Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Diğer Bilim Dalları > Edebiyat ve Türkçe > Edebiyat ve Türkçe Makaleleri

Edebiyat ve Türkçe Makaleleri Türkçe ve Edebiyat Bilimiyle İlgili Yazılan Akademik Makaleler

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12 Ağustos 2013, 22:16   #1
Özel Üye
Rita - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13 Nisan 2010
Konular: 1877
Mesajlar: 2.019
Aldığı Beğeni: 12
Beğendikleri: 0
Rita isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart Mesude Abla

Mutluluğu uzaklarda aramamam gerektiğinin bir hatırlatıcısı oldun. Huzurun, içimden dalga dalga etrafa yayıldığını gösteren ilk uyarıcım oldun. Kitaplarda okuduğum ruh ve mânâ insanlarının en net resmini çizdin dünyama. Ve şimdi, pencerem bir tuvalin çerçeveleri gibi, hayat resmini izliyorum her gün. Seni bir kez daha anıyor, ardından dualar gönderiyorum. Yalvarıyorum âlemlerin Rabb'ine; bana ve sırrı arayan herkese böyle bir son versin diye.

Gündelik telâşlarla koşturup hastaneye geldiğim günlerden biriydi. Nöbeti devralacaktım arkadaştan. Karışık koşturmalar vardı hastane koridorlarında. Bilirdim böyle zamanları. Ağır bir hasta olmalıydı. "Trafik kazası mı acaba?" diye düşünürken hızlı adımlarla hemşire odasına yöneldim ve bir çırpıda beyazlarıma bürünüp görevi devraldım. Önlüğümün sağını solunu, yakasını düzelte düzelte ilerlerken koridorda seni gördüm. Önümden geçirdiler hızla. O bembeyaz yüzünün hastalık sarısıyla boyandığını gördüğüm ân, koşmaya başladım ben de sedyenin yanında. "Çabuk olun!" diyordu doktor bey. Koştum, bir çırpıda dar koridoru geçip desibre odasına vardım. Elektrik şokunu hazırladım. Birkaç dakika sonra getirdiler seni odaya. Doktor bey hâlâ, "Çabuk olmalıyız!" diyordu. Sonra göğsünü bir kaldırıp bir indiren şoklarla sarsıldın. Yüreğim ağzımdaydı. En büyük hüzünleri yaşadığım ânlar, şifasına vesile olamadığımız hastaları gördüğüm ânlardı. Ama bu kez öyle olmadı, tam ümidi kesiyorken, hepimizin yüzünde "oh" dedirten bir rahatlama hâsıl oldu. "Geri döndü, geri döndü!" diye sevinç çığlıkları attı genç doktor. "Döndüren Rabb'ime hamdolsun!" dedim içimden. Ve odanı hazırlayıp yoğun bakım ünitesine aldık seni. Emanet edildiğin hemşire bendim. Gerçi kim kime emanet olacaktı, bunu zaman anlatacaktı bize; ama şimdilik görünen senin, benim gözetimimde olacağındı. İkimizi birden gözetense bütün âlemlerin Sahibi yüce bir merciydi. Bunu ikimiz de biliyorduk...

Yoğun bakım katları soğuk olur, koridorları insanların korkuyla yüzleşip yüreklerinin ağızlarında olduğu yerlerdir. Sen, o kasvet dolu ortama düşmüş, benzi soluk ama misk kokulu bir goncaydın. Başındaki yazmayla yattığın odada melekleri andırıyordun. Seni yakından gördüğüm o ilk gün... İlk uyanışın, ilk kendine gelişin... Ve hemen yazmanı düzeltip titreyen ellerinle, abdest almak için işaret edişin... Konuşamıyordun; ama ellerin çok şey anlatıyordu. Bu nasıl bir teslimiyet ve nasıl bir bağlılıktı ki, şuurun tam mânâsıyla açık olmadığı hâlde Yaratan'ın huzuruna çıkmak istiyordun. Yattığın yerde elini yüzünü ıslatıp almana yardımcı olduğum abdest, en ihlâslı ânlarımda aldığım abdestle kıyaslanamayacak kadar derindi. İçimi bütün hücrelerime kadar kaplayan huzur, ruhumu serin sularda yıkamıştı âdeta. Ben bile bu kadar huzur duyduysam, senin mutluluğun kim bilir nasıldı! Her vakit, hastanenin yanındaki camiden gelen ezan sesleriyle açılıyordu gözlerin. Şaşkınlığımı tarif etmeye kelimeler yetmez. Kimi zaman uyandıramazdım seni, ilâç zamanın olurdu. Öyle derin uykulara dalardın ki, korkardım bir şey mi oldu diye. Namaz vakitlerine kilitlenirdim sonra. Bilirdim, ezan sesinde uyanırdın. Gözlerinle, yattığın yerden de olsa kılardın namazlarını. Namazlarına baktıkça utanırdım kıldığım namazlardan. Derme çatma zamanlara sığdırmaya çalıştığım namazlarım, eksik kalmış yanlarımı vururdu yüzüme. Sonra, kendini her toparlayışında "Elhamdülillah!" demelerin... Ve bizlerin küçücük yüklerin altında açtığımız isyan bayrakları gelirdi aklıma. Yüzünde okunan mutluluğu, tebessümlerin süslerdi yaprak misâli.

Bahar günü gibi açık bir kış sabahı... O gün çok iyi gördüm seni. Doğrulup kalkmaya çalıştın ve başardın; azmine hayrandım. Mutluydun. Sevdiklerin yanında; annen, baban, kardeşlerin... Hafif ağrıların vardı. "Geçmiş olsun, bu sabah gerçekten iyileştiğinizi gösterdiniz." dedim sevinçle. "Hamdolsun." dedin. Sesini ilk defa bu kadar net duyuyordum. "Rabb'im bilir." dedin sonra ve boyun büktün. İpek gibi dokundu sesin içime. Benim de yüzümde güller açtı Mesude Abla. Adını öğrendiğim ilk gün, sesini duyduğum, doğrulup oturduğunu gördüğüm gün, benim de baharım oldu. Adın gibi mesut baharlar getirdin dünyama. Eyüp Peygamber'in (as) çelik iradesindeki sabır, Hz. Osman'ın (ra) hicabındaki edeptin sen. Mesude Abla, seni görmeden evvel, senin gibi olanların hikâyelerini okurdum. Çıkıp geldin şimdi hayat bahçeme. Gitme, kal diyemedim sana; ama ruhumda izi kaldı isminin. Benliğimde izleri kaldı adanmışlığının.

Kendini iyi hissettiğin o günün bir vakti, kolumdan çekip gözlerime baktın. Sinendeki ışığı gördüm o gün gözlerinin yeşilinde. Yumuşacık bir ses tonuyla; "Okuyor musun?" diye sordun. Tam olarak anlamadığımı hissedince şaşkın bakışlarımdan, "Kitap, dergi, gazeteyle aran nasıl?" dedin gülümseyerek. Ben de gülümsedim. "Pek vakit bulamıyorum doğrusu; ama okumayı severim." dedim. Gazeteden, dergiden ve okumaktan bahsettin uzun uzun. Bazen nefesin yetmiyordu; ama yine de anlatmaktan geri durmuyordun. Bense ağzından çıkan her kelimeyi merak ve hayretle dinliyordum. Okumak diyordun, yeniden okumak... Kitapları yazarlarıyla tek tek biliyordun. Her kitap olmaz; ama diyordun. Seçici olmak lâzım... Dergide de gazetede de. Okuduğumuz gazete bize sadece doğru haberi vermeliydi. Temiz, doğru, dürüst ve iyiye dönük olmalıydı. Can kulağıyla dinliyordum seni. Sonra "Abone misin?" diye sordun. "Evet" dedim; ama içimde bir şeyler kopup kopup düştü başıma. Ben de bu güzel yolda hizmet ettiğimi zannediyordum; ama seninki bir başkaydı. Ağır bir hastalığın kollarında bile bu iyilik davasına hizmet etmekle hemhaldin. Sonra dergi dedin. "İnsan bilmediğinin düşmanıymış. Çok okumalıyız. İlim, edebiyat, fizik, kimya, biyoloji, tıp... Hepsini içine alan bir dergi bu." diye bitirdin sözlerini. "Aboneyim!" dedim içimden, "Neredeyse hiç okumadığım bir dergiye aboneyim." Başyazarının okuma özrümüzden şikâyet ettiği bu canım dergileri üst üste istifleyip raflara dizişim geldi aklıma. Vakit yok ha... Üşengeç yanımın en bayağı bahanesi! "Elimizde böyle güzel bir ilim mecmuası varken neden okumuyoruz? Vallahi vebaldir bu. Hem yazana, hem basana, hem dağıtana, emek sahibi herkese vefasızlıktır bu!" dedin, sanki iç konuşmalarımı duymuştun. "Okumalı ve okunmasına vesile olmalıyız." diye bitirdin sözlerini.

O gün nöbeti devredip evime doğru yola koyulduğumda aklımda hep senin sözlerin vardı. Demek elimdeki nimetlerin kıymetini bilmiyormuşum Mesude Abla. O gece sabaha kadar uyumadım. Nöbetin yorgunluğu yoktu üzerimde. Gün ağarana kadar okudum, okudum, okudum. Ve çevirdiğim her sayfada okumanın lezzetine bir kez daha vardım. Binlerce teşekkür ve dua gönderdim sana...

Bir günlük aradan sonra yine nöbet günündeyim. Nöbeti devralırken seni sordum arkadaşa. "Çok sancısı var." dedi. Şaşkınlığımdan keder damlıyordu. Oysa iyiye gittiğini sanıyordum. Hemen yanına koştum. Oda kapısına yaklaşırken iniltilerini duydum. Tam ziyaret saatiydi, yanında arkadaşların vardı fenalaştığında. Hemen ağrı kesici iğneler yapıp, serum taktım. Bir taraftan inliyordun sancıdan, bir taraftan da elinle işaretler yapıyordun. Ne söylemek istediğini anlayamadım, durumun ciddileştiği için arkadaşlarını çıkardım odadan. Onlar çıkarken birine seslendim ve "Ne diyor Mesude Abla, anlayamadım." dedim. Telâşlıydım. Gözleri dolmuştu arkadaşının, o da senin gibi tertemiz yüzlüydü. "Dergi ve gazeteye abone bulun." diye işaret ettiğini söyleyince donup kaldım. "Talebelere burs bulun." diye işaret ettiğini söylerken hele, arkadaşının sesi titriyordu. Bütün benliğim ürpermişti arkadaşının ardından bakakaldığımda. Tepetakla olmuştum. Bu nasıl bir hizmet şuuruydu Allah'ım! Senin bu hassasiyetin yanında benim küçük adımlarım ne de küçük kaldı Mesude Abla... Hastalığın zirveye tırmanıp seni hırpaladığı ânlarda bile düşündüğün şey, insanlara fayda sağlayıp Allah'ın rızasını kazanmaktı. Bir kez daha utandım o gün kendimden Mesude Abla.

O günden sonra sancısız günün geçmez oldu. Her gün ağrın, sızın oluyordu; ama derdin bunlar değildi senin. Senin derdin başkaydı, senin derdin O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) derdindendi. Artık gözlerini bile açamaz hâle gelmiştin, dudaklarının hafif kımıldamalarından anlıyordum namaz kıldığını, dualar ettiğini.

Nöbet dönüşlerinde evimde boşa geçirmiyordum artık zamanımı. Sürekli okuyordum. Talebelik yıllarıma geri dönmüştüm sanki. Demek ki çalışmak engel değilmiş. İnsan istedikten ve zamanını güzel tanzim ettikten sonra okumaya da, ibadete de vakit ayırabiliyormuş. Allah razı olsun senden, uyumuş ilim evlâtlarımı uyandırdın gönül evimde.

Yeni bir nöbet günü daha. Nöbeti devraldığım arkadaşa seni sordum yine. "Bugün hiç sancısı olmadı." dedi. Yüzümdeki bütün çizgiler tebessüme döndü. Ve hamdettim Rabb'ime. Rahat ve hızlı adımlarla odana doğru yola koyuldum. Gözlerim koridorda aileni aradı, kimseler yoktu. Yaklaştım ve yavaşça odanın kapısını açtım. Annen, baban, kardeşlerin hepsi çevrelemişti yatağını. Seni göremedim önce. Biraz daha yaklaştığımda hepsinin sessiz sessiz ağladığını gördüm. Elimdeki serum düştü, canım çekildi sanki parmaklarımın ucundan. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Gözlerimden sessiz akan suların tuzunu hissettim. İlk defa bir hastanın vefatı bana bu kadar tesir ediyordu Mesude Abla. Kendimi toparlayabildiğim ilk ânda; "Başınız sağolsun! Üzülmeyin, cennetlere uçacak inşallah!" diyebildim. Sesim titriyordu. Ailen de gibi teslimiyet doluydu. Baban şunları söyledi: "Hemşire hanım, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sırtını sıvazlıyormuş, onun için hiç ağrısı olmamış bugün."

Sen, önde gidenlerdendin Mesude Abla. Efendi-miz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) kardeşim dediklerindendin. Hamdolsun, bana seni tanımayı lütfetti Rabb'im. Senin ibadet ve hizmet eksenli dünyandan ben de nasiplendim. Ne mutlu bana ki, seni yanına almadan Rabbim, benim yanıma getirdi.

Sen, çileye hasret çiçeklerin yeşerdiği berrak suların beyaz köpüğüsün Mesude Abla. "Hayy" ism-i şerifine sahip Yaradan'ın verdiği hayatı O'nun yolunda harcayıp, O'nun huzuruna gülerek gidenlerdensin. Ölümün bile ne güzel bir hizmet Mesude Abla. Senin gibi pek çok ışık kahramanının hikâyesini okudum zamanında; ama sen, bizzat kendinle çıkageldin hayatıma. Ahiretin nurlarla dolsun, mesut olma sırrına erebilen güzel abla, adı gibi mesut abla.


Arzu Çetin Ermiş

__________________
Liêbe KømmT.. Liêbe GêhT ..
Rita isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
abla, mesude

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 03:32.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2021, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.