Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı

Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı (https://www.tarih.gen.tr/forum/)
-   Tarih Makaleleri (https://www.tarih.gen.tr/forum/tarih-makaleleri/)
-   -   Özbek Tekkeleri (https://www.tarih.gen.tr/forum/tarih-makaleleri/8260-ozbek-tekkeleri.html)

Rita 13 Şubat 2014 09:21

Özbek Tekkeleri
 
Tarih yazıları tarih makaleleri özbekler özbek tekkeleri özbek tarihi


İlk Özbek Tekkesi

Çoğunluğu Nakşibendi tarîkatına mensup Türkis*tanlı dervişler, Özbekistan'ın Buhara, Taşkent ve Semerkant gibi şehirlerinden gelmekteydiler. Bunlar, İstanbul'a geldikleri ilk dönemlerde han veya kervansaraylarda değil de, uygun bir yere kurdukları, kendilerine has çadırlarda konaklarlardı. Bu esnada Eyüp Sultan (ra) ziyaret edilir, Cuma namazını takiben padişahın selâmlığında bulunulur, sembolik hac izni alınır ve Mekke'ye doğru yola çıkılırdı.

İstanbul'da inşa edilen ilk Özbek tekkesi, Üsküdar Sultantepe'de kurulan, bugün hâlâ ayakta duran tekkedir. Bu tekkenin temeli, 18. yüzyılda bir hac mevsiminde İstanbul'a gelen Özbek Hac kafilesinin kendilerine has çadırlarını kurmasıyla atılır. Dönemin Sultanı 2. Mahmud, tebdil-i kıyafetle gezintiye çıktığında, rengârenk Özbek çadırlarını görür ve oradakilerle ilgilenir. Yapılan sohbetlerden memnun kalan sultan, daha sonra kendini tanıtarak, Özbeklerin Mekke dönüşü İstanbul'a gelip yerleşmelerini ister. Ayrıca üzerinde konakladıkları araziyi onlara vererek, bir tekke yaptırmayı da vâd eder. Özbekler de sultanın arzusuna uyarak Hac dönüşü buraya gelirler ve Üsküdar Sultantepe'de 1752–53 yıllarında tekkeyi inşa ederler.

Sosyokültürel hayata katkıları

Bu tekkelerden yetişen şahsiyetler, buraların birer ilim, kültür ve sanat yuvaları hâline gelmesini sağlamışlardır. Nitekim Üsküdar Özbek Tekkesi'nin ilk şeyhlerinden Sadık Efendi Buhara'dayken öğrendiği ve daha sonra kendi çocuklarına öğrettiği ebrû sanatını Anadolu'ya ilk getiren kişi olarak bilinmektedir. Oğlu Şeyh İbrahim Ethem Efendi de, bu ince el sanatını tekkede verdiği uygulamalı derslerle herkese sevdirip, öğretmeye devam etmiştir. Türk zevkini yansıtan bu sanat, böylece günümüze kadar yaşama imkânı bulmuştur. Bu açıdan ülkemizde ebrû sanatının piri Şeyh Ethem Efendi kabul edilmektedir.

Ebrûculukta 19. yüzyılın en önemli ustası olarak da gösterilen bu çok yönlü insanın diğer bir özelliği de, teknik resim becerisine sahip olmasıdır. İmal ettiği bütün eşyaların resimlerini çizerdi. Yine elinden çıkan, kendi yapımı "elips çizim âleti" bugün hâlâ tekkede saklanmaktadır. Bütün bunların yanında doğramacılık, marangozluk, oymacılık, dökmecilik, torna- tesviyecilik, matbaacılık ve dokumacılık gibi sanatlarla da uğraşmıştır. Tekkeye gelen Hintli bir hacıdan öğrendiği farklı dokuma teknikleriyle imal ettiği dokuma kumaşlar, sarayın da ilgisini çekmiş, kendisine siparişler verilmiştir. Ayrıca 1863'te Milletlerarası İstanbul Sergisi'ne (Sergi-yi Umumî Osmanî) katılmış, burada sergilediği dokuma seccadeler, büyük beğeni kazanmıştır.

İbrahim Ethem Efendi, bilim ve teknik sahasında da gayretliydi. Çevresinde "hezarfen" lâkabıyla bilinirdi. Günümüz su pompalarının atası sayılabilecek, kuyudan kendi kendine su çeken bir makine ve buharla çalışan bir motor icat etmiştir. O dönemde böyle bir buluşun yapılması çok önemli bir başarı olsa gerek. Daha sonra bu motoru, yaptığı bir sandala takarak Üsküdar Balaban İskelesi'nden Paşa limanı'na kadar götürdüğü rivayet edilmektedir. Bu proje, 1867 Milletlerarası Paris Fuarı'nda kendisine madalya da kazandırmıştır. Makinenin pervane ve plâkası hâlâ tekkededir. Plâkanın üzerinde "Üsküdar'da Özbekler tekkesinde imal ve inşa edilmiş olan üç beygir kuvvetindeki buhar makinesi. H.1290/M.1875" yazmaktadır.

Üsküdar ve Eyüp tekkelerinde, meslek sahibi olmayan kişilere zanaat (şemsiye sapı tamiri, porselen yapıştırma, lehimcilik) öğretilirdi. Bu faaliyetler, günümüzün meslek edindirme kurslarına benzer şekilde, işsizlerin iş sahibi olmalarına vesile olmuştur.

İbrahim Ethem Efendi'nin şeyhliği döneminde, bir ilim ve sanat merkezine dönen tekke, matematikçi Salih Zeki Bey, Mekteb-i Harbiye Nazırı Galip Paşa, Halide Edip Adıvar'ın babası Edip Bey, filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi tanınmış simaların da uğrak yeri olmuştur.

Üsküdar Özbekler Tekkesi'nden yetişen bir başka önemli şahsiyet de, Ethem Efendi'nin oğlu Sadık Efendi'dir. Aynı zamanda Farsça öğretmenliği de yapan Sadık Efendi'nin "Esas-i Lisan-i Turkî" adında bir eseri bulunmaktadır.

Öte yandan Kadırga'daki Buhara Özbekler Tekkesi şeyhlerinden Süleyman Efendi'nin 19. yüzyılın sonlarında bir Çağatayca-Osmanlıca Sözlük yayımlaması, Ahmet Yesevî'nin şiirlerini Türkiye Türkçesine aktarması, tekkenin Orta Asya ve Osmanlı kültürleri arasındaki iletişimde oynadığı rolü göstermektedir. Süleyman Efendi, bir kültür elçisi olarak 2. Abdulhamid tarafından ayrıca İslâm Birliği siyaseti çerçevesinde çeşitli görevlerle Hindistan, Afganistan ve Türkistan taraflarına gönderilmiştir.1

Millî Mücadele'de üstlendiği rol

Aynı tekkeden yetişen Şeyh Ata Efendi ise, hukuk eğitimi almış ve Dâru'l-Fünun'da hocalık yapmıştır. İstanbul'da işgal kuvvetlerine ilk karşı koyma hareketi olan Karakol Cemiyeti'nin kurucularındandır. İstanbul'dan Anadolu'ya silâh kaçırma işi bu cemiyet tarafından organize ediliyordu. Çatışmalarda yaralananlar için hastane hizmeti de veren tekkede tedaviler, gizlice gelen doktorlar tarafından yapılıyordu.

Anadolu'daki ilk direnişi başlatan, Üsküdar Sultantepe Özbekler Tekkesi olmuştur. Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adıvar, Adnan Adıvar, Anadolu'ya geçen isimler arasındadır. Halide Edip'in, "Türk'ün Ateşle İmtihanı" ve "Mor Salkımlı Ev" adlı eserlerinde, tekkeye sığınmaları ve oradan Anadolu'ya geçişleri anlatılmaktadır.2

Tekkenin bir diğer vazifesi, bir posta merkezi gibi hizmet vermesiydi. İstanbul Ankara arasındaki önemli bilgiler için bu kanal kullanıldığı gibi, Anadolu'da Kuvvâ-yı Millîye'ye katılan İstanbullu askerlerin aileleriyle haberleşmeleri de, bu yolla sağlanıyordu.

Gayr-i siyasî elçilikler

Özbek Tekkeleri, Osmanlı Devleti ile Orta Asya hanlıkları arasındaki siyasî, diplomatik münasebetlerde bir nevi elçilik de yapıyordu. 18. yüzyılın sonlarından itibaren bu tekkelerin şeyhleri, Çağatay Türkçesi bilmeleri ve bu bölgenin adetlerini iyi tanımaları sebebiyle, üst seviye elçi olarak görevlendirilmişlerdir. Sultanahmet-Kadırga semtinde Küçük Ayasofya Mahallesi'nde Sokullu Külliyesi'nin yanında bulunan ve dönemin İstanbul Defterdarı İs**** Efendi tarafından 1692'de kurulan Buhara Tekkesi, bunların en önemlisi sayılmaktadır. 18. yüzyılda Şeyh Yahya Efendi'nin ve 19. yüzyılın ortalarında, Şeyh Mehmet Efendi'nin resmî temasları buna misâl gösterilebilir. Buhara Emirliği'nden İstanbul'a gelen birçok önemli kişinin burada konakladığına bakılırsa, tekkenin Orta Asya'da da aynı şekilde telâkki edildiği söylenebilir.3

Cumhuriyet döneminde, Millî Mücadele'deki önemli hizmetleri sebebiyle -1925'de çıkarılan tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla alâkalı kanunun yürürlüğe girmesine rağmen- bu tekkeler kapatılmayarak hizmetlerini devam ettirmişlerdir. Kendilerini Osmanlı toplumundan ayrı görmeyen Türkistanlı seyyah dervişler, çok da sıkıntı yaşamadan, hattâ devletin de desteği ile toplumun memnuniyetini celbeden hizmetlerde bulunarak, Osmanlı medeniyetinin gelişmesine büyük katkı sağlamışlar ve Orta Asya'yla diplomatik münasebetlerde büyük destek vermişlerdir.

Habip BALCI / Tarih - Şubat 2014


WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:08.

Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2020, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0