Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Tarih Bilimine Giriş > Tarih Biliminin Yöntemi

Tarih Biliminin Yöntemi Tarih Biliminin Yöntemi Olan Kaynak Arama, Sınıflandırma, Çözümleme, Eleştiri ve Sentez Bilgileri

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 26 Ekim 2014, 20:39   #1
Founder
Tarih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 Nisan 2010
Bulunduğu yer: Olympus
Konular: 920
Mesajlar: 1.413
Aldığı Beğeni: 6
Beğendikleri: 27
Tarih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart Tarih Yazımının Çeşitleri

Tarih Yazımının Çeşitleri

Tarihin tanımı yapılırken sık sık tarihçinin görevlerine de vurgu yapıldı. Tarihçinin temel görevi, olayları mümkün olduğunca gerçeğine uygun olarak yansıtmaktır. Ama unutmamak gerekir ki, tarihçi “vaka’yı/olayı” yeniden yaratmamaktadır. O, kaynaklardaki gözlemlerine dayanarak tarihi olayın, sebep ve sonuçlarını ihmal etmeden hafızalarımızda yeniden canlanmasını sağlar. Ancak tarihçi bunu yaparken kendi anlayışına göre bir tarih yazımı metodu benimser. Tarih, benimsenen metoda ve yazılış tarzlarına göre tasnif edilmiştir. Tarih içinde şekillenen bu yöntemler, bir noktada nesnelliği daima tartışmalı olan tarih anlayışlarını da belirli standartlara kavuşturmaktadır.

Hikâyeci (Rivayetçi) Tarih

Olayların yorumlanmadan aktarılmasıdır. Bu tarz tarih yazımında tarihçi olayların felsefesini yapmaz, doğrudan rivayetleri sıralar. Bu tarz ilk defa eski Yunanda ortaya çıkmıştır. Ağızdan ağıza dolaşan hatıralar, zamanla epos adı verilen şiir tarzında söylenmekteydi. Bu şiirler, logograflar tarafından hikâye tarzında düzyazıya çevrilmişlerdir. Bunlara arşivlerdeki malzemeler de eklenince, içinde bazı gerçekleri barındıran hikâyelere dönüştüler. Fakat Strabon’un[1] ifadesine göre bunlar “epos” olmaktan kurtulamamışlardır.

Bu açıdan bu eserler ne edebî ve ne de tarihi eserlerdir. Ancak bilimsel araştırma yolunu açan basit “kronikler”dir. Bu tür eserlerin yazarlarından olan Hekataios’un[2] tarihçilere yaklaşan bir tarzı vardı. Zira O, ilk çağ tarihinin önemli seyyahlarındandı ve gezginci vasfı ona araştırmacı kimliği de kazandırmıştı. Ancak bu bilgileri daha sistemli olarak bize aktaran Bodrumlu Herodotos’dur. O hikâyeci tarih tarzını benimseyerek, logografların yolundan ayrılmıştır. Olayları bir düzen içinde sıralarken tenkit ve tahlil yoluna gitmemiş, ancak gördükleri ve işittikleri arasında bir ayırıma gitmiştir. Bu da onun bir arayış içinde olduğunu göstermektedir. Bodrumlu Herodotos Eski Yunan tarihini şöyle tanımlıyordu: “İnsanların yaptıklarının zamanla sönüp gitmemesi, Helenlerin olsun Barbarların olsun başardıkları, büyük, şaşmaya değer işlerin adsız-sansız yok olmaması, bilhassa neden birbirlerine karşı savaşlar yaptıklarını bildirmek için yazmak.” Onun bu yaklaşımı ona “tarihin babası” sıfatını kazandırmıştır. O, yazdığı tarihinde, daha sonra tarih yazımında bir anlayış olacak olan büyük adamlara şan ve şöhretten gereken payı yeterince vermeye çalışmıştır. Bu tarz tarih yazımı ondan sonra hayli etkili olmuş, hatta ortaçağ tarihçiliğinde nerede ise benimsenen tek yöntem haline gelmiştir. İslam tarihçilerinden Taberi’nin veya İbnü’l-Esir’in tarihleri de bu kategoriye dâhil edilebilir.

Öğretici (Pragmatik) Tarih

Literatürümüzde bu tarza “Şe’nî tarih” de denir. Burada maksat sadece olayları yazmak değil; aynı zamanda onlardan faydalı sonuçlar da çıkarmaktır. Milletler kendi değerlerini, millî duygularını yeni nesillere kazandırmak maksadıyla bu tür tarih yazımını öne çıkarırlar ve eğitim programlarında da yer verirler. Herodotes’in yöntemi asırlarca etkili olurken, en az o yöntem kadar eski olan öğretici tarih de hala yaşayan ve benimsenen tarih yazımlarındandır. Eski Yunanlı tarihçi Thukydides (M.Ö. 460-400) bu tarz tarih yazımının öncüsü kabul edilir ve gerçek anlamda tarihçilik onunla başlatılır. Aslında bu tarz tarih yazımı sadece öğretici değildir. Aynı zamanda olayların sebep ve sonuçlarını da kendince irdelemeye çalışır. Bu tarzın önderliğini yapan Thukydides; Peloponnesoslularla Atinalıların savaşlarını anlatırken, savaşların sebebini Atina ve Saparta devletlerinin birbirinden farklılaşan şartlarında aramaktadır. Bu bakımdan bu tarz sadece yazım şekli değil, aynı zamanda takip ettiği metot bakımından da hikâyeci tarihten ayrılır. Tabiî olarak bu farklar hem seçilen konularda ve hem de içeriklerinde kendini gösterir. Bu yazım tarzında tarihî şahsiyetlere, onların erdemlerine ve başarılarına özel vurgu yapılır. Ayrıca, bu tür çalışmalarda zaman ve mekân sınırlaması yapıldığı gibi, olaylar da genellikle tarihçinin yaşadığı devirden seçilir. Bu tarzın ilk örneklerinde, bir siyasi örgüt olarak devlet, tarihin merkezine yerleştirilmiştir. Aslında bu çalışmalar siyasi tarihe de öncülük etmiştir. Böylece tarihin kendi içindeki alanlarının da belirginleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu tarzda yazan tarihçilerin ana amacı, tarih bilimini faydalı kılmak; tarihi tecrübeyi aktararak, bilgiyi çoğaltmak, geliştirmek ve bundan ders çıkaran insanı başarılı yapmaktır. Bunu yaparken, olaylara tamamen sadık kalmaya ayrıca olaylar arasındaki ilişkileri ve sebeplerini de ortaya koymaya özen gösterirler. Thukydides’ten sonra bu tarzı benimseyen Eski Yunanlı tarihçi Polybios (M.Ö. 20-M.S. 120), sebepleri incelemede daha da ileri gider. Kartacalılar ile Romalılar arasındaki savaşları incelerken, her iki devletin siyasi sistemlerine vurgu yaparak, Kartacalılar’ın yenilgi sebeplerini ortaya koymaya çalışır. Bu tarz tarih yazıcılığı Eski Yunanlı tarihçi Plutarkhos (M.S. 46–120 ?), Romalı tarihçi Tacitus (M.S. 56–117) ve çağımıza daha yakın olan Floransalı siyaset bilimci Machivelli (1469–1527) ile ‹ngiliz tarihçi Thomas Carlyle (1795–1881) tarafından devam ettirilmiştir. (Togan, 1981: 3–7; Kütükoğlu, 2007: 6–7) Bu tarzda yazılan tarihlerin bazıları, gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırken; tarihteki başarısızlıkları ve olumsuz örnekleri zaman zaman ihmal ederler. Tarihi günlük problemlerin çözümüne de bir araç olarak sunmak için böyle bir ayıklamaya gidilmesi veya salt güzel örneklerin seçilmesi öğretici tarihin zaaflarıdır. İslam tarihinde kaleme alınan ve daha ziyade Hz. Muhammed’in hayatını ve örnek kişiliğini işleyen Siyer kitapları; Osmanlı padişahları ndan, Yavuz Sultan Selim’i anlatan Selimnâmeler ve Kanuni’yi anlatan Süleymannâmmeler gibi örnekler öğretici tarih tarzı eserlerindendir. Türk tarihçisi Fuad Köprülü (1890–1966) bu tarz tarih yazımına karşı gelerek; tarihin sadece, büyük adamlara mal edilemeyeceğini ileri sürer. O, tarih denince muharebe ve zafer hikâyeleri, hükümdarlara ait menkıbeler, isyan ve ihtilal gibi olayların akla geldiğini, oysa tarihin ve toplumların gelişimlerinin sadece bunlardan ibaret olmadığını vurgular.

Bu yüzden halkın hayatı; sosyal, siyasî, fikri, iktisadî yaşantıları vb. gibi hususlar tarihçinin araştırma konuları olmalıdır. Köprülü, tarihi araştırmayı “beşeriyetin bütün hayatını yeniden canlandırmak” olarak görmektedir. Ayrıca o, tarihçinin geçmişte yaşanan hiçbir fiil ve olayı atlamaması gerektiğini ısrarla belirtmektedir.

Araştırıcı (Neden Nasılcı) Tarih

Modern tarih yazımında etkin olan tarzdır. Tarihi bir olayı incelerken, olayın gerçek şekline ulaşmada daima “neden-nasıl” sorularını soran tarih yazımı türüdür. İslam dünyasında, İbn Haldun[3] (1332–1406) eserlerinde; olayları irdelemeyi tarihin merkezine oturtur. Kitabında özellikle Kuzey Afrika toplumlarının oluşumlarını anlatırken, bu toplumların, üretim tarzlarını, töre ve kurumlarını yani toplumların alt ve üst yapılarını inceleyerek yeni bir tarz ortaya koyar. Ayrıca toplumların oluşmasında coğrafyanın rolüne değinir. İbn Haldun’un çağdaşı Bergamalı Muhyiddin Ebû Abdillâh Muhammed b. Süleyman el Kâfiyecî[4] (1386–1474) de aslında benzeri bir yol deneyerek, tarih metodolojisinden bahseder. (fiulul: 2001, 217–239) Bu erken dönem denemelerine rağmen, muhtemelen birincisinin tarihî maddeciliğe öncülülük ettiği halde olaylara kaderci yaklaşımı, ikincisinin de tarihi bir amaç değil, Tanrı’ya varmak için bir araç olarak görmesi, onların araştırıcı tarihçiliğin öncüleri olarak görülmelerini engellemiştir.

Bazı tarihçiler, modern tarih yazımını Fransız filozof Voltaire (1694–1778) ile başlatırlar. Zira o, XIV. Louis dönemini yazarken “ben ne kralın hayatını ne de saltanat yıllarını yazmak niyetindeyim. İsteğim, insan zihninin tarihini yazmaktır” (Özbaran, 1990: 2) diyerek kendisinden öncekilerden ayrı bir yol benimser. “Ulusları n Davranış Biçimi ve Töreler Üzerine Deneme” adlı kitabında O, savaşlar ve krallardan ziyade, gelişmiş hayattan kesitlerin önemli olduğunu ve bunların halkın ilgisini daha fazla çektiğini söyleyerek, kendisinden önceki tarihçilerin yaklaşımlarından uzaklaşıp, tarihe daha geniş bir alan açmıştır. Ancak gerçekten araştırıcı tarihin şekillenmesi için bir asır daha beklenecektir. Bu ilk deneyimlerden sonra,

XIX. Yüzyılda bütün dünyada, tarih yazımında ciddî dönüşümler oldu. Yeni nesil tarihçiler olayları hikâyeci tarihçilikte olduğu gibi sadece anlatılmasının, öğretici tarihte olduğu gibi, istifade edilmesi için tecrübelerin yansıtılmasının yeterli olmadığını savunarak; olayları hazırlayan sebep ve sonuçlarını derinlemesine sorgulanmasını savunmaya başladılar. Aslında bu tarihe kadar tarihin bir bilim olup olmadığı tartışılırken; araştırıcı tarihin uyguladığı yöntemler ile tarih bir bilim dalı olarak kabul edilmeye başlandı. Özellikle yirminci yüzyılın başında İngiliz tarihçi J. B. Bury’nin (1861–1927) yaklaşımları ile tarih, bilim kurallarının içine alındı. Bu gün artık diğer yöntemleri takip eden tarihçiler olmakla birlikte pek rağbet görmemektedirler.

Günümüzde modern tarihçilik, her gün gittikçe gelişen araştırma yöntemlerini de kullanarak tarihi olayları ispat ve yorumlamaya çalışmaktadır. Bu açıdan günümüzde dünya tarihi yeniden yazılmaktadır. Tarihin oluşmasında hangi toplum ve inançtan olursa olsun; bütün insanlar az ya da çok katkı sağlar. Ancak bu katkılar, olaylar, oluş tarzları ve aktörleri bakımından birbirinden farklılıklar gösterir. Gerçi aynı şartlarda benzeri olaylar meydana gelebilirse de, “tarih tekerrür eder” yargısı yanlıştır. Zira benzer hadiselerin bile mutlaka birbirinden ayrıldıkları yönleri olduğu gibi; bu olayların özel şartları, değişik mekânları ve daha da önemlisi kahramanlarının karakterleri, psikolojileri ile dış etkenleri vardır. Ayrıca tarihteki olayların bir kere daha meydana gelmeleri mümkün değildir. (Kütükoğlu, 2007: 7)

Bu yüzden olayların gerçek yönünün anlaşılması için bütün bu faktörlerin ayrı ayrı incelenmesine ihtiyaç duyulur ki; araştırıcı tarih bu yöntemi izlemek zorundadır. Daha önce de söylendiği gibi, tarihi olayları tek sebep ile açıklamak eksik bir yöntemdir. Olaylar, mümkün olduğunca bütün şartları ile ele alınarak akılcı bir analize tabi tutulmalıdır. Burada tarihçi kadar, kullanılacak malzeme ve kaynakların birinci derecede rol oynadıklarını unutmamak gerekir. Örneğin 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşını bu yöntemle incelemek isteyen bir tarihçi, öncelikle bu savaşın taraflarının ulaşılabilen bütün belgelerini toplamak zorundadır. Ardından savaş öncesi tarafların şartlarını¸ bu şartların oluşmasını sağlayan etkenleri ve nihayet iki tarafı savaşın eşiğine getiren gelişmeleri ayrı ayrı incelemelidir. Bu arada bütün bu olaylarda başat rol oynamış olan Rus Çarı’nın, Osmanlı Padişahının ve etrafındaki diğer devlet adamlarının dünya görüşlerini ve ruh hallerini ayrı ayrı tetkik etmesi gerekmektedir. Ayrıca, 19. Yüzyılın genel şartları, diğer devletlerin siyasetleri ve etkileri asla ihmal edilmemelidir. Araştırıcı tarih yöntemi, ancak bütün bunların derlenip tasnifinden sonra her aşamada “neden ve nasıl” sorularının da cevaplarını arayarak, savaşın sebeplerini ve sonuçlarını, kısaca tarihini ortaya koyabilir. Buna göre araştırıcı tarihçi şu yöntemi takip eder demek mümkündür: Önce konu ile alakalı bütün kaynakları derleyerek olayları zapt eder. Ardından kronolojik veya tematik bir tasnife tabi tutar. Okuduklarının analizini yapar, sebep ve sonuçlarını irdeleyerek, “neden-nasıl” sorularının cevabını bulduktan sonra yazar. Aslında bu sonuç, tarih yazımının evrimi olarak kabul edilebilir. Önceki yazım yöntemlerinde olaylar ya sadece tespit ve rivayet edilmekte; ya da tespitten sonra faydacı bir yaklaşım ile bunlardan istifade yolu aranmaktaydı. Hâlbuki araştırıcı yöntemde nedensellik irdelemesi yoluna gidilmektedir. Bu da tarihi edebî anlatım olmaktan çıkararak, bilimsel bir alana taşımaktadır. Bir anlamda tarihte nedenselliğin öne çıkarılması, tarihi zevkli anlatımdan uzaklaştırmış ama bilimsel tarihçiliği doğurmuştur. Bugün bütün geçmişin bir sonucudur. Dolayısıyla gelecek de bugünün sonucu olacaktır. Bu süreklilik ancak nedensel ilişkiler ile açıklanabilir. Nitekim tarihçi kaçınılmaz bu gerçekten hareketle olaylar arasındaki neden ve sonuç ilişkisini çözümlediği ve yorumladığı sürece tarih hikâye olmaktan çıkar ve bilimsel bir kimliğe kavuşur. Görüldüğü üzere burada asıl görev tarihçiye düşmektedir. Ömrünü tarih araştırmalarına vermiş M. S. Kütükoğlu haklı olarak şu yaklaşımı sergiler. Ona göre, “tarihçi, en iyiyi, en doğruyu ve kendisini gayeye ulaştıran yolları denemeli, eksiklerini doldurmak için gayret göstermelidir. Ancak bazen neticeye varmak için sarf edilen emekler boşa gidebilir, aranan bulunamaz, başlanılan noktaya dönülebilir. Fakat bu başarısızlık tarihçiyi hayal kırıklığına uğratmamalı, tam aksine, neticeye varacak başka yollar ve metotların denenmesine yol açmalıdır.” Kolayca anlaşılacağı gibi bu yaklaşımda seçilen konunun önemi yoktur, tarihçi önemlidir. Zira modern tarih yöntemi, tarih araştırmalarının tıpkı diğer bilimler gibi, anlatımı öne çıkaran edebî kaygılardan uzak fakat kanıtlama yeteneğinin ön plana çıkmasını önermektedir.

Neden nasılcı tarih araştırma yönteminin tıpkı diğer yazım şekillerinde olduğu gibi kendi içinde de bir takım çelişkileri ve sorunları barındırdığı hatırdan uzak tutulmamalıdır. Her şeyi ve tabii olarak kaynakların kendilerini de sorgulayan neden nasılcı tarih algısında, bütün kaynaklar da kuşku altında bırakılabilmektedir. Bu da tarihi gerçekliğe ulaşmayı zorlaştıran bir yaklaşımdır. Zira bütün sorumluluk tarihçinin sırtına yüklenmektedir. Yani tarihçinin yorumu kaynaklardan daha önemli hale gelmektedir. Kaynakların kesin olarak tanımladığı tarihi hadiselerin, sübjektif olma ihtimali bulunan serbest yorum ile açıklanmaya çalışılması yanılgıları da beraberinde getirebilir. Bu tarzın bir başka sorunu da, tarihçileri -her zaman olmasa bile sorgulayarak kabul ettikleri bir belge veya bir kaynak üzerinden kolayca genellemeler yapmaya sevk etmesidir. Oysa çoğu kere tarihi olayın veya olgunun genellemelere imkân tanımayacak şartları ve kuralları vardır. Bu da araştırıcı tarihçiye, yorumlamadan önce, mümkün olduğunca olaylar ile ilgili bütün belge ve kaynakları görme ve analiz etme sorumluluğunu yüklemektedir.
-
Prof.Dr. Zekeriya KURŞUN
Dipnotlar:

[1] Strabon, (M.Ö. 64 - M.S. 24) Bugünkü Amasya sınırları içinde doğmuştur. Roma Cumhuriyeti zamanında yaşamıştır. Filozof, Tarihçi ve daha önemlisi dünyanın en eski Coğrafyacısı olarak tanınmıştır.
[2] Miletoslu Hekataios olarak tanınmış, Ionialı halk bilimci, gezgin ve tarihçidir. Aynı zamanda çizdiği gerçeğe yakın haritası ile de ünlenmiştir.
[3] İbn Haldun Arap kökenli Müslüman bir filozoftur. İspanya’da ve Kuzey Afrika’da yaşamıştır. Kitabu’l-İber (İbretler Kitabı adlı eseri ile tanınmıştır. Bu kitabın girişi niteliğindeki Mukaddime (Önsöz) adlı eseri ile büyük bir ün kazandı.
[4] Kısaca el Kafiyecî olarak tanınır. 1463 yılında “el Muhtasar fî İlmi’t-Tarih” isimli tarih metodolojisi konusunda bir eser yazmıştır ki alanında ilkler arasındadır.

certyle bu mesaja teşekkür etti
__________________
"Başlarken her şeyiyim onun şeyhi ve dervişi,
Biterken kanlı bıçaklı katili..."

-
Tarih isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
cesitleri, çeşitleri, tarih, yaziminin, yazımının

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 12:38.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2020, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.