Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Avrupa Tarihi > Avrupa Toplulukları ve Kavimleri > Franklar

Franklar Avrupa kavimlerinden olan Franklar hakkında detaylı bilgi Franklar tarih bölümünde

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 29 Mart 2012, 16:24   #1
Yeni Üye
Mavimsi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30 Ocak 2012
Konular: 138
Mesajlar: 269
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
Mavimsi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Arrow Franklar

Frank adı bir kabile ismi olmayıp başlangıçta Roma İmparatorluğunun doğu ve kuzey sınırlarında oturdukları halde Roma hakimiyeti altına girmemiş olan Germen kabilelerini ifade ediyordu. Bu göçebe toplulukların diğer Germen kabilelerinde de olduğu gibi halk tarafından seçilen "halk kralları" vardı. Ancak zamanla bu krallık şekli arazi kazanma sebebiyle karakterini değiştirdi ve Roma İmparatorluğumun zayıflaması ve çökmesi sonucunda oldukça güçlendi. Roma İmparatorluğunun çökmesi, bu çöküşün kendilerine şan şeref, servet ve arazi kazanma imkanları sağladığını gören diğer küçük kabileleri de birleşmeye şevketti. Bütün kabileleri en iyi şekilde zafere ulaştıracağına inanılarak başa geçirilen "üst kral" kendisine "Franklar'ın kralı" unvanını verdi ve böylece birleşen kabileler de Frank adını benimsemiş oldular. Tarihte Frank adına ilk defa İmparator Gallienus devrinde rastlanmaktadır. Franklar 258-259 yıllarında Rhein nehrini aşıp imparatorluk topraklarına girmişler ve bütün Galya (Fransa) bölgesini geçerek İspanya'ya ka¬dar uzanan büyük bir saldırıda bulunmuşlardı. Her ne kadar bu saldın geri püskürtülmüşse de bu tarihten sonra Franklar Rhein sınır savunmasında ortaya çıkan her zaaftan yeni akınlar yapmak için faydalandılar. IV. yüzyıl boyunca Roma imparatorları bir taraftan Franklar'ı sınırların Ötesinde tutmaya çalışırken bir taraftan da bunların büyük bir kısmını kendi ordularında asker olarak kullanıp Franklar'ın devlet arazisi içinde yerleşmelerini engellediler. Fakat gittik¬çe askerî güçlerini kaybettikleri V. yüzyılda Franklar'la ittifak yapmak ve kendilerine Cambrai ve Tournai bölgesinde arazi vermek durumunda kaldılar. Bundan sonra Franklar topraklarını güneye doğru genişleterek Galya'nın büyük kısmına sahip oldular. Merovech adını taşıyan efsanevî atalarına atfen Meroven-jiyen Krallığı denilen bu Frank Devleti'nin ilk hükümdarı Chlodvig (481-511), kendisinden önce hıristiyan olan bütün diğer Germen kabilelerinin Arius mezhebine girmesine karşılık Katolikliği kabul etti. Bu sayede Franklar için Roma ve ona bağlı batı halklarıyla kolayca uyuşup kaynaşma imkanı doğmuş ve böylece Frank Devleti daha başlangıcından itibaren güçlü bir temele oturmuş oluyordu.

VIII. yüzyılın başında İspanya'ya geçen müslüman Araplar (711) Vizigot Krallığı'nı yıkıp bu ülkenin büyük bir kısmını fethettikleri sırada Franklar Avrupa'nın en kuvvetli devletine sahiptiler ve Fransa'dan başka bugünkü Almanya ve İtalya'nın da bir bölümüne hakim bulunmaktaydılar. Fakat hızla İlerleyen ve daha 715-716 yıllarında Berşelune ile (Barselona) civarını ele geçirip sınırlarına dayanan müslüman ordularına karşı bir şey yapamadılar. Musa b. Nusayr kumandasındaki ordu Arbune (Narbonne) bölgesine kadar ilerledi. İbn Haldun, Musa'nın batıdan doğuya doğru ilerleyip yolu üzerindeki yerleri fethederek Kostantiniye (İstanbul) üzerinden hilafet merkezine gitmeye kararlı olduğunu söylemektedir. Ancak fethin bu safhasında Musa'nın halife tarafından geri çağrılması üzerine Frank sınırındaki harekatı Endülüs Valisi Semh b. Malik yürüttü. Araplar 717 ve 719 yıllarında Pirene dağlarını aşarak Fransa içinde Arbune şehrini zaptettiler ve burasını sonraki fetihleri için bir üs haline getirdiler; 721 yılında Toulouse üzerine yürüdüler, Rhein nehri boyunca ilerleyip Bourgogne bölgesine ulaştılar.

Araplar Frank Devleti sınırlarında göründüğünde Merovenjiyen Krallığı, iktidarı ele geçirmek ve devletin bir kısmı veya tamamı üzerinde hakimiyet kurmak isteyen aristokrat ailelerin birbiriyle mücadelelerine sahne olmaktaydı. Araplar'ın yarattığı tehlike iç mücadeleye son vererek Frankiar'ı bir idare altında toplanmaya zorladı. İktidar, Karolenjiyen hanedanını tahta çıkaracak olan bu ailenin temsilcisi saray nazın Kari Martel'in (Charles Martel) eline geçti. Bu sırada Araplar Fransa içinde Loire nehrine ulaşmış bulunuyordu. İspanya'nın fethi müslümanlar için dünya hâkimiyeti bakımından büyük bir şanstı. Çünkü bu gaye ile Bizans üzerinden yaptıkları saldırılar sonuçsuz kalmıştı. Eğer Bizans'ı yıkabilmiş olsalardı imparatorluk topraklarına yerleşmiş, fakat Hıristiyanlığı henüz kabul etmemiş geniş Slav kabilelerini müslüman yapabilirlerdi. Ayrıca Avarlar ile büyük Germen kitleleri ve Kuzey Avrupa kavimleri de henüz putperest idiler; bunların İslam tarafından kazanılması pekala mümkündü. Fakat Araplar'ın İstanbul önündeki başarısızlığı bu imkanı ortadan kaldırdı. Ancak aynı yıllarda Fransa'da Loire nehrine kadar ilerlemiş bulunan müslüman orduları için buradan Rhein nehrine kadar sadece bir sıçramalık mesafe kalmıştı ve nehrin kenannda da henüz Hıristiyanlığı kabul etmemiş putperest Germen kabileleri oturuyordu. Müslümanlar 732 yılında Poitiers (Beiâtüşşühedâ) Savaşı'nı kazanabilselerdi İslam fütuhatını durduracak hiçbir engel kalmayacak ve dünya hâkimiyeti Bizans üzerinden değil Batı'dan ilerleyerek ele geçirilebilecekti. Fakat Kari Martel kumandasındaki Frank ordusuyla 732 sonbaharında yapılan savaşta emirleri Abdurrahman el-Gafıki'nin şehid düşmesi üzerine müslümanlar yenilgiye uğradılar. Bu yenilgi, her ne kadar kuzeye doğru yapılan fetih hareketlerini durdurmuş ve belki de o zamanlar gerçekten düşünülmüş olan Batı'dan İstanbul'a ulaşma planına son vermişse de müslümanların Güney Fransa topraklarındaki hâkimiyetini X.yüzyıla kadar devam ettirmesini engelleyememiştir.

Poitiers'de kazandığı başarı Kari Martel'e devlet içinde büyük bir otorite sağladı ve Franklar arasında birliği güçlendirirken, kiliseyi de himayesi altına almasına yol açtı. Onun 741'de ölümünden sonra oğlu Pippin, artık tamamıyla bir gölge haline gelmiş bulunan Merovenjiyen hanedanını ortadan kaldırdı ve 7S1 yılında Soissons'da kendisini resmen Frank kralı ilan ettirdi. Pippin, İslam dünyasında Emevi hilafetinin yıkılması ve hakimiyetin Abbasiler'e geçmesiyle sona eren iç karışıklıklardan faydalanarak 752'de Sebtimaniye (Septimania), 759'da Arbune eyaletlerini ele geçirdi ve Akltane (Aquitania) bölgesini de hâkimiyeti altına alıp Arapları İspanya'ya doğru çekilmeye zorladı. Onun 768'de ölümü üzerine tahta çıkan oğlu Kari Frank Devleti'nin en güçlü kralı oldu ve "Büyük" (Carolus Magnus, Charlemagne Şarlmanl) lakabıyla tanındı. Langobardlar'ı yenerek İtalya'ya sahip olduğu gibi Sachslar'ı da yirmi yıl süren Hıristiyanlaştırma savaşlarından sonra Frank Devleti'ne bağladı. Ayrıca Avarlar'a ve Bizans'a karşı savaşlar yaptı. Bu arada Emevi Halifesi Hişam b. Abdülmelik'in torunu Abdurrahman Abbasiler'in elinden kurtulup İspanya'ya kaçmış ve burada iktidarı eline geçirmişti. Onun kurduğu Endülüs Emevi Devleti 756'dan 1031 yılına kadar ülkenin kaderine hakim oldu. Kari, I. Abdurrahman'a karşı ilk seferini 778 yılında yaptı, fakat hiçbir başarı elde edemedi. Frank kralı bu seferi Pedernborn'da bulunduğu sırada yanına gelerek efendilerine ihanet edeceklerini bildirip kendisini davet eden Arap emirleriyle anlaştıktan sonra yapmıştı. Ancak kendisine iltihak edecek asi kuvvetler daha Önce kısmen I. Abdurrahman tarafından ortadan kaldırılmış olduğundan yardımsız kalan Kari, kuşatmış olduğu Sarakusta (Saragossa) önlerinden ayrılıp Fransa'ya geri dönmek zorunda kalmıştı. Ayrıca dönüş sırasında müslumanların saldırısına uğrayan Frank ordusunun artçıları tamamen imha edilmişler ve bu birliklerin kumandanı, Les Chansons de Roland efsanesinin ünlü kahramanı olan Bretagne Kontu Roland da Araplar tarafından öldürülmüştü.

Franklar bu tarihten sonra I.Abdurrahman'ın hükümdarlık döneminde İspanya'ya bir daha saldırmadılar. Oğlu I. Hişam devrinde ise savaşlar yeniden başladı. 791 yılında müslüman orduları yarımadanın Hıristiyanlar elinde kalmış olan kuzeybatısındaki Asturia ve Galicia bölgelerini yağmaladılar. 793"te Abdülmelik b. Abdülvahid kumandasındaki ordular, 781'den beri Büyük Karl'ın oğlu Dindar Ludvvig'in vassal krallık olarak babası adına idare ettiği Akitane bölgesine girdiler. Ayrıca Arbune yakıldı ve Fransa'nın iç taraflarına kadar uzanan akınlar yapıldı. 794'te Abdülmelik Asturia'nın başşehri Oviedo'yu yağmaladı, fakat dönüşünde Hıristiyanların pususuna düşerek bozguna uğradı. Hİşam'ın bu bozgunun intikamını alacağını düşünen Asturia hakimi II.Alfons Franklar'dan yardım istedi. Franklar bu yardım çağrısını kabul ettiler. Ancak 79S yılında Araplar'ın bu defa Abdülmelik'in kardeşi Abdülkerim b. Abdülvahid kumandasında yaptıkları intikam seferi Hıristiyanlar için büyük bir felaket oldu. Müslümanlar Oviedo'yu tekrar ele geçirerek tahrip ettiler. Bu olaydan birkaç ay sonra Hişam'ın zamansız ölümü durumu değiştirdi; oğlu 1.Hakem iç isyanlarla öylesine yoğun bir şekilde uğraşmak zorunda kaldı ki hıristiyanların yaptıkları akınları önleyebilmeyi bile büyük başarı saydı. Hakem'e İsyan eden Arap reisleri Büyük Karl'ın emrine girdiler. Berşelune ve Vüşka (Huesca) emirleri Büyük Kari ve oğlu Dindar Ludwig ile anlaşarak Ebro nehrinin kuzeyinde kalan bütün kaleleri Franklar'a teslim etmeyi vaad ettiler. II.Alfons 798 yılında Lizbon'a kadar uzanan ve büyük zararlara sebep olan bir sefer düzenledi. Dindar Ludwig kumandasındaki Frank ordusu 801'de İspanya'ya girdi ve uzun bir kuşatmadan sonra Berşelune'yi zaptetti. Büyük Kari Berşelune'yi müslümanlara karşı sınır bölgesi haline getirdi. Burası daha sonra Katalonya Krallığı'nın nüvesini teşkil etti ve bir süre sonra Aragon Kontluğu kuruldu. Böylece İspanya'daki müslümanlara karşı sayılan üçe çıkan devletler (Asturia-Leone, Kataloniya, Aragon), Pireneler'i artık Franklar'la müslümanlar arasında tabii sınır olmak durumundan çıkardılar. Bununla beraber Franklar için müslüman tehdidi ortadan kalkmış değildi. Büyük Kari, Endülüs'ten gelecek tehlikeye karşı bu tedbirleri aldıktan sonra onların doğudaki rakipleri Abbasiler'e yaklaşma yollarını aradı ve Batı kaynaklarının yazdığına göre Halife Harunürreşid ile dostluk kurdu.

Büyük Karl'ın 814'te ölümünden sonra tahta geçen oğlu Dindar Ludvvig'in saltanat dönemi kendisiyle oğulları arasında cereyan eden iktidar kavgalarıyla geçti. Ölümünden (840) sonra ülke 843 yılında Verdun Antlaşması ile üç oğlu arasında paylaşıldı. İmparatorluk topraklarında kurulan bu üç devlet zamanla daha küçük parçalara bölündü. Bu küçük devletler IX.yüzyıl boyunca Normanlar'ın, Macarlar'ın, Slavlar'ın ve İspanya müslümanlannın saldırılarına maruz kaldılar. Ayrıca IX.yüzyılın ilk yarısında Araplar Sicilya adasını ve ardından İtalya'da Bari'yi ele geçirdiler. X.yüzyılda, İtalya ve Provence sahillerinde korsan kaleler kurmuş olan İslam dünyası Katalonya'dan Tunus'a kadar bütün Batı Akdeniz'e hakim bulunuyordu. Endülüs Emevi Halifesi III.Abdurrahman İspanya'nın tartışılmaz hakimi idi. Buna mukabil parçalara bölünmüş Frank devletlerinin müslümanlara karşı koyacak güçteri yoktu. Aynı yüzyılın sonlarında Endülüs Devleti'nin savaşçı veziri İbn Ebu Amir (el-Mansur) Leone Krallığı'na arka arkaya hücumlarda bulundu. 981'de Semmure'yi (Zamora), 986'da Berşelune'yi zaptetti. 996'da bizzat Leone'yi tahrip ve yağma etti. Bir yıl sonra da Hıristiyanlar için kutsal bir yer olan Compostella'yı yaktı. Kısa süre içinde Pirene dağlarını aşıp Fransa'ya girecekken 1002 yılında öldü. Onun ölümü Müslümanların planlı taarruz savaşlarının sonu oldu.

Müslüman tehdidi karşısında devamlı endişe içinde bulunan Batı Avrupa dünyası bu fırsatı yakalamaktan memnundu. Bu defa İspanya'nın Hıristiyan devletleri müslümanlara karşı saldın düzenlemeye başladılar. Fransa'da çok güçlü duruma gelmiş olan Cluny kilise organizasyonu ile papalık bu hareketi desteklerken pek çok Frank şövalyesi de İspanya'daki seferlere katıldı. XI.yüzyılın ikinci yansında artık müslümanlara karşı kutsal savaş havasına bürünen saldırılar, gittikçe daha fazla sayıda maceracı Frank şövalyesini İspanya'ya çekmekteydi. Fakat Hıristiyanlann saldırılan bununla kalmadı. Batı Avrupa dünyası ve özellikle Franklar, İspanya'nın büyük kısmı ile Sicilya adasının müslümanların elinden alınmasından sonra, XI. yüzyılın sonunda "kutsal topraklan kurtarma" parolasıyla Haçlı seferleri adı verilen saldırı dönemini başlatarak İslam ülkelerinin kalbine kadar uzandılar. Kudüs ile birlikte Suriye ve Filistin sahil bölgelerini zaptedip Urfa, Antakya, Trablusşam ve Kudüs'te Haçlı devletleri kurdular. Bu durum, yaklaşık 200 yıl boyunca müslümanlan Franklar'la çok daha yakın bir temas içine soktu. Aralıksız süren mücadelelerden sonra, nihayet 1291 'de Akka'nın geri alınışı ile Haçlılar müslüman topraklarından atıldı. Bununla beraber Haçlılar, III.Haçlı Seferi sırasında ellerine geçirmiş oldukları Kıbrıs adasında ve daha sonra Rodos'ta Osmanlılar'ın bu yerleri fethine kadar varlıklarını sürdürdüler.

Franklar'la fütuhat döneminde başlayan ve XI.yüzyıldan itibaren yoğunlaşan temasa rağmen İslam dünyası aslında Franklara ve bunlann tarihine pek az ilgi duymuştur. Bu sebeple Franklar hakkında müslüman tarihçileri ve coğrafyacılarının eserlerinde çok az bilgi vardır. İslam literatüründe Batı Avrupa konusundaki ilk kayıtlar IX.yüzyıla ait olup çoğunlukla Grek kaynaklarından yapılan tercümelere dayanmaktadır. IX.yüzyılın ortalarına doğru Muhammed b. Musa el-Harizmi , Batlamyus'un (Ptolemaios) Geographike Hyphegesis adlı eserini Arapça'ya tercüme etmesinden kısa bir süre sonra müslüman ilim adamları kendi eserlerini kaleme almaya ve bu konuda bilgi vermeye başlamışlardır. IX.yüzyılın sonunda İbn Hurdazbih, Efrenciye'nin diğer putperest ülkelerle birlikte İspanya'ya bitişik bulunduğunu ve burasının Urufe diye adlandırdığı Avrupa'nın bir parçası olduğunu yazmakta, aynca oralardan gelen tacirlere ve getirdikleri mallara da temas etmektedir. X.yüzyılın başında konuya ilavede bulunan İbn Rüşte Britanya adalarından bahsetmiş ve Roma hakkında da bilgi vermiştir. X.yüzyılın ortalarında Mesudi'nin Mürücü'z-zeheb ve Kitabü't-Tenbih adlı eserlerinde Franklar'a dair daha geniş bilgilere rastlanmaktadı. Mes'udi Mürucü'z-zeheb'de Frank krallarının listesini, Chlodvvig'den itibaren kendi zamanında hüküm süren IV.Ludwig'e kadar, bunların saltanat sürelerini ve devirlerindeki bazı özellikleri belirterek vermekte ve Franklar'ın Nuh'un oğlu Yafes'in soyundan olduklarını, cesur, iyi organize edilmiş, disiplinli insanlardan meydana geldiklerini, geniş ve düzenli bir ülkelerinin bulunduğunu, 150 kadar şehre sahip olduklarını ve başşehirlerine Bariza (Paris) dediklerini kaydetmektedir. Mes'udi bu bilgiyi, 336 (947) yılında Mısır'da Fustat'ta bulunduğu sırada eline geçen bir kitaptan aldığını ve bu kitabın bir Frank piskoposu tarafından 328'de (939) Endülüs Emevi tahtının varisi Hakem İçin hazırlanmış olduğunu bildirmektedir.

Mes'udi'den sonra Avrupa hakkında bilgi verenler genellikle Ebu Ubeyd el-Bekri, İdrisi, İbn Said el-Mağribi ve İbn Abdülmün'im el-Himyeri gibi İspanyalı, Sicilyalı ve Kuzey Afrikalı yazarlar olmuş, bu bilgiler Yaküt el-Hamevi ve Kazvini gibi Doğulu coğrafyacılar tarafından da kullanılmıştır. Özellikle İdrisi, 1154'te Norman Sicilyası'nda tamamladığı eserlerinde İtalya ve Batı Avrupa konusunda geniş bilgiler vermiş, gerek onun gerekse daha sonra İbn Said'in Franklar hakkında yazdıkları Doğu'daki eserlere temel oluşturmuştur.

Aslında İspanya ve İtalya üzerinden Batı Avrupa ile doğrudan temas halinde bulunan müslüman dünyasına bu ülkeler hakkında daha fazla bilgilerin sızması beklenebilirdi. Fakat bütün Ortaçağ boyunca İslamiyet ile Batı Hıristiyan alemi arasındaki kültürel temas hemen yok denecek kadar azdı. İslam dünyası kendi inancının üstünlüğünden emin ve gururlu idi. Kuzeydeki "soğuk ülke"de -Avrupa- yaşayan barbarlarla ilişki kurmak ihtiyacı duymuyordu. Ticari ve diplomatik ilişkileri bile kısıtlayan bu duruma rağmen yine de zaman zaman sınırları aşıp gelen tacirler ve özellikle X.yüzyılda sayıları çok artan ve hac maksadıyla Kudüs'ü ziyaret eden hacılar vardı. Buna karşılık müslüman dünyasından da Batı'ya giden sefaret heyetleri oluyordu. Böyle bir heyetin kuzeye gidişi konusunda ilk haber, 845 dolaylarında II.Abdurrahman tarafından, başında Yahya b. Hakem el-Gazzal'in bulunduğu elçilerin Kurtubadan Vikingler ülkesine -bu sırada hüküm sürmekte olan Kral Rörik veya Kral I. Erik'in yanına- gönderilişine dairdir. Bu devirle ilgili olarak Harunürre-şid ile Büyük Kari arasında teatî edilen elçi heyetleri hakkındaki bilgi ise sadece bir Frank kaynağına, Einhard'ın Vita Caroli Magni adlı eserine dayanmaktadır. Eğer bu olay gerçekten vuku bulmuşsa bile müslüman tarihçilerinin buna pek önem vermedikleri bu konuda herhangi bir şey yazmamış olmalarından bellidir [293]. Bu devir için kesin kayıtlı yegane haber, Reşid b. Zü-beyr'in Evhadi tarafından ihtisar edilen ez-Zefcd'ir ve't-tuhaf adlı eserinde yer almaktadır. Bu haber, Lorraine Kralı II.Lothar'ın kızı ve Ivree markisi Adalbert'in hanımı olan Bertha tarafından 293 (906) yılında Bağdat'a Halife Mükteff-Billah'ın sarayına gönderilen bir Frank elçilik heyetiyle ilgilidir. Evhadî, heyetin başında Kuzey Afrika asıllı Ali adında bir hadımın bulunduğunu, onun aslında Ağlebi-ler'den Ziyadetullah'ın harem ağalarından biri olup Frank sahillerine gönderilen donanmada kumandan olarak görev yaparken esir düştüğünü ve Kraliçe Bertha tarafından has adamı olarak saraya alındığını, şimdi de gizli bir görevle Bağdat'a yollandığını yazmıştır. Heyet çeşitli hediyelerle birlikte Frank yazısı ile yazılmış bir mektup getirmiş ve mektup önce Grekçe'ye, sonra Arapça'ya çevrilmiştir. Eserinde bu mektuptan bahseden İbnü'n-Nedim, bu yazıyı sık sık Frank kılıçlarında gördüğünü de ilave ettikten sonra heyet başkanının halife ile gizli bir görüşme yaparak Kraliçe Bertha'nın kendisiyle evlenmek istediğini bildirdiğini söylemektedir. Bundan sonraki elçilik münasebetlerini ihtiva eden haber, Endülüs Emevi Halifesi II.Hakem ile Frank Kralı 1.Otto arasında karşılıklı gönderilen sefaret heyetlerine dairdir. Bu habere göre, X.yüzyılın ikinci yarısında I.Otto'nun yolladığı elçilik heyetine karşılık II.Hakem 354 (965) yılı dolaylarında, içinde tanınmış bir kişi olan İbrahim b. Ya'küb el-İsraili et-Tur-tuşi'nin de bulunduğu heyeti göndermiştir. Bu dönemde Batı Avrupa hakkında şahsi görüşlerini anlatan adı belli tek seyyah İbrahim b. Ya'kub'dur. Seyahatleri hakkında yazdıkları her ne kadar kaybolmuşsa da onun verdiği bilgiler sonraki coğrafya yazarlarının ve özellikle Ebu Ubeyd el-Bekri'nin alıntılarıyla bilinmektedir.

Arapça ve Farsça eserlerin verdiği bilgilerden çıkan sonuca göre, Haçlı seferleri öncesinde müslümanlar Batı Avrupa'yı sadece barbarların yaşadığı kuzeydeki soğuk ülkeler olarak tanımakta ve bu ülkelerde yaşayan milletlerin tarihine dair ancak şunlan bilmekteydiler: Müslüman İspanya'nın kuzeyinde Pirene dağlarında Galicialılar ve Basklar denilen ilkel hıristiyan kabileler oturuyordu. İtalya'da müslüman hakimiyetinin ötesinde Roma toprakları vardı ve idare papa denilen bir papaz-kralın elindeydi. Daha kuzeyde ise Lombardlar adıyla bilinen vahşi insanların ülkesi bulunuyordu. Doğu Akdeniz bölgesinde hıristiyan Bizans İmparatorluğu komşuları idi. Bizans sınırlarının gerisinde geniş topraklara yayılmış olarak yaşayan Slav kabileleri vardı. Slavlar'm batısında, Alp ve Pirene dağlarının kuzeyinde Frank Krallığı'nın ülkesi uzanıyordu. Daha kuzeyde Frankların ötesinde de ateşe tapan Mecusiler (Normanlar) vardı.

Haçlı seferleri döneminin müslüman yazarları ise Doğu'da kurulan Haçlı devletleri dolayısıyla müslümanlan zorunlu olarak genelde Franklar dedikleri Haçlılarla daha yakın ilişkilere sokan bütün olayları, bunlara karşı girişilen mücadeleleri, savaşlan ve iki taraf arasındaki diplomatik temasları anlatmışlardır. Bununla beraber İbn Cübeyr. Üsame b. Münkız gibi bazı müellifler dışında hemen hiçbiri Haçlı devletlerinin iç işlerine, değişik milletlerden oluşan Haçlı ordularının geldikleri ülkelere ve bu orduların geliş sebeplerine merak duymamış ve bu konudaki eski ilgisizliklerini sürdürmüşlerdir. Yine de bu yakın temasın sonucu olarak Haçlı döneminin ve sonraki devrin müslüman yazarları Franklar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmuş görünmektedir.

Frank tarihi konusunda ilk geniş bilgi, XIV.yüzyıl başında İlhanlı hükümdarı için hazırladığı Cami'u't-tevarih adındaki dünya tarihini kapsayan eserinin II.cildinde Reşidüddin Fazlullah tarafından verilmiştir. Reşidüddin eserinin bu bölümünde, I.Albrechfe kadar (1298-1308) kutsal Roma-Germen İmparatorlarının ve XI.Benedictus'a kadar (ö. 1304) papaların tarihini kısaca yazmış ve bu bilgileri Martinus Polonus'un kitabıyla papalık makamından İran'daki İlhanlı sarayına elçilik göreviyle gelen bir keşişten aldığını açıklamıştır. XV.yüzyılın başında ise Kalkaşendi Şubhu'l-a'şa adlı eserinde Franklar hakkında daha geniş bilgiler vermiş; Fransa, Almanya, Venedik, Cenova gibi ülkelerin tarihleri, coğrafyaları, yer yer ayrıntılı olmak üzere büyük şehirleri ve dönemleriyle birlikte her birinin hükümdarlarına dair açıklamalar yapmıştır.

Ünlü iki tarihçi İbn Bibi ve Aksarayı de eserlerinde, Anadolu Selçuklu Devleti'nin ve onların arkasından Bata Anadolu bölgesinde hakimiyet kuran Türk beyliklerinin Kıbrıs ve Rodos adalarıyla Antalya, İzmir ve Ege sahillerinde Franklarla olan temaslarını ele almışlar, fakat konuya sadece askeri mücadeleler ve ticari ilişkiler açısından yaklaşıp bu insanlar hakkında bilgi vermemişlerdir.

__________________
İnsanın özgürlüğü , kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.
Mavimsi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
franklar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 18:56.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2020, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.