Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > İlkçağ ve Medeniyetleri Tarihi > Mezopotamya Uygarlıkları > Babiller

Babiller Babiller Uygarlığı Hakkında Detaylı Bilgiler..

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06 Ocak 2012, 00:19   #1
Yeni Üye
aynştayn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27 Aralık 2011
Bulunduğu yer: Eskişehir
Konular: 83
Mesajlar: 195
Aldığı Beğeni: 1
Beğendikleri: 0
aynştayn isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yeni Babil ve Bilim

1 - BABİL ŞEHRİ VE TARİHİ

Babil bugün ki Bağdat şehrine 90 km uzaklıkta ve Fırat nehri üzerinde bulunmaktadır. Adı tanrılar kapısı anlamına gelen Babil aynı zamanda tanrı Marduk kültürünün de merkezidir. M.Ö. 1894 ‘te Babil’ de bir Amori hanedanı kurulmuş ve bu sülaleyle birlikte kentin kazandığı üstünlük, politik olmasa da psikolojik olarak 2000 yıl boyunca etkisini göstermiştir. Şimdi British Museum’ da bulunan bir tablet Asur tahtını ele geçiren Amori hanedanından gelen Şamşi-Adad’ ın soy ağacına benzer ve yüksek ihtimalle kabile liderlerinden oluşan bir ‘atalar’ listesi verse de Birinci Babil Sülalesinin ataları hakkında çok az şey bilinmektedir. Üçüncü Ur hanedanı döneminde bir eyalet merkezi olan Babil kenti M.Ö. 18. Yüzyılda Amurrulu yönetici Hammurabi (M.Ö. 1792-1750) zamanında Güney Mezopotamyanın laik ve dinsel başkenti haline gelmiştir. Hammurabi’ nin ilk yıllarında güneyde güçlü Rim-Sin (1822-1763) kuzeyde ise Eşunna hakimdir. Yetenekli yönetici Şamşi-Adad’ ın yönetiminde batıya doğru genişçe bir bölgeyi kontrol altında tutan Asurlularda gittikçe güçleniyordu. Savunma diplomasisi ve genel zayıflık, 29. hakimiyet yılında Hammurabi’ nin daha saldırgan bir askeri politika gütmeye başlamasıyla birlikte değişiklik göstermiştir. Bunun sonucunda Babil kralı bir iki yıl içerisinde kısa süreliğine olsa dahi Asur ülkesine varana kadar kendini en güçlü hükümdar olarak kabul ettirme başarısını gösterebilmiştir. Hammurabi bu atağıyla ebedi bir ulus devleti kuramamıştır fakat Mezopotamya’ da ki kent devletlerini birleştirerek sonraki iki bin yıl boyunca sürecek olan politik bir başarı elde etmiştir. Birinci Babil hanedanı M.Ö. 1595 yılında kent Hititler tarafından yağmalandığında sona ermiştir. Fakat yağmalamaya sebep olacak olaylar dizisinden sonra gerçekleşmiştir. Hammurabi’ nin ölümünden sonra Deniz Sülalesi Babil çevresindeki bölgeye el uzatmakla yetinmemiş, 16. Yüzyıl başlarında kısa bir süreliğine Babil tahtına çıkabilmişlerdir. Hammurabi’ nin oğlu Samsu-İluna (1749-1712) tahta geçtiği ilk yıllarda babasının politikasını sürdürmekte başarılı olmuşsa da, çok geçmeden güney başkaldırmış ve hükümdarlığının son döneminde güneydeki yeni sülalenin kurucusu olan İliman (İluma-İlum) kuzeydeki Nippur ‘ a kadar Babil ülkesini kontrol altına almıştır. Samsu - İluna’ nın 9. yıl adında Kassit ordusundan bahsedilmektedir. Fakat Kassitlerin nereden ve nasıl geldiği hakkında bilgi vermemiştir. Kendisinden 150 yıl kadar sonra kente hakim olacak yabancılardan ilk kez burada söz edilmiştir. Kassitlerin zayıflamakta olan Babil ülkesine kuzeyden baskı yapan, Samice konuşmayan halklardan biri olduğu düşünülmektedir.
Kassitler Babil ülkesinde ilk önce tarım işçisi olarak bulunmuşlardır. 17. yüzyılda Babil ülkesine düzenlenen iş ve işçi belgelerindeki kişi adlarına bakıldığında Kassitlerin sürekli olarak ve barışçıl olarak bölgede varlıklarını artırmışlardır.
Öldürücü darbe ise her zaman Babil için sorun teşkil eden Deniz Sülalesi veya Kassitler den değil, Anadolu’ da gittikçe kuvvetlenen Hint-Avrupa kavmi olan Hititlerden gelmiştir. I.Murşili adlı Hitit kralı kuzeybatı Suriye’ den saldırıya geçerek Babil’ e kadar geldi ve Babil’ i yağmaladı. Ünlü Birinci Sülale burada sona ermiştir (1595).
Hitit saldırısından hemen sonraki Babil tarihi belirsizdir ve elimizde belgelere dayalı hiçbir kanıt yoktur.
Erken Kassit krallarının sayısı ve sıralaması henüz belli değildir. Kassitler veya yabancı tüm sülalelerden daha uzun bir süre yani dört yüzyıl başta kalmışlardır ve daha ünlü olan Agade ve Eski Babil krallarına kıyasla daha iyi yönetmişlerdir. Son Kassit kralının ölümüyle birlikte, Babil uzun süren bir siyasi istikrarsızlık dönemine girmiştir. Bu tarihten M.Ö. 8. yüzyıldaki Asur egemenliğine girene kadar, siyasi yönden önemsiz altı sülale tarafından yönetilmiştir. Asur kralı III. Adad Nirari’ nin (783’te) ölümünden sonra Asur gücü de zayıflamıştır. Bundan dolayı oluşan siyasi boşluk Keldaniler tarafından doldurulmuştur(783-747).
Kaldeliler aşağı Dicle ve Fırat civarlarındaki bataklık ve göller arasında yaşıyorlardı. Kabile tipi bir örgütlenmeleri vardı ve her Kalde kabile devletçiği kendini bazen ‘‘kral’’ olarak adlandıran bir lider tarafından yönetiliyordu. Kaldelilerin Babilce’ den başka bir dil konuştuğuna dair bir kanıt yoktur.
Nabonnassar’ ın (Nabu-Nasır) 747’ de başa geçmesiyle Babil tarihinde yeni bir döneme girilmiştir. Yeniden inşa edildikten sonra M.Ö. 689 yılında yıkılan Babil Esarhaddan tarafından yeniden inşa edilmiştir. Daha sonra Asurluları yenmeyi başaran Napabolassar (M.Ö. 625 - 605) ve oğlu II. Nebukadnezzar (M.Ö. 604 – 562) kenti eski görkemine kavuşturdular.

Babil M.Ö. 6. yüzyılda Pers İmparatorluğuna dahil edildi ve daha sonra Büyük İskender ve ardıllarının eline geçti. En sonunda üstünlük Dicle kıyısındaki yunan kenti Selenkeia’ ya geçmiştir.
Babil kentinin toplumsal yapısı ise Sami ırkına ait olan ve batıdan gelen göçebelerin özellikle Arami ve Keldani istilaları karşısında karışık bir hal almıştır. Tek bir dili de yoktu. Babil nüfusunun bir kısmı Batı-Semitik dil ailesine ait bir dil konuşuyordu. Fakat genel olarak Babilce –Akad dilinin gelişmiş bir hali de denir- konuşuluyordu.
Babil şehrinin çehresini görmemizi sağlayan yazılı belgelerin temel kaynağını topografik metinler diye adlandırılan bir metinler bütünüdür. Bu kayıtlar kilden tabletler üzerine çivi yazısı olarak, Akad/Babil dilinde ve kültür dili olan Sümerce yazılmıştır.
Bilim dediğimiz olgu bir yığılmalar bütünü olduğu için Babillilerin bilime olan katkıları yazının icadıyla başlamıştır ve kendilerine ait bir yazıları olmadığı için Sümerlilerin icat ettiği, Akadlıların geliştirdiği yazıyı kullanıyorlardı. Asurca gibi Babilce’ de Babil tarihinin büyük dönemlerini izler: 1500’ den önce eski yada Kadim Babilce, II. binyılın ikinci yarısında Orta Babilce, Geç Babilce aynı bin yılda edebiyat dilini ifade eder.
Yazının Mezopotamyalıların hayatlarına girmesiyle birlikte ilk önce tarihçilik ve tarih yazıcılığı başlamıştır. Bununla birlikte kraliyet listeleri ve günlükler yazılmaya başlanmıştır. Kral Nobonnassar tarih yazıcılığına yeni bir anlayış getirerek kendi döneminde ilk defa M.Ö. 747 yılında ay tutulması gözlemlenmiştir. Bu da olayların tarihlerinin kesin bir şekilde saptanmasına yardımcı olmuştur.
Dicle ve Fırat vadilerinden başlayıp onları çevreleyen çöllere varıncaya kadar uzanan alüvyonlu düz ovadan ibaret olan Mezopotamya’ da taş çok önemli ve değerli bir maddeydi. Bu yüzden yazı malzemesi olarak kil ve balçık kullanılmıştır. Yumuşak kil parçası üzerinde ucu sivri veya çeşitli madeni kalemler kolayca iş gördüğü için tercih edilmiştir. Sümerlerin bu yazısını M.Ö.2650 yıllarında Akadlar kullanmaya başlamıştır. Böylece çivi yazısı –yazılışında farklar olmakla birlikte- Asurlulara, Babillilere, Hitit, Urartu gibi Anadolu kavimlerine kadar geçmiştir. Bu sayede milattan önce bütün ön Asya’ nın genel, resmi, diplomatik yazısı olarak kullanılmıştır. Daha sonraları ise Aritmetik, Geometri, Astronomi, Tıp ve Hukuk olarak ayrı ihtisas alanları ortaya çıkmaya başlamıştır.

2 – BABİL ŞEHRİ VE BİLİM

Daha öncede zikrettiğimiz gibi Babilcede kullanılan yazı Sümerlerden Akadlara oradan da Babillilere geçmiştir. Bu yüzden bilimi tek başlarına üretmemişler aksine Mezopotamya olarak üretmişlerdir. Mezkur olan ihtisas alanlarını bu yüzden Mezopotamya Bilim Tarihi ile bir bütün olarak işlemek daha doğru olacaktır.

2.1 Babil Ve Aritmetik

Mezopotamyalıların rakamları ile çivi yazısı işaretleri benzeşmekteydi. Desimal olan, yani on tabanına dayanan günümüz rakam sisteminde sıfır ile birlikte on işaret vardır. Mezopotamyalıların altmış tabanlı yani seksajesimal rakam sisteminde ise bir ve on sayıları için iki sembol vardır. Bu iki sembolün tekrarlanmasıyla yeni işaretler oluşturulmakta ve bu şekilde elli dokuz işaret kullanılmaktaydı. İlerleyen dönemlerde ise bu elli dokuz sembole sıfır işareti ilave edilerek sistem daha da kullanılabilir hale getirilmiştir.
M.Ö. 500 yıllarında sıfır için bir işaret kullanıldığını gösteren örnekler bulunmaktadır. Ancak bu sıfır işareti sonda ve yan yana kullanılmamış, yalnız ara basamaklarda kullanılmıştır. Bu durumda Eski Babil çağında sıfır sembolünün henüz bulunmadığı neticesine varılabilir. Mezopotamyalıların başta sıfır sembolü bulunmayan seksajesimal rakam sistemlerinin önemli bir kusuru bulunmaktaydı. Rakamların göstereceği sayıları, yani değerlerin kesin olarak belirlemek mümkün değildi. Bazı sembollerin hangi değeri ifade ettiğini belirlemek bu rakam sisteminde mümkün değildi. Ancak metne ve konuya göre belirlenebiliyordu. Henüz sıfır sembolü bulunmayan Mezopotamya rakam sisteminin tek değerli olmasının iki sebebi bulunmaktaydı: Tamsayı ve kesirleri ayırmak için bir işaret kullanılmıyordu, boş basamaklar gösterilmiyordu.
Mezopotamyalıların altmış tabanlı rakam sistemi bir gelişme sonucu meydana gelmiştir yani bu onların ilk rakam sistemi değildir.
Muhtemelen daha önceleri desimal olan rakam sistemi kullanılıyordu. Seksajesimal sistemde yalnızca iki sembolün yani 1 ve 10 işaretlerinin bulunması da desimal sistemin kullanıldığını kanıtlar niteliktedir. Yani Mezopotamya rakam sistemi başlangıçta on tabanlı iken seksajesimal sisteme doğru dereceli bir gelişme evresi geçirmiştir.
Mezopotamyalıların gümüş ağırlığı ölçü birimleri arasındaki oranın seksajesimal olması tedrici gelişimde önemli bir rol oynamıştır. Bu gümüş ağırlığı ölçü birimleri mana veya mina ve şekel di. Bir mana altmış şekele eşitti.
Mezopotamya matematik tabletleri iki grupta toplanabilir. Birinci grup çizelgeler, ikinci grup ise problem ve uygulamalardan oluşmaktadır. Çizelgelerin içinde en basitini çarpma cetvelleri teşkil etmektedir. Tabletlerde çarpma çizelgeleri dışında karşılaşılan ikinci bir tip çizelge de terssayı çizelgeleridir. Terssayı çizelgeleri, bölme işlemini çarpma şeklinde yapmaya yaramaktaydı.
Çizelgeler, bulunan tabletler grubu içinde çarpma ve terssayı cetvellerinden başka kare, karekök, küp ve küpkök cetvelleride bulunmaktadır. Mezopotamya matematikçileri tam doğru ve yaklaşık sonuç konusuna önem vermişlerdir. Bu yüzden tam olarak ifade edilebilen sayıları yaklaşık olarak ifade edilebilen sayılardan ayırabilmek için özel bir terim kullanmışlar. Tam olarak ifade edilebilenlere napkharu adını vermişlerdir.
Mezopotamya sayı sistemi çok soyut bir sayı sistemidir. Bu sistem özellikle aritmetik işlemlerinin yapılması için kurulmuştur. Yani esas kullanım amacı bilimsel konuları çözümlemekti. Bu sayı sistemi on beşinci ve on altıncı yüzyıllara kadar kullanılan bütün sayı sistemlerinden daha geniş ve daha üstündür.

2.2 Babil Ve Cebir

Mezopotamya matematiğinin çok gelişmiş bir dalı da cebirdir. Mezopotamyalılar cebirin kurucusu olarak kabul edilmektedirler. Cebirlerinin çok ileri bir seviyede olması rakam sistemlerinin ileri durumda olmasına bağlanabilir. Birinci dereceden denklemler onlar in çözümü onlar için problem teşkil etmiyordu. Onların cebirde en çok uğraşıp, üzerinde durdukları ve maharet sahibi oldukları konu ikinci dereceden denklemlerin çözümleriydi. İkinci dereceden olan denklemleri dokuz sınıfa ayırmışlar ve her tip için ayrı çözüm formülleri üretmişlerdir. Problemleri ise pratik bir içerik taşımıyordu. Daha çok öğrenciler için düzenlenmiş okul metinleri olduğu düşünülmektedir. Alan ve uzunluk toplamları ve işçi sayısı ile iş günleri sayısı toplamı gibi örnekler için, bu problemlerin pratik değer taşımalarının olanağı da yok gibi görünmektedir. Bu durum, Mezopotamya biliminin, özel olarak da matematiğinin sadece pratik ihtiyaçlara yönelik olmadığı da ayyuka çıkmaktadır.
Tam kareye tamamlama metodu Harezmi vasıtasıyla Avrupa’ya geçmiştir. Ancak Harezmi özel çözüm formüllerini aynen Mezopotamya cebirindeki şekilleriyle Avrupa’ya nakletmiştir. Yani Mezopotamya cebiri hem Harezmi cebirinin hemde Avrupa cebirinin temelinde bulunmaktadır. Mezopotamya cebirindeki ikinci derece denklemleri geometrik olarak yorumlanacak olursa, ilk altı tip için asıl olan geometrik kavramın kare olmayıp dikdörtgen olduğu söylenebilir.
Tabletlerde karşılaşılan örneklerde, denklemler ilkin standart tiplerden birine, ve özellikle de ilk tiplere dönüştürülüyor, sonra çözümleri veriliyordu. Denklemleri daha basit hale getirerek standart tiplere dönüştürmek içinde çeşitli metotlar kullanılmıştır. Bunlardan biride yardımcı bilinmeyen kullanılmasıdır. Fakat tabletlerde standart tiplerin çözümleri açıklanmamaktadır. Bunların bilindiği farz edilerek işlem adımları yapılmaktadır.
Mezopotamyalılar denklemleri başka şekillere dönüştürme alışkanlığında idiler ve yardımcı bilinmeyenlerden faydalanmakta ise ustalaşmışlardı. Mezopotamya cebiri gelişmiş durumuna Eski Babil çağında, yani Sümerliler zamanında ulaşmıştır. Bulunan belgelerin belirlediği kronolojiye göre, bu cebirdeki metot şuuru oldukça erken çağlarda ileri bir safhaya ulaşmıştır. Susa ve Elam’da yapılan kazılarda bulunmuş olan Eski Babil çağına ait bazı matematik tabletleri, cebir biliminin yapısının sağladığı kolaylıkların soyut bir şekilde ele alınıp yeni metotların kurulmasında kullanılabilmiş olduğunu göstermiştir.

Babil Ve Geometri

Eskiçağ yazarlarından Ödemos’a dayanan Ortaçağ yazarı Proklos, Thales’in bilgilerini Mısır’dan aldığına inanmış ve matematik tarihini Thales ile başlatmıştır. Thales’e atıf olunan bilgiler aslında Mezopotamya geometrisine dayanmaktadır. İşte o bilgiler şunlardır:
• ‘‘Thales teoremi’’: Benzer dik üçgenlerde kenar uzunlukları eşittir.
• Çapı gören çevre açısı bir dik açıdır. Çap çemberi iki eşit kısma böler.
• Thales, tıpkı Mezopotamya’ da olduğu gibi açı yerine ancak dik açıya dayanmıştır.
• Birer kenarı ile ikişer kenarı eşit olan üçgenler eşittir.
Mezopotamyalıların cebir problemleri Eski Yunanlılarda Pithagorasçılar tarafından geometri problemlerine dönüştürülmüştür. Eski Yunan geometrisindeki bu alan tatbiki metodu da daha önce güncelleştirilmiştir. Bu da demektir ki, eski Yunan’daki geometrik cebir, Mezopotamya’ da ki cebir üzerine kurulmuştur ve Mezopotamya cebirsel geometrisinden etkilenmiştir.
Mezopotamyalılar bir dairedeki çap ile çevre arasındaki oranı, yani pi sayısını bilmekte idiler. Ayrıca pi sayısını kullanarak şehir krokisi de çizmekte idiler. Öklid’in 1., 2., 3., ve 4. kitapları ile Mezopotamya arasında alan tatbiki metodu bakımından benzerlik bulunmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki Pithagorasçılar Mezopotamya’ nın cebirini ve cebirsel geometrisini aynen aldılar fakat geometriye ağırlık verdiler.
Mezopotamya geometri bilgileri yukarıdakilere ek olarak şu noktalar etrafında toplanabilir:
• Kirişin çevreye mesafesini veren doğru parçasının uzantısı çemberin merkezinden geçer.
• Bu doğru parçası kirişe diktir ve kirişi ortalar.
• Çapı gören çevre açısı diktir.
• Aynı doğruya ayrı ayrı dik olan iki doğru aralarında paraleldir.
• Açıların oranları dik açılar aracılığıyla ele alınmıştır.

Mezopotamya geometrisinin gündelik işleri aşamamış, bir "teoria" ya ulaşamamış, Mezopotamyalıların ise bir geometri ilmi kuramamış olduğu söylenir; veya, genel münasebetleri dahiyane bir sezişle kavradıkları düşünülür. Gerçekten, Mezopotamya geometrisinde tek tek problem çözümleri vardır. Mezopotamyalılarda metod ve metodlu olmak bilincine işaret eden, önermeden önermeye atlama ve sıçrama yapmadan, çözüm adımlarıyla geçişi gösteren bir kavram da bulunmaktadır: Kibsu. Belgelerden öyle anlaşılmaktadır ki, Mezopotamyalılar sadece geometride değil, ama aynı zamanda aritmetik, cebir, tıp ve astronomide de ek bir sözlü öğretime de geniş surette yer vermişlerdir. Mezopotamyalıların geometrileri, bir ’’analitik geometri"dir. Onların özel bir geometri kitapları yoktur; ama cebirde temellendirilmiş bir geometrileri vardır. Cebir, geometrik araç olarak kullanılmıştır . Mezopotamyalılarda çember ve daire merkezi kavramları vardır. Onlara göre çember yarıçapları eşittir, çember içine çizilmiş bir ikizkenar üçgenin yüksekliği çemberin merkezinden geçer.

Mezopotamyalılar, yamuğun alanı silindirin, prizmanın, kürenin, koninin, piramidin hacimlerini bilmektedirler. Pi sayısını ise 3 olarak düşünmektedirler. Mezopotamyalıların cebir ve geometri alanındaki çalışmaları Sümerlilere kadar geri gitmekte midir? Neugebauer' e göre matematikte ani keşifler olabilir; matematik terimlerinin Sümerce olmasının bir özel önemi yoktur.

Babil Ve Astronomi

Mezopotamya astronomisi iki safhaya ayrılabilir: M.Ö. V. yüzyıla
kadar olan devre ile M.Ö. V. yüzyıldan sonraki devre. Önce , başlangıçtan M.Ö. V. yüzyıla kadar ki durumu görelim.
M.Ö. VIII, yüzyıl, Asurluların hakimiyetlerinin sonudur. Mezopotamya' da, astronomide laikleşme dinsel ve mitolojik öğelerden arınma ve matematikselleşme süreci başlamıştır; astronomi istihale geçirmiştir. Bu süreç ise bilimin laikleşmesinde ve matematikselleşmesinde önemli bir ağırlık koymuştur. Akad astrolojisi dört bölümlüdür: Ay (Sin) Güneş (Şamaş), Venüs (Iştar), Fırtına (Adad). Geleceği okumaktan ibaret olan horoskop burada temelini bulur; astronomideki önceden kestirmeye temel oluşturur. Gerçi; horoskop, gök nizamını tanrılarla ilişkisi dahilinde ortaya koymak demek olan ve yalancı bir bilim astrolojinin bir dalıdır. Esasen yıldız kümelerinin adları Sümercedir. Herodot ise gnomon ve polos'u ve günün on iki kısma bölünmesini Yunanlıların Mezopotamyalılardan öğrenmiş olduklarını tasrih etmektedir. Demek ki, bu bilgiler Mezopotamya'dan İonya yoluyla ve erken bir tarihte Yunanlılara nakil olmuştur. Mezopotamya takviminde Ay "ortalama devre" ile temele alınmıştır. Kavuşum 29 gün olarak hesaplanmıştır. Ay "hilal" ile başlatılmıştır. Ay adları: Nisan – Ayar - Sivan, Temmuz - Ab Elul, Teşrit -Arahsamna - Kisilimmu, Tebet – Şubat – Adar' dır. Bugüne kadar bunların İslam aleminde bir kısmı muhafaza edilmiştir. Sezar takvimine kadar eski Yunanlılar da kullanmıştır. Yıl, Teşrit’ te ve ilkbahar ekinoksundan sonra görünen ilk hilalle başlatılmıştır. "Ay yılı", "Güneş yılı" ile ayarlanmış aradaki artık yıl ile 13 aya çıkarılmıştır. Böylece yaklaşık 354 günlük "Ay yılı" ile yaklaşık 365 günlük "Güneş yılı" farkı, ara kapatılarak denkleştirilmiştir. gece ve gündüzün tamamı olan gün'ü 24 eşit parçaya değil de 12 eşit parçaya bölmüşlerdir. Ammi-Şaduka tabletlerinde
ise Venüs rasatları verilmiştir. Eski Yunanlılar ise Mezopotamya' nın
bu rasat kayıtlarına dayanmışlardır. Tutulma düzlemi boyunca olan hareketlere ilgi duymaktalar, açı taksimatı yapmaktalar, ilkel de olsa bir koordinat fikri ve aletleri vardır.

Mezopotamyalıların ellerindeki teorik bilgi temeline dayanarak, güneş tutulmaları için yapabilecekleri yegane tahmin bu tutulmanın ne zamanlar, için mevcut olduğunu söylemekten ibarettir. Fakat güneş tutulmasını tespit etmeye yarayacak bilgilere sahip değillerdi. Bu konuda Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı aynen şunları söylemektedir:
‘Mezopotamyalıların güneş tutulmalarını teorik bilgi temeline
dayanarak önceden tahmin etmelerinin imkansız olduğunu daha önce
görmüştük. Mezopotamya astronomları, ancak güneş tutulması imkanı
bulunan zamanları coğrafi bölge tahmini yapmamak kaydı ile tahmin
edebilmek durumundaydılar.’
Mezopotamyalıların güneş ve ay tutulmalarını uzunca bir süre büyük bir merakla ve dikkatle izledikleri ve bunların kaydını tuttukları tahmin edilebilir. Sümerliler zamanından itibaren türlü konularda listeler yapıp bunları çeşitli sınıflamalara tabi tutmuşlardır.

Babil Ve Tıp

Yeryüzünde yazılı en eski tıp vesikası bize M.Ö. 3000' lerden kalma bir Sümerli tabletidir. Mezopotamya' da Asur, Babil, Akad ve Sümerlilerden kalma, cerrahiye değil ama tıbba ait pek çok tablet bulunmaktadır. Buna kanunnamelerdi de dahil etmelidir. Mezopotamya' da tıp, rahiplerin elindeydi. Orada üç türlü rahip sınıfı bulunmaktadır: Kahin olan baru' lar (bunlar prognoz ve diagnoz yaparlar), üfürükçü - efsuncu olan aşipu' lar ve asıl doktor olan a-zu (veya,a-su' lar). Mezopotamya' da sihire Aşutu, tıbba Aşiputu denirdi.

Mezopotamya tıbbı kalp, kan, karaciğeri konusuna öncelik verir; karaciğeri merkeze alır. Vücut sularına, vücut sıvılarına da çok önem verir. Sümerce doktor kelimesi a-su yani suları tanıyan adam anlamına gelmektedir. Sıvılar rüyayı etkilediği için doktor, rüya yorumlayan adam veya yağları tanıyan adam manasına da gelmektedir. Tıp tapınaklara bağlı okullarda öğretilmiştir. Ayrıca tıp, mesleki bir sırdı tedavi ise sihirli günlere denk getirilirdi.

Tabip ve tıp anlayışının kökünde, Mezopotamyalılarda insanın yaratılışı fikri yer almaktadır. Yaratıcı olan tanrılar, su ve hikmet tanrısı Ea ile oğlu Marduk, insanı çamurdan şekillendirip, ona hayat nefesini üflemiştir. İnsan varlığını tanrılara borçlu olduğu için onlara riayet etmesi gerekir aksi halde tanrılar insanı hastalıkla cezalandırırlar. İşte bu sebeple hastalık ancak dini perspektifle açıklanır; sağlık nimettir, hastalık felakettir. Hasta ise bir çeşit suçludur.

Kanunlar önünde efsun ve üfürükçülükle ilgili "beyaz sihir"
olumlu, -büyü ile ilgili "kara sihir" olumsuz sayılır cezalandırılır,
yasaklanır. Cerrah başarısız olursa durum sanki "kan davası" gibi
telakki olunur. Oysa, Sümerlilerde, hastalık Tanrıların vermiş olduğu
bir ceza değil, bir mukadderat olarak değerlendirilir. Sümerlilerde de "efsun" üfürükçülük ve sihir vardır. Ama, öte yandan, eldeki tek Sümerli
tıp tabletinde bunlar mevcut değildir. Mezopotamya’ da sihirden bağımsız tıpta bulunmaktaydı. Reçetelerde katkı maddelerine ilişkin orantı verilmeksizin bitkisel, hayvansal, madensel materyaller, tahıl, sebze, ağaç, baharat, sakız, yabani bitki, kök, kabuk, yağ ve bitkilerin odunsu kısmına dayalı ve birada, sütte, şarapta, yağda, eritilerek hazırlanmış karışımlar söz konusu edilmiştir. Eldeki tek Sümerli tablette sihirden eser yoktur. Cerrahiden hiç bahsedilmemektedir; ilaç yapılan materyaller ve hastalıklar tasnif edilmiştir.

Hastalığın önceden tahmini demek olan "Prognoz "da semptomlar arazlar aranır; bunun için kafatası, baş, saç, şakak, alın, göz, burun,
ağız, dil, ses, yüz, boğaz, diz kapağı, ayak muayene edilir. Arazlar sabah, akşam, hastalığın başında, hastalığın sonunda olarak müşahade edilir.

150 kadar bitki sayılmıştır; ve, tohum, yaprak, kök, kabuk, tomurcuk, sakız, usare konusu ile uğraşılmıştır. Hastalık nedenleri, dikkatli gözlemler yaparak incelenmiştir. Mezopotamya tıbbının ana vasfı "semptomların – arazların dikkatle incelenmesidir." Hastalık, arazlarıy1a belirlenir, adları takılır, listeleri sunulur, açıkça yazılır. Hastalık, arazları ve karakteristikleriyle ele alınır. Hastalık tabiat dışı değil, tabii sebeplerle açıklanır. Prognoz yapılır (hastalığın önceden tahmini gerçekleştirilir), hastalığın seyri verilir. Ama prognoz bazen fala dönüşür: ağız kırmızı ise hasta iyi olacaktır gibi ve prognoz kehanet fal bu üçü iç içe girer. Mezopotamya’da tıbbı kehanetten ayırmak demek onların tıp anlayışlarının içeriğini tamamen değiştirmek demektir. Hatta bazen prognoz kehanetle aynılaşmıştır. İki tür kehanet bulunmaktaydı: 1. Kendiliğinden beliren işaretlere dayanılarak yapılan kehanet( doktorun hastasını ziyarete giderken kara kediye rastlamasının iyiye alamet sayılmaması gibi) 2. İnsanın kendi oluşturduğu işaretlerin yorumlanmasıyla yapılan kehanet.
Mezopotamya’ da kilden, alçıdan yapılmış karaciğer modelleri çokça bulunmuştur. Buda karaciğerin anatomisinin ileri derecede bilindiğini göstermektedir.

Din, sihir, ve bilim yoluyla tedavi, sırasıyla dua, kurban merasimi, üfürükçülük, (maddi ve manevi temizlik, muska, resim) ve şifalı otlarla gerçekleştirilir. Şifalı otlar listesi Akadlılar üzerinden Sümer e kadar geri gider. Listelerde bu otların nereye iyi geldiği gösterilmiştir. Bu otlar süt, yağ, bira, şarap içinde eritilir. İlaçlar şerbet, lapa, merhem, tahriş v e teskin ilaçları, müshil, kusturucu, odunumsu, kokulu. reçineli, sakızlı, pişirme (dekoksiyon), enfüzyon (hülasa) yoluyla elde edilenler olabilir. Hazırlama özel kaplarda yapılır. İçlerinde meyve yağların yer alması bakımından Mezopotamya ilaçları Mısır ilaçlarına benzer. Yutularak dahilen, kulak-buruna üflenerek, masaj ve fümigasyon yoluyla da haricen kullanılırlar. Perhiz nadirdir. Hastalıklar vücudun organlarına göre tasnif edilirler. Mezopotamya’da sihir ile tıp karışmakta olup adeta tabip tıbbın amprik yanını, üfürükçü ve rahip ise teorik yönünü paylaşmış durumdadır.
Hammurabi kanunları cerrah ücretlerini de tespit etmiştir. Bu metin tıp ve cerrahi için çok önemlidir. Sabun imali Sümerlilere kadar geri gider. Sabun çeşitleri tedavide kullanılmıştır. Eski Yakın Doğu' da saray ve tapınağa bağlı olarak çalışan uzman personelin, sanatçıların ve bir ülkeden başka bir ülkeye giden veya gönderilen zanaatkarların arasında hekimler de yer almaktaydı. Bu hekimlerin yer değiştirmesi, genel olarak, hekimin bir şehir veya ülkeden başka bir yere gitmesi ve orada bir süre kaldıktan sonra, tekrar eski yerine geri dönmesi şeklindeydi. Ayrıca metinlerdeki ifadelerde, bu hekimlerin, başka bir yere gönderilirken, geri
dönüşleri ve kalış süreleriyle ilgili sıkı kaideler getirilmiş olmasından, bulundukları ülkeler için çok değerli ve önemli oldukları anlaşılmaktadır. Bu hekimlerin daha ziyade Mısır ve Babil' den Hatti topraklarına gönderildiği bilinmektedir. Hititler bu yabancı hekimlere büyük değer vermişlerdir.

Babil Ve Hukuk

Babil’ de hukuk denildiği zaman akla ilk ve tek gelen isim Hammurabi olmaktadır. Hammurabi’ nin yaptığı yasa her ne kadar en geniş ve en iyi korunan yasa olsa da ne tek örneği ne de en eskisidir. Mezopotamya’nın bütün tarihine yayılan benzer yasalar bulunmuş durumdadır ancak Mezopotamya ve Babil’ de hukukun oluşmasında son derece etkin bir rol oynamıştır. F.R. Kraus’ un Eski Babil zamanına ait Nippur hukuki vesikaları adlı kitabında tarla satışı ve kiralama, miras taksimi, işçi kiralama, arpa ödünç alma, manevi evlatlık alma, mahkeme zabıt ve kayıtları, ev satışı ve mübadelesi gibi günlük hayatta karşılaşılan hemen her şey için hatta karşılıklı hediye alınıp verildiğine dair mukaveleler bulunmaktadır. Hammurabi kanunlarında doktordan, mimardan, baytardan, gemiciden bahsedilmiştir, fakat yaptıkları işin ayrıntıları yer almamıştır. Sümerce ve Akadca yazılmıştır. Bu Yasa, koyu renk yüksekçe bir taş sütun üzerine yazılıdır. Bu parça İran’ın güney batısında J. De Morgan’ın ekibi tarafından 1902 de Susa’ da bulunmuştur. O günden beri Louvre müzesindeki Eski Doğu Eserleri koleksiyonunun en değerli incisidir. Anıtın üst kısmında anıtın cephesi diyebileceğimiz yerinde anıt sahibinin bit kabartması bulunmaktadır. Bu kabartmada Babil kralı Hammurabi’ nin tanrısı Marduk’ tan krallık iktidarının simgelerini alışının temsili gösterilmiştir. Bu resmin altında eski tarz dikey hanelerde yirmi üç sütundan oluşan yazı dizisi sıralanmış daha sonra, arka tarafındaki yirmi sekiz sütunla anıt tamamlanmıştır.

Bu uzun metin tek bir biçimde tamamlanmamıştır: Düz yazı ile şiir dönüşümlü olarak kullanılmıştır. Baştaki ve sondaki beşer sütunda Hammurabi’ nin ağzından yazılmış bir tür kahramanlık hitabı vardır; bu hitap eski Mezopotamya’ da hamasi ve lirik bir edebiyata özgüdür ve burada özel, düzeyli bir üslupla yazılmıştır.

‘‘Yasa’’nın esas bölümü zamanın hukukçularının kullandığı dilde düzyazı olarak yazılmıştır; burada bir dizi öneri vardır ve bu öneriler de görünüşe göre kraliyet tebaasının toplumsal davranışlarını, en azından belirli bir şekilde olmazsa belli bir ölçüde düzene bağlamak belirlemek amacını taşırlar. Hepsi aynı dilbilgisel şema üzerine oluşturulmuş ve hepsi koşul cümlelerinden oluşurlar. Hammurabi kanunları başta bir ‘‘prologue’’ (önsöz) ve sonda da bir ‘‘epilogue’’ (sonsöz) olmak üzere 282 kanun maddesinden ibarettir. Ayrıca bu kanunların güneyde Sümer, kuzeyde Akad yani Sami halkının oturduğu şehirlerin yerli kanunlarının bir karışımı olduğu da söylenir. Döneme özgü olan krallık tımarına, yirmi beş paragraf ziraate, on paragraf meskun mahallere, 67 ile 111 arasındaki maddeleri öndeki yedi kolonun parçalanmasından dolayı parçalanmasından dolayı belirleyemiyoruz, on beş paragraf mevduata ve borçlara, altmış yedi paragraf kadına ve aileye, yirmi paragraf darbe ve yaralanmalara, son altmış bir paragraf ise çeşitli meslek grupları ile kölelerin işlerine ve nihayet beş paragraf ise kölelere ayrılmıştır.

Hammurabi yasaları temel olarak kralın övünmesi niteliğindedir. Ancak aynı zamanda her şeyden önce hakseverlik olan temel krallık görevinin bilinci üzerine kurulmuş siyasal bir yasadır. Adaletin ‘‘haktanırlıkla’’ uygulanmasına ilişkin görüşlerin ayrıntılarını ve düzenini içeren anlayışı özetleyen siyasal bir vasiyettir; bu yönüyle tam bir hukuk risalesidir.

Kaynakça

1 Andre Salvini Beatrice, Babil, Ankara, 2006, S.17
2 Joan Oates, Babil, 2004 S.63-65
3 Oates, 2004 S. 88 - 89
4 Beatrice, 2006 S.37
5 Oates, 2004 S.77
6 Jean Bottero, Mezopotamya; Yazı, Akıl ve Tanrılar, 2008 S.136
7 Mebrure Tosun – Kadriye Yalvaç, Sümer, Babil, Assur Kanunları, Ankara, 1989 S.42
8 Bottero, 2008 S.67
9 Maarif Vekaleti Eski Eserler Müdürlüğü Yayınları Seri:4 Sayı:11 S.320
10 İstanbul Arkeoloji Müzeleri Resimli Rehberi Sümer, Akat, Asur, Babil, Hitit, Eski Mısır ve Arabistan Eserleri Koleksiyonları, İstanbul, 1955 S.22
11 Mübahat Türker Küyel, Ord.Prof.Dr. Aydın Sayılı'nın Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp Adlı Eserinin Muhtasarı, 1996 S.33 - 37
12 Küyel, 1996 S.41-47
13 Küyel, 1996 S.49-54
14 Küyel, 1996 S.59-78
15 Küyel, 1996 S. 85 – 88
16 Gaye Şahin Erginöz, Hititlerde Anatomi ve Tıp, İstanbul, 1999 S. 127
17 Hans Kneifel, Hammurabi’ nin Mührü, Ankara, 2004 S.262
18 Binnur Temuroğlu Serttaş, Hammurabi Kanunu ve Bu Kanunun Diğer Kanunlara Etkisi (Yüksek Lisans Tezi), Ankara, 2002 S.118
19 Tosun ve Yalvaç, 1989 S.36
20 Emin Bilgiç, ‘’Eski Mezopotamya Kavimlerinde Kanun Anlayışı ve An’anesi”, DTCFD, XXI, 3-4, 1963,103-119 1963 S.113



Tarih, SuLTaN and ua22 bu mesaja teşekkür etti
__________________
[B][FONT="Comic Sans MS"][SIZE="4"][COLOR="Red"]Akıllı insan düşündüğü herşeyi söylemez, fakat söylediği herşeyi düşünür.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B]

Konu aynştayn tarafından (02 Nisan 2012 Saat 05:17 ) değiştirilmiştir.
aynştayn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07 Mayıs 2015, 14:55   #2
Yeni Üye
Avatar Yok
 
Üyelik tarihi: 07 Mayıs 2015
Konular: 0
Mesajlar: 1
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
ua22 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

Ödevim için çok gerekliydi, paylaşım için çok teşekkür ederim Babil ve Bilim konusunu bu kadar detaylı başka yerde bulamadım. Emeği geçenlere teşekkürler. Başka arkadaşlar da eminim babil ve bilim konusu için geleceklerdir.

ua22 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
babil, bilim

« Babil Mitolojisi | - »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:23.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2020, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.