Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Osmanlı Tarihi > Osmanlı Kültür ve Medeniyeti

Osmanlı Kültür ve Medeniyeti Osmanlı Kültür ve Medeniyeti İle İlgili Tüm Bilgiler bu Bölümde..

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12 Şubat 2013, 16:06   #21
Yeni Üye
Sevda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 Şubat 2013
Bulunduğu yer: Cyprus
Konular: 606
Mesajlar: 692
Aldığı Beğeni: 3
Beğendikleri: 0
Sevda isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Post Osmanlı Türkçesi - Sözlüğü

Y

yâ: ey, hey!
yaban: çöl, sahra.
yabanî: alışmamış, yabansı.
yâbis: kuru.
yâd: anma, hatırlama.
yâdigâr: hatıra, hediye.
yafta: yakıştırma, damgalama.
yağız: esmer, yavuz, yaman.
yahu: ey falanca.
Yahudi: lânetli bir ırk.
yakaza: uyanıklık.
yakîn: kesin biliş.
yakînen: kesinlikle.
yakînî: kesin, kesin bilmekle ilgili.
yakînîyet: kesin olarak bilip inanma.
yaktin: bir tür bitki.
yakut: kıymetli bir süs taşı.
yakza: uyanıklık.
yakzan: uyanık.
yaldız: parlak sarı boya ile yapılan süs.
yâr: dost, sevgili.
yârabbenâ: ey Rabbimiz.
yârân: arkadaşlar, dostlar.
yâsub: arı beyi.
yatır: evliya mezarı.
yâve: boş söz, saçma.
yâver: yardımcı, memur.
Yâveriekrem: en kerim yaver, Peygamberimiz.
yavuz: şiddetli, pek sert.
Yêcüc-Mêcüc: Kurânda sözü edilen düzen tanımaz bir topluluk.
yed: el.
yedibeyzâ: beyaz el.
yedikudret: kudret eli.
yegâne: tek, bir.
Yehûd: Yahudiler.
yeis: ümitsizlik.
yek: bir.
yekçeşm: tek gözlü.
yekdiğer: bir başkası.
yeknesak: tekdüze, monoton.
yekpâre: tek parça.
yeksan: dümdüz, yerle bir.
yektâ: tek, eşsiz, yalnız.
yekûn: toplam.
yekvücud: tek varlık, bir kişi gibi.
yeldâ: uzun.
yelpez: yelpaze.
yemin: and, sağ, bereket, hayır.
yenabi: kaynaklar, çeşmeler.
yês: ümitsizlik.
yesar: sol el.
Yesrib: Medine.
yetim: babası ölmüş çocuk.
yetimane: yetim gibi.
yevm: gün.
yevmî: günlük.
yevmiye: gündelik.
Yezdan: Cenabı Hak.
yoldaş: yol arkadaşı.
yörük: göçer, göçebe.
Yunanî: Yunanlı.
Yunusvârî: Yunus alehisselâm gibi.
Yusûfiye: Yusuf aleyhisselâmın da hapis yatması ve mahpusların piri olması sebebiyle Bediüzzaman Hazretlerinin hapishaneye verdiği isim.
yümn: uğur, bereket.
yümün: uğur, bereket.
Yürîd: her fiilini kendi iradesiyle yapan Allah.
yüsr: kolaylık.
yütm: yetimlik.

__________________
[CENTER]

[SIZE=3][FONT=Tahoma][SIZE=2][COLOR=Indigo][COLOR=Sienna][COLOR=DarkRed][B][SIZE=1]
Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.
Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım..[/SIZE][/B]

[SIZE=1][B]Kanuni Sultan Süleyman[/B][/SIZE][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/SIZE][/FONT][/SIZE]
[/CENTER]
Sevda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12 Şubat 2013, 16:08   #22
Yeni Üye
Sevda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 Şubat 2013
Bulunduğu yer: Cyprus
Konular: 606
Mesajlar: 692
Aldığı Beğeni: 3
Beğendikleri: 0
Sevda isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Post Osmanlı Türkçesi - Sözlüğü

Z

zaaf: zayıflık.
zaafiyet: zayıflık.
zâbıta: emniyet görevlisi.
zabıtnâme: tutanak.
zâbit: subay.
zâbitân: subaylar.
zabt: alma, tutma, bağlama.
zabtiye: polis veya jandarma.
zabturabt: tutma ve bağlama, disiplin.
zâd: azık.
zâde: oğul, çocuk.
zâdegân: asil, soylu.
zâf: zayıflık, kuvvetsizlik.
zafer: başarma, üstün gelme.
zaferyâb: zafer kazanan.
zâfiyet: zayıflık.
zâhib: giden, gidici.
zâhid: din için dünyayı önemsemeyen.
zâhidâne: din için dünyayı önemsemeyen kimse gibi.
Zâhir: "bütün varlıkların dış yüzünü yaratan ve dışına da hükmeden" mânâsında ilâhî isim.
zâhir: görünen, belli.
zahîr: yardımcı, arka çıkan.
zahîre: ambardaki tahıl, azık.
zahiren: görünüşe göre.
zahirî: görünüşte.
zahirperest: dış görünüşe kıymet veren.
zahmet: sıkıntı, zor, güç.
zahr: arka, sırt.
zâid: artan, fazlalık.
zâif: güçsüz, zayıf.
zâife: zayıf, güçsüz.
zâifem: zayıfım, güçsüzüm.
zâika: tadma duygusu.
zâil: geçici, son bulan.
zâilât: zailler, gelip geçiciler.
zâkir: zikreden, Allahı anan.
zakkum: bir bitki türü, cehennem ağacı.
zalâm: karanlık.
zâli: eğri, eğimli.
zâlik: bu, şu, o, böylece.
zalil: gölgeli, koyu.
zâlim: zulmeden, haksız.
zâlimane: zâlimce.
zâlimiyet: zâlimlik.
zallâm: çok zulmeden.
zalûm: pek zâlim.
zalûmiyet: zâlimlik, zulmetme.
zam: ekleme, artırma.
zamanen: zaman olarak.
zamanî: zamanla ilgili.
zamir: ismin yerini tutan kelime.
zân: sanma, sezme.
zanî: zina eden, çiftleşen.
zânnıgalib: kuvvetli zan.
zann: sanma, sezme.
zann: sanan, zanneden.
zannî: zanla ilgili.
zapt: tutma, alma, yazma.
zaptiye: subaylık, subay.
zarâfet: incelik, kibarlık.
zarardîde: zarar gören.
zarf: kab, kılıf.
zarfiyet: zarf olma.
zâri: ağlayıp sızlama.
zarif: ince, nazik, narin.
zarûret: çaresizlik, yoksulluk, mecburiyet.
zarûrî: mecburiyetle, ister istemez.
zarûriyât: zarurî olanlar.
zarûrîye: zarurî olan.
zarûrîyet: mecburiyet, zorda kalma.
zât: hürmete lâyık kimse, kendi, asıl, öz.
zâten: esasen, aslında.
zâtî: zatla ilgili, özel.
zâtîye: kendisiyle ilgili.
zâviye: açı, tekke, dergâh.
zâyî: elden çıkan, yitik.
zayîât: kayıplar, zararlar.
zebân: dil, lisan.
zebânî: azap melaikesi.
zebed: köpük.
zeberced: kıymetli bir taş.
zebh: kesme, boğazlama.
zebîb: üzüm.
zebîha: kesilecek hayvan.
zebûn: güçsüz, aciz.
zebûnküş: düşkünü ezen.
Zebûr: Davud aleyhisselâma inen ilahi kitap.
zecirkârâne: zorlarcasına.
zecr: sakındırma, zorlama.
zecren: zorlayarak.
zede: "vurulmuş, çarpılmış, tutulmuş" mânâsında son ek.
zefir: hıçkırarak nefes verme, ağlama.
zehab: gitme, bir fikre kapılma.
zeheb: altın.
zehirbaz: zehirci, zehir yapan.
zehr: zehir.
zehrâ: parlak, berrak.
zehrâlûd: zehirle karışık.
zekâ: çabuk anlama kabiliyeti.
zekât: zenginlerin kırkta bir oranında fakirlere yaptığı yardım.
zekâvet: zekilik, anlayış çabukluğu.
zekî: çabuk anlayışlı, temiz.
zelîl: alçak, düşük.
zelîlâne: alçalarak, alçakça.
zelle: sürçme, yanılma.
zelzele: yer sarsıntısı, deprem.
Zemahşerî: Keşşaf isimli ünlü tefsiri yazan islâm âlimi.
zemân: zaman.
zembil: büyük sepet.
zemherir: zemheri, şiddetli soğuk devresi.
zemime: kötü hâl ve hareket.
zemîn: yer, yeryüzü.
zemm: kötüleme.
Zemzem: Kâbedeki mukaddes su.
zemzeme: hoş ses, nağme.
zenadıka: zındıklar, dinsizler.
zenav: havuz veya göl.
zenb: suç, günah.
zenberek: kurulan âlet.
zenberekvârî: zemberek gibi.
zencebîl: hoş kokulu bir baharat, zencefil.
zencî: siyah ırktan olan.
zendeka: dinsizlik.
zeneb: kuyruk.
zengâr: pas.
zer: ekme.
zerâfet: zariflik, incelik, güzellik.
zerdüşt: ateşe tapan.
zerk: hile, şırınga.
zerrât: zerreler, atomlar.
zerre: atom, molekül.
zerrece: zerre kadar.
zerrîn: altından yapılmış.
zevâhir: çiçekler, görünüşler.
zevâid: fazlalıklar.
zevâl: sona erme, silinme.
zevâlâlûd: zevalle karışık.
zevâlî: sonu ermesi yakın.
zevât: zatlar, kimseler.
zevc: koca, eş.
zevcât: zevceler, eşler.
zevce: kadın, eş, karı.
zevciyyet: karı kocalık.
zevil: sahibi, sahipler.
zevilervah: ruh sahipleri.
zevilhayat: hayat sahibi.
zevilidrâk: idrak sahibi.
zevilihsas: hissedebilen.
zevilukûl: aklı olanlar.
zevk: tatma, tad, haz.
zevkâlûd: zevkle karışık.
zevken: zevk olarak.
zevkî: zevkle ilgili.
zevkperest: zevke düşkün.
zevzek: geveze, münasebetsiz, hoppa.
zeyil: zeyl, ek.
zeyl: zeyil, ek, ilave, etek.
zeylen: ek olarak.
zeyn: süs, süsleme.
zeynab: gölcük.
zeyneb: gül.
zeyt: zeytin yağı.
zıd: zıt, aksi.
zıddeyn: iki zıt.
zıddiyet: zıtlık.
zıhar: kocanın karısına "sen anam gibisin" demesi.
zılâl: gölge.
zıll: gölge.
zıllî: gölgeli, gölge ile ilgili.
zıllîye: gölgeli.
zıllîyet: gölgelilik.
zımn: iç yüz, dolaylı anlatılan.
zımnen: dolayısıyle.
zımnî: saklı, gizli, örtülü.
zındık: dinsiz.
zındıka: dinsizlik.
zırh: savaş elbisesi.
zıvana: küçük boru.
zi: "den, dan" mânâsında ön ek.
zî: "sahibi" mânâsında ön ek.
zîakıl: akıl sahibi, akıllı.
zîb: kurt.
zibâ: güzel, süslü.
zîcemâl: güzellik sahibi.
zidergâh: dergahtan.
zifaf: gerdek.
zîfikir: fikir sahibi, düşünebilen.
zîhaşmet: haşmet sahibi, görkemli.
zîhayat: hayat sahibi, canlı.
zîhimmet: himmet sahibi.
zihin: "anlama, bilme, hatırlama, ezberleme" kabiliyeti.
zihniyyet: düşünce, anlayış.
zîidrâk: idrak sahibi, anlayabilen.
zikir: anmak, Allahı daima hatırlamak.
zikirhâne: zikir evi.
zikr: zikir, anma.
zikretmek: Allahı anmak.
zikriye: zikirle ilgili.
zikrullah: Allahı zikretmek, anmak.
zîkudret: kudret sahibi, güçlü.
zilâl: gölgeler.
zilhicce: Arabî onikinci ay.
zilkâde: Arabî onbirinci ay.
zillet: aşağılık.
zilliyet: bir malı elinde bulundurma hâli.
zimam: tercih, seçme.
zimmet: korumak zorunda kalma.
zimmî: anlaşma ile islâm ülkesinde yaşayan kâfir.
zinâ: nikâhsız cinsi münasebet, büyük bir günah.
zindân: karanlık yer altı hapishanesi.
zinde: dinç.
zînet: süs, bezek.
zinhar: sakın, asla.
zînnûr: nurlu, ışıklı.
zînnûreyn: iki nur sahibi.
zînur: nurlu.
zîr: alt, aşağı.
zîrâ: çünkü.
zirâ: kol uzunluğu, 75 santimetre kadar.
ziraat: tarım.
zîruh: ruh sahibi, ruhlu.
zîrüzeber: altüst, darmadağın.
zirve: doruk, tepe.
zîşân: şanlı.
zîşuûr: şuurlu, bilinci olan.
zîvücûd: vücut sahibi.
ziyâ: ışık, nur, aydınlık.
ziyâdâr: ışıklı, parlak.
ziyâde: artan, çok bol.
ziyâfet: bolca yedirip içirme.
ziyâfetgâh: ziyafet yeri.
ziyân: zarar.
ziyâret: görmeye gitme.
ziyâretgâh: ziyaret yeri.
ziyy: dış görünüş, kıyafet.
zuafa: zayıflar.
zuhr: öğle vakti.
zuhûr: görünme, ortaya çıkma.
zuhûrât: birden oluveren şeyler.
zulm: zulüm, haksızlık.
zulmânî: karanlık, sıkıntı.
zulmen: zulüm ile, haksız biçimde.
zulmet: karanlık.
zulüm: haksızlık, eziyet, işkence.
zulümât: zulmetler, karanlıklar.
zulümâtâbâd: karanlıklarla dolu.
zulümkâr: zulüm eden, zâlim.
zûm: yanlış zan.
zunûn: zanlar, sanmalar.
zurafâ: zarifler, kibarlar, nazikler.
zübde: öz, özet.
zübeyr: yazılı şey.
zücac: cam.
zücace: c*** şişe.
Zühal: bir gezegen.
zühd: din için dünyadan el etek çekme.
Zühre: Sabah Yıldızı, çiçek.
zührevî: frengi gibi hastalıklar.
zühûl: geciktirme, yanılma.
zühûr: çiçekler.
zükûr: erkekler.
zükûret: erkeklik.
zül: "sahibi" mânâsında ön ek.
zülâl: berrak, tatlı, güzel, soğuk, su.
zülcelâl: büyüklük sahibi.
zülcenaheyn: iki kanatlı, iki taraflı.
zülecniha: çok kanatlı, çok yönlü.
zülf: zülüf, saç lülesi.
Zülfikâr: Hazreti Alinin kılıcı.
Zülfikârmisâl: Zülfikâr gibi.
Zülkarneyn: eski bir hükümdar.
Zülkarneynmisâl: Zülkarneyn gibi.
züll: alçalma, horluk.
zümre: bölük, gurup.
zümrüt: bir süs taşı.
zünnâr: papaz kuşağı.
zünûb: günahlar, suçlar.
zürefâ: zarif kimseler.
zürriyet: soy, nesil.

Kaynak: Alıntılar

__________________
[CENTER]

[SIZE=3][FONT=Tahoma][SIZE=2][COLOR=Indigo][COLOR=Sienna][COLOR=DarkRed][B][SIZE=1]
Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.
Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım..[/SIZE][/B]

[SIZE=1][B]Kanuni Sultan Süleyman[/B][/SIZE][/COLOR][/COLOR][/COLOR][/SIZE][/FONT][/SIZE]
[/CENTER]
Sevda isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03 Haziran 2017, 11:53   #23
Yeni Üye
Avatar Yok
 
Üyelik tarihi: 03 Haziran 2017
Konular: 0
Mesajlar: 10
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
gencomer1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

Faydalı olmuş teşekkürler

gencomer1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
osmanli, osmanlı, sozlugu, sözlüğü, turkcesi, türkçesi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 16:59.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2021, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.