Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Türk Tarihi > Diğer Türk Devletleri > Babür Devleti (Babürler)

Babür Devleti (Babürler) Babür İmparatorluğu hakkında tarihi bilgileri bulabileceğiniz Babürler bölümü.

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 29 Aralık 2013, 22:20   #1
Genel Türk Tarihçisi
Uldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17 Ekim 2012
Bulunduğu yer: İstanbul
Konular: 120
Mesajlar: 306
Aldığı Beğeni: 5
Beğendikleri: 0
Uldız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart Babür Şah (Zahîrüddîn Muhammed Bâbür)

Babür Şah (Zahîrüddîn Muhammed Bâbür)

Türk tarihi, ülke alan, il tutan, devlet kuran pek çok isim yetiştirmiştir. Bu isimlerden bazıları sıfırdan yepyeni bir hakimiyet yaratmışlar, bazıları var olan devlet yapıları üzerine yerleşip egemenliği ele almışlar, bazıları da Anadolu’nun Türkleştirilmesinde olduğu gibi, yepyeni bir toprağı vatan haline getirmişlerdir. Biz bu çalışmada, son saydığımız üzere, yepyeni ve yabancı bir toprağa gelerek vatan yapanlardan, eski tabirle “İl Açanlar”dan bir tanesi olan Bâbur’u inceleyeceğiz.

Büyük Türkistan Emir’i Temür’ün 5. göbekten torunu olan ve çocuk yaşta tahta geçen Bâbür, Şeybanilerin karşısında uzun yıllar süren savaşlarda bulunmuş, kısa aralıklarla başarı kazansa da sonunda yenilerek ata topraklarını terke mecbur olmuştur.

Bu terk ediş, Türk ve İslâm tarihi bakımından oldukça önemli sonuçlar doğurmuştur. Her taraftan sıkıştırılan Babür, kendisi ve Temüroğulları için çıkışı Hindistan’a yönelmekte bulmuş, o tarihlerde bölge egemenliğini Türk Dehli Sultanlarından alan, kimi kaynaklarda Afgan, kimi kaynaklarda Afganlaşmış Türk olarak gösterilen Lodi sülalesine karşı savaşarak 10 yıl gibi kısa bir sürede, çok çeşitli milletlerin, dinlerin ve dillerin olduğu bir kıtaya egemen olmayı başarabilmiştir. Kendisinden sonra gelen çocukları ve torunları da aynı başarıyı uzun süre muhafaza etmişler, 17. yy’da bütün Hindistan’a egemen olmuşlar, böylelikle dünyanın 3 büyük devletinden birisi haline gelmişlerdir. Dönemin diğer iki büyük gücü ise Osmanlı İmparatorluğu ve İrandaki Türk Safevi Devleti idi.

Günümüzdeki Pakistan ve Bangladeş devletlerinin var olmalarındaki en büyük sebep olan bu büyük devletin kurucusu olan Bâbur’un etkileyici hayat hikâyesi, kendi kaleminden çıkmış olan ve dünya edebiyatının en önemli şaheserlerinden kabul edilen, bilinen adıyla “Bâburnâme”de çok güzel ve tarafsız bir şekilde günümüze aktarılmıştır.

BÂBÜR, (Zahîrüddîn Muhammed Bâbür)


Temüroğulları soyundan Hindistan fatihi ve Bâbürlü Devleti’nin kurucusu. Hicrî 6 Muharrem 888, Milâdi 14 Şubat 1483 tarihinde, Fergana vadisinin Nemengân bölgesinde bulunan Ahsı kentinde dünyaya geldi. Bölge günümüzde Özbekistan devleti sınırları içerisinde yer almaktadır. [1]

Babası Temüroğullarının Miranşâh kolundan Ebu Said’in oğlu Omer Şeyh, annesi ise Çingiz soyundan Çağataylı Yunus Han’ın kızı Kutluğ Nigâr Hanım’dır. [2]

Bâbür adı, dönemin en önemli âlimlerinden olup aynı zamanda Nakşîbendî şeyhi de olan Hoca Ubeydullah Ahrar tarafından verilmiş olup Türkçesi: Bars=Pars’[3]tır.

Temüroğullarından 11. ve sonuncu Türkistan hükümdarı olan Bâbür’ün çocukluk hayatıyla ilgili, kaynaklarda fazla bir bilgi bulunmamaktadır. [4]

Fergana meliki olan babasının ölümü üzerine miladî 10 Haziran 1494 tarihinde cülusu verildiği zaman henüz 11 yaşında bulunmaktaydı. Bu yaştan sonraysa devlet yönetimiyle ilgili bilgileri almaya başlamıştır. [5]

Hükümdarlığının bu ilk yıllarında gerek annesi Kutluğ Nigâr hanım, gerekse dayıları olan Mahmud ve Ahmed sultanlar kendisine çok yardımcı oldular ve pek çok zor durumdan kurtulmasını sağladılar. [6]

Önce amcazâdeleriyle, ardından da o sırada güneye inerek Maveraünnehr’i hakimiyetleri altına almaya uğraşan Şibanîlerle savaşarak aralıklarla üç kez Türkistan tahtına oturan Bâbür, her seferinde yenilgiye uğrayarak tahtını bırakmak zorunda kalmıştır. [7]

Bâbür, 1504 yılında baba toprağı olan Fergana’yı da kaybedince güneye yöneldi. Fergana’nın kaybından yaklaşık 4 ay sonra Kâbil’i alarak kendisine başkent yaptı. [8]

Bu dönem içerisinde İran’da başa geçen Şah İsmail’le ittifak kuran Bâbür, 1510 yılında yapılan Safevi-Özbek savaşında Muhammed Şeybanî Han’ın yenilerek öldürülmesi üzerine yeniden Türkistan’a dönmüş ve Safevilerin desteğiyle Semerkand ve Buhara’yı ele geçirdi. (1511) Ancak kendisi Şii olmadığı halde Şiilerle ittifak yapması ve darbedilen paralarda ve hutbelerde Şah İsmail’in adını geçirmesi, halk ve din adamları arasında huzursuzluğa neden oldu. Safevî askerlerinin İran’a dönmeleri ve ardından 1514 Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in yenilmesi üzerine Özbekler bölgede tekrar güçlendiler. 2 yıl süren çarpışmaların ardından Bâbür bölgede yeniden hakim olmanın imkânsızlığını görmüş ve kendisine yeni hedef olarak Hindistan’ı belirlemiştir. [9]

Önceki bölümde de belirttiğimiz üzere, Türkistan hâkimiyeti mücadelesinde Şeybanîlere sürekli mağlûp olan, mücadelesinde yardım aldığı Safevîlerin Şii inancı taşımaları yüzünden, o zamana kadar kendisini destekleyen ve Nakşîbendi inancına sahip olan Maverünnehr uleması tarafından da cephe alınan Babür, Şah İsmail’in 1514’te Çaldıran’da Osmanlı karşısında yenilgiye uğrayarak büyük güç ve prestij kaybetmesi üzerine Türkistan’dan çekilerek gözünü güneye, Hindistan’a çevirmiştir.

Babür’ün Hindistan’ı fetih için hazırlandığı bu dönemde Kuzey Hindistan’da, Afgan ya da Afganlaşmış Türk soyundan[10] Lûdiler hüküm sürmekteydi. [11] 1451 yılından beri bu bölgede hâkim olan Lûdiler, kendileri gibi Afgan ya da sonradan Afganlaşmış olan çeşitli kabileleri bölgeye yerleştirmiş ve devlet işlerinden bunlardan azamî ölçüde faydalanmışlardır. Ancak babası İskender Lûdi’nin ölümü üzerine 1517 yılında tahta geçen Sultan İbrahim Şah II. Lûdi, kabile liderlerine dayanan geleneği bozarak “padişahların boyu ve soyu olmaz; herkes onların hizmetkârlarıdır” deyip bahsi geçen kabile şeflerini birer devlet memuru derecesine indirmiş, bu da devlet içerisinde büyük hoşnutsuzluğa neden olmuştur. [12] Bu yüzdendir ki, İnrahim Lûdi’nin saltanat süresi sürekli kabile ayaklanmalarıyla geçmiş, bu da Babür’ün bölgeyi ele geçirmesinde önemli bir etken olmuştur.

Babür’ün, Hindistan’ın zenginlikleri ve istikrarsızlığı yanında, bölgeye ilerlemesini meşrûlaştıracak bir sebebi de vardı. Bu sebep; büyük dedesi Timur tarafından 1398 Aralık ayında Dehli’nin alınması ve bütün Kuzey Hindistan’ın, 1421’e kadar Timuroğullarına tabî bulunmasıydı. İşte Babür bu nedenle, atalarının toprağını geri almak üzere Hindistan’a indiğini bildirip Lûdilere elçilere göndermiştir. [13] [14]

Bâbür’ün Hindistan bölgesine ilk seferi 1519 yılında Pencap’a yaptığı seferdir. Bu seferin sonunda Pencap bölgesi alınarak devlete dahil edilmiştir. [15]

1520 yılındaki seferde ise daha güneydeki Siyâl-Kut ve Seyid-Pûr bölgelerini egemenliği altına alır. Aynı yıl içinde oğlu Hümayun’u da Bedehşan valiliğine getirir.[16]

1522 yılında, eski müttefiki olan Safevilerle bozuşmak pahasına ve 3 yıllık zorlu bir mücadelenin ardından Kandahar kentini ele geçirir. Ertesi yıldan itibaren Babür tekrar Hindistan’a döner. Zira Lûdi devleti beyleri arasında baş gösteren sıkıntılar sonucunda bazı Afgan beğleri onu Hindistan’a davet etmişlerdir.[17] Bu davet üzerine Sind ırmağını geçen Babür, Lûdi kuvvetlerini yenerek bölge beğleri arasında prestij kazanmıştır. [18]

Bâbür’ün, Hindistan’a fetih amacıyla yaptığı asıl sefer ise 1526 yılındaki seferidir. Bu sefer sırasında, sadece 13.500 kişilik küçük ordusuyla, fillerle desteklenmiş yaklaşık 100.000 kişilik bir orduyu Panipat ovasında yapılan savaşta bozguna uğratmıştır. [19] Dehli kentinin yaklaşık olarak 80 km uzağında bulunan Panipat kasabası yakınlarındaki bu önemli savaş sonrasında, Lûdi hanı İbrahim savaş meydanında ölmüş, böylece Lûdi hanedanı yıkılmıştır.[20] Lûdilerden bir kol ise 1519’dan bu yana Babür’e tabî oldukları Bihar bölgesinde egemenliklerini sürdürdüler. [21]

Bu parlak zafer sonrası 1527’de, Brahman Çitor racası Sanga ile yapılan Kanwa savaşı sonrasında ise Gazi ünvanını alır.

Bundan sonraki 3 yıl boyunca sürekli olarak Afgan kabilelerini itaat altına almaya çalışmak ve Hindistandaki sınırlarını genişletmek için uğraşan Bâbür, 25 Aralık 1530 tarihinde uzun süredir muzdarip olduğu hastalığı nedeniyle vefat etti. Naşı önce Cemne nehrinin sol kıyısında bulunan Nur-ı Efşan’da toprağa verildi. Ardından 6 ay sonra cenazesi bulunduğu yerden alınarak vasiyeti üzerine Kâbil’e taşındı ve torunu Cihangir zamanında mezarının üzerine bir türbe inşa edildi.[22]

Türk tarihinin gördüğü büyük kumandanlardan bir tanesi olan Bâbür, elverişsiz ve zor durumlardan geçerek yetişmiş ve kendisinden sonra 350 yıla yakın bir süre Hindistan’a hakim olacak olan bir devletin temellerini atmıştır. Kurduğu devlet, özellikle 16. ve 17. yy’da dünyanın en büyük 3 devletinden birisi olarak gücünü muhafaza etmiştir.

Hayatı sürekli mücadelelerle geçmiş, bir savaştan diğerine koşan ve sürekli olarak düşmanlarıyla başa çıkmaya uğraşan Bâbür, kendisinden önce gelen diğer Timuroğullarının aksine mimari eser bırakmamıştır. Ancak ondan günümüze ulaşan bir eser, pek çok mimari eseri gölgede bırakacak derecede önemlidir. Bu eser, kendi hatıratından oluşan “BÂBÜRNÂME”dir. Genel olarak bu isimle tanınmakla birlikte, doğrudan Bâbûr tarafından verilmiş bir ismi olmadığından Vekâyî, Bâbûriyye gibi adlarla da tanınmıştır. [23]

5 Ramazan 899 (10 Haziran 1494) tarihinde tahta çıkışıyla başlayan bu hâtırat, hem tarihi hem coğrafi konularda çok önemli bilgiler vermektedir. Hâtıratın bazı bölümleri kayıptır. Özellikle Bâbür’ün Kâbilde yaşadığı dönem olan 1509-1519 arası dönemin olmayışı, Bâbür’ün hayatıyla ilgili bazı bilgilerimizi eksik bırakmaktadır. Ancak eserdeki bu eksiklikler, Bâbur’un yeğeni olan ve eseri tam olarak gören Mirza Muhammed Duğlat’ın Tarih-i Reşidi’sinde yer alan hatıratla kısmen de olsa giderilmiştir.[24]

Eser tarihi bilgiler ve Bâbür’ün şahsi hayatıyla ilgili önemli belgeler sunuyor olmakla birlikte, aynı zamanda coğrafya, etnografi, biyoloji ve zooloji alanlarında da önemli bilgiler ihtiva etmesi yönünden adı geçen bilim dalları bakımından da ayrı bir önem taşımaktadır. [25]

Eser, yukarıda belirttiğimiz özelliklerinin yanında tarafsız bir gözle yazıldığı belli olan bölümleriyle, dünya edebiyatının ve Türk tarihinin çok önemli vesikalarından birisi olmaktadır.

Dünya tarihinde eşine az rastlanan bir örnek göstererek, işgalciler tarafından bir avuç adamıyla memleketinden kovulduktan sonra Hindistan gibi, çok büyük, kalabalık ve her bakımdan dezavantajlar taşıyan bir ülkeye sahip olabilmek, hem de bunu istemeye istemeye, adeta şartların onu sürüklemesiyle başaran büyük ve kahraman bir asker, aynı zamanda iyi bir devlet adamı ve örgütleyici olan Babür, Şeybanilerin gelmesiyle Türkistan’da tamamen ortadan kaldırılan Temür soyuna Hindistan’da yeni bir yurt ve devlet kurma imkânı tanımıştı. Soyundan gelenler fasılalar ve çeşitli iniş çıkışlarla 1858 yılına kadar Hindistan hükümdarı olarak tanınmışlardır. Günümüzde gerek Pakistan ve Bangladeş gibi iki Müslüman devletin oluşmasında, gerekse de Hindistan’da yaşayan yüz milyonlarca Müslüman’ın var olmasında Babür’ün Hindistan hakimiyetinin kati rolü bulunmaktadır.


[1] Yılmaz ÖZTUNA, DEVLETLER VE HANEDANLAR: İslâm Devletleri, T.C. Kültür Bak. Yay. Ankara:2005. Sf. 849.

[2] Enver KONUKÇU, “BÂBÜR”, DİA: 4, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ankara:1991, Sf. 395.

[3] ÖZTUNA, Age, Sf. 850.

[4] KONUKÇU, Agm, Sf. 395.

[5] ÖZTUNA, Age, Sf. 851.

[6] Enver KONUKÇU, “BÂBÜRLÜLER: HİNDİSTANDAKİ TEMÜRLÜLER”, TÜRKLER ANS: 8, Y. Türkiye Arş. Yay. Merk. Sf. 746.

[7] ÖZTUNA, Age, Sf. 851.

[8]Yılmaz ÖZTUNA, DEVLETLER VE HANEDANLAR: İslâm Devletleri, T.C. Kültür Bak. Yay. Ankara:2005. Sf. 851.

[9] Enver KONUKÇU, “BÂBÜR”, DİA: 4, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ankara:1991, Sf. 395

[10] Yılmaz ÖZTUNA, DEVLETLER VE HANEDANLAR: İslâm Devletleri, T.C. Kültür Bak. Yay. Ankara:2005. Sf. 243.

[11] Enver KONUKÇU, “BÂBÜRLÜLER: HİNDİSTANDAKİ TEMÜRLÜLER”, TÜRKLER ANS: 8, Y. Türkiye Arş. Yay. Merk. Sf. 746

[12] Y. Hikmet Bayur, “Bâbürnâme”, Kabalcı Yay. Şark Klasikleri Dizisi:5, İstanbul: 2006. Sf. 98.

[13] Yılmaz ÖZTUNA, DEVLETLER VE HANEDANLAR: İslâm Devletleri, T.C. Kültür Bak. Yay. Ankara:2005.841.

[14] Bayur, Age. 99.

[15] Öztuna, Age. 851.

[16] Y. Hikmet Bayur, “Bâbürnâme”, Kabalcı Yay. Şark Klasikleri Dizisi:5, İstanbul: 2006. Sf. 100.

[17] Bayur, Age, 101.

[18] Enver KONUKÇU, “BÂBÜRLÜLER: HİNDİSTANDAKİ TEMÜRLÜLER”, TÜRKLER ANS: 8, Y. Türkiye Arş. Yay. Merk. Sf. 746.

[19] Yılmaz ÖZTUNA, DEVLETLER VE HANEDANLAR: İslâm Devletleri, T.C. Kültür Bak. Yay. Ankara:2005. Sf. 851.

[20] Konukçu, Agm, 748.

[21] Öztuna, Age, 845.

[22] Konukçu, Agm, 749.

[23] Ömer Faruk Akün, , “BÂBÜRNAME”, DİA: 4, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ankara:1991, Sf. 404.

[24] A.g.m. Sf. 404.

[25] Bilal Yücel, “NEVÂYİ-BÂBÜR ÇAĞININ TARİHİ VE EDEBİ ŞAHSİYETLERİ”, TÜRKLER ANS: 8, Y. Türkiye Arş. Yay. Merk., Sf. 807.

__________________

Uldız isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
babur, babür, muhammed, sah, zahîruddîn, zahîrüddîn, şah

« - | Ekber Şah »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 09:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2020, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.