri dağlara kaçarak canlarını kurtardılarsa da, kilise altyapıları ve dinsel örgütleri büyük zarar gördü. Nesturîleri bir arada tutan dinsel bağ zayıfladı. Buna bir de artan Kürt baskısı eklenince, topluluk bir kez daha bölündü.
Doğu Asurîlerinin/Süryanilerinin bir bölümü dağlarda yaşıyorlardı. Bunlar sert doğa ve iklim koşullarına alışkınlardı ve Kürt saldırıları ile de baş edebiliyorlardı. Ancak, sayıca daha kalabalık olan bir bölümü, düz arazide yaşıyor ve yerleşik tarımla geçiniyordu. Bu yüzden de, Kürt saldırılarına daha açık ve savunmasız bir durumdaydılar. Bu ikinci grup, kendisini güvenceye alabilmek amacıyla Roma Katolik Kilisesi'nin koruyuculuğu altına girmeyi seçti. Bunun için de 1551 yılında Nesturî Kilisesi'nden ayrılarak, Papa'nın otoritesini yani Katolikliği kabul etti. Nesturîlikten Katolikliğe geçenlere Keldanî dendi. Keldanîler bir süre kendi mar şimunlarını (=patriklerini) kendileri seçtiler. 1662'den itibaren ise, Roma'daki Papa tarafından atanan ve Diyarbakır'da görev yapan patrik tarafından yönetilmeğe başlandılar. Diyarbakır'daki Patrikhane, Keldanî Katolik Kilisesi olarak adlandırıldı.

Kaynak: İhsan Şerif Kaymaz, ALDATILAN BİR HALKIN TRAJEDİSİ: ASURÎLER (SÜRYANİLER), Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

serhatocak bu mesaja teşekkür etti
__________________
"Başlarken her şeyiyim onun şeyhi ve dervişi,
Biterken kanlı bıçaklı katili..."

-
Tarih isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
asuriler, hiristiyanlik, hıristiyanlık

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 10:22.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2020, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.