Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı
Kapat
   

Geri git   Tarih Forum, Tarih, Forum Tarih, Forum, Tarih Portalı > Duyuru - İstek - Tanışma Bölümü > Tarih Tartışmaları

Tarih Tartışmaları Tarih alanında merak ettiğiniz tartışmaları bulabilir veya tartışmaya açmak istediğiniz konuyu buraya yazabilir farklı bilgiler öğrenebilirsiniz

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 16 Mart 2013, 20:30   #1
Yeni Üye
Avatar Yok
 
Üyelik tarihi: 17 Mart 2012
Bulunduğu yer: istanbul
Konular: 12
Mesajlar: 11
Aldığı Beğeni: 0
Beğendikleri: 0
svvly isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Post Türkiye Cumhuriyet Tarihinde Yapılan Siyasi İnkılaplar

"Türkiye Cumhuriyet Tarihinde Yapılan Siyasi İnkılaplar" proje ödevi konum geniş bi bilgi gerekiyor yardımcı olursanız çok makbule geçer. Şimdiden teşekkürler.

svvly isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16 Mart 2013, 21:49   #2
Founder
Tarih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 Nisan 2010
Bulunduğu yer: Olympus
Konular: 920
Mesajlar: 1.415
Aldığı Beğeni: 6
Beğendikleri: 32
Tarih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

Türkiye Cumhuriyeti döneminde yapılan siyasi alandaki inkılaplar;

Saltanatın Kaldırılması
Ankara'nın Başkent Yapılması
Cumhuriyet'in İlanı
Halifeliğin Kaldırılması
Çok Partili Rejime Geçiş
Anayasalar (Teşkilât-ı Esasîye Kanunu ve 1924 Anayasası)
Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesi

Şimdi bunları tek tek inceleyelim.


Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

Saltanatın Kaldırılması veya Padişahlığın Kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Kasım 1922'de kabul ettiği "Osmanlı İmparatorluğunun münkariz olduğuna dair" 308 numaralı kararname ile gerçekleşmiştir. Kararname, ilga hükmünü geriye yürüterek "İstanbul'daki şekl-i hükümetin 16 Mart 1336 [1920]'de tarihe intikal ettiğini" bildirmiştir. Aynı gün alınan bir başka Meclis kararıyla 1 ve 2 Kasım günleri milli bayram ilan edilmiştir.
Kararnamenin ilanından sonra sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım günü son toplantısını yapan Osmanlı hükümeti istifasını padişaha sunmuştur. 5 Kasım'da Ankara hükümetinin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa (Bele) tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu'ndaki Şark Mahfili'nde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etmiştir. 7 Kasım'da Babıali'deki başbakanlık dairesi resmen boşaltılmış ve Osmanlı Devleti'nin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'nin yayınına son verilmiştir.
Şeklen "halife" ünvanını koruyan VI. Mehmet Vahidettin 10 Kasım'da son Cuma selamlığına katılmış, ancak yaşamına ve özgürlüğüne yönelik tehditleri gerekçe göstererek 17 Kasım sabahı Boğaziçi'nde demirli bulunan İngiliz zırhlısı Malaya'ya sığınmıştır. Bunun üzerine 19 Kasım'da TBMM, veliaht Abdülmecit Efendi'yi halife ilan etmiştir. 3 Mart 1924'te çıkarılan bir kanunla halifelik de lağvedilmiş ve tüm Osmanlı hanedanı mensupları yurt dışına çıkarılmıştır.
  • Atatürk'ün Görüşleri
Mustafa Kemal Paşa, saltanatın kaldırılması müzakerelerinde şunları söyler.

Alıntı:
"Efendiler! İçinde bulunduğumuz şartlara rağmen safsatayla, münakaşayla, nazariyatla vakit geçirdiğimizi görüyorum. Hakimiyet ve saltanat hiç kimseye ilim icabıdır diye münakaşa ile mügalata ile verilmez. Hakimiyet ve saltanat kuvvetle, kudretle, zorla alınır.Türk milleti de hakimiyet ve saltanatı bil fiil isyan ederek kendi eline almıştır.Bu olmuş bitmiş bir durumdur.Mesele, 'hakimiyet ve saltanatı bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız' Meselesi değildir.Mesele bu zaten olmuş bitmiş durumu ifade etmekdir.Bu herhalde ve mutlaka olacaktır. Burada toplananlar meclis ve herkes,meseleyi bu şekilde görürlerse fikrimce uygun olur. Aksi takdirde yine hakikat ifade olunucaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."
Atatürk, Nutuk'un hadiseyi anlatan bölümünde saltanatın kaldırılmasının genel ve düşünsel nedenlerine değinmez, ancak bir dizi sert ifade ile padişah ve sadrazamın uzaklaştırılmasını haklı gösterir: "Bütün menfaatlerini mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta gören...", "idrakten mahrum, vicdandan mahrum, birtakım insanlar...", "ahmakça teklifat...", "sefil... adi bir mahluk... alçak...", "Aciz, adi, his ve idrakten mahrum..."
  • Saltanatın İptaline Giden Süreç
Saltanatın kaldırılmasına doğrudan doğruya yol açan olay, Kurtuluş Savaşı'nın başarı ile sonuçlanmasından sonra toplanması öngörülen barış konferansına Ankara ve İstanbul hükümetlerinin birlikte davet edilmeleridir.
17 Ekim tarihli bir telgrafla sadrazam Tevfik Paşa barış konferansında ortak bir tavır belirlemek amacıyla Mustafa Kemal'e başvurmuştur. 20 Ekim tarihli, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına hitap eden ikinci bir telgrafta Tevfik Paşa Babıali ile Büyük Millet Meclisi arasında amaç bakımından tam bir birlik olduğunu, Sevr Antlaşmasını iptal ettirmek ve işgalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için beraberce mücadele edildiğini belirterek ulusal birliğin önemini vurgulamış ve vatan uğruna kişisel hırslardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtmiştir. [4] 28 Ekim'de İtilaf Devletleri İsviçre'nin Lozan kentinde toplanacak olan konferansa İstanbul ve Ankara hükümetlerini resmen davet etmiştir. Bunun üzerine iki gün sonra toplanan TBMM, İstanbul hükümetinin tasfiyesine yönelik 82 imzalı karar tasarısını görüşmüşse de aynı gün sonuç alamamış, ancak 1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal'in sert müdahalesi üzerine saltanatın kaldırılmasına karar vermiştir.
Mustafa Kemal'in ifadesine göre milletvekillerinin birçoğu saltanatın kaldırılması kararına karşı çıkmışlardır. Bakanlar kurulu başkanı Rauf Bey (Orbay) başta karşı çıktığı karara 29 Ekim'de Mustafa Kemal ile görüştükten sonra taraftar olmuştur. Buna karşılık liberal görüşleriyle tanınan Mersin vekili Selahattin Bey (Köseoğlu) sonuna kadar karara muhalif kalmıştır. Oylama sırasında bağırışarak açık oy ve sayım isteyen milletvekillerine rağmen sayım yapılmamış ve kararın oybirliği ile alındığı ilan edilmiştir.
Gerek Rauf gerek Selahattin Beyler daha sonra kaleme aldıkları anılarında, cumhuriyete prensip olarak karşı olmadıklarını, ancak padişahlığı kişisel diktatörlük eğilimlerine karşı bir engel olarak gördükleri için kaldırılmasına muhalif olduklarını anlatırlar.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda 15 Nisan 1923'te yapılan bir değişiklikle, Saltanatın lağvına dair kararnameye karşı sözle ve basın yoluyla muhalefet etmek vatan hainliği kapsamına alınmış ve idamla cezalandırılmıştır.

Ankara'nın Başkent Yapılması (13 Ekim 1923)

Lozan Barış Antlaşması'nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923'ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923'de İstanbul'un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara'nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak TBMM'ne verdi. İsmet Paşa, Ankara'nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan'dan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa'ya göre, Ankara'nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan'da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti'ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması'yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu'nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".
İsmet Paşa'ya göre; Ankara'nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara'nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul'da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."
Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır: Türkiye Devletinin makarrı idaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara'nın yeni Türkiye'nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye'nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu'nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.
13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele'nin başından beri uygulanan Ankara'nın İstanbul'a hakim olacağı esasının bir sonucu idi.
  • Ankara'nın Başkent Olması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na Verilen Anayasa Değişikliği Teklifi
Yüksek Başkanlığa,

Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye'nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden İstanbul'umuz, İslamiyet'in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye Devleti'nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde karar vermek zamanı gelmiştir.
Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye'nin idare merkezinin Anadolu'da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, yeni Türkiye'nin varlığının esası, memleketin kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu'nun merkezinde tesis etmek gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe sayılacak durumdadır.
Devletin idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve teklif ederiz.
Kanun maddesi : Türkiye Devleti'nin idare merkezi Ankara şehridir. 9 Ekim 1923

Cumhuriyet'in İlanı (29 Ekim 1923)

Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadele Döneminde Attığı Her Adımda Halkın Desteğini Sağlamaya Çalışmıştı. 23 Nisan 1920'De TBMM'nin Açılması ile Yeni Türk Devleti Kurulmuş Oluyordu. Bu Devlet Milli Egemenlik İlkesine Dayalı idi.
Lozan Barış Konferansı Sırasında iç Politikada izlenecek Konular Gündeme Geldi. Bu Konular Bazı Milletvekilleri Arasında Tartışmalara Yol Açtı. İtilaf Devletleri Bu Durumdan Faydalanmaya Çalıştılar. Savaş Durumu Yeniden Gündeme Geldi.
Bunun Üzerine TBMM, 1 Nisan 1923'Te Meclisi Yenilemek için Yeni Bir Milletvekili Seçiminin Yapılmasına Karar Verdi. Yapılan Seçimler Sonunda İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Kuruldu. Lozan Antlaşması'nı Bu Meclis Onayladı.
Birinci TBMM (1920-1923) Kurtuluş Savaşı'nı Gerçekleştiren Ve Vatanı Kurtaran Meclisti. İkinci TBMM (1923-1927) ise inkılapları Gerçekleştiren Meclis Oldu. Cumhuriyetin ilanı Da İkinci TBMM Tarafından Gerçekleştirildi.
  • Cumhuriyetin İlan Edilmesinin Nedenleri
1. Milli Egemenliğinin Gerçekleşmesine En Uygun Rejimi Cumhuriyetti.
2. 1923'Te Hükümetin istifa Etmesiyle Yeni Bir Hükümetin Kurulması Gerekiyordu. Ancak Meclis Hükümeti Sistemine Göre Yeni Bir Hükümetin Oluşturulması Çok Güçtü. Bu Krizi Aşmak için Meclis Hükümeti Sistemi Yerine Kabine Hükümeti Sistemine Geçilmesi Gerekiyordu. Bu Da Ancak Cumhuriyetin ilanı ile Mümkün Olabilirdi.
3. Saltanatın Kaldırılmasından Sonra Devlet Başkanlığı Ve Devletin Rejimi Sorunu Ortaya Çıkmıştı. Bu Sorun Da Cumhuriyet Yönetiminin Ülkeye Getirilmesiyle Çözümlenebilirdi.
29 Ekim 1923'te Mustafa Kemal Paşa Ve Arkadaşları Tarafından Cumhuriyet ilan Edildi. Bu Yönetim Değişikliği Anayasaya Eklendi.
  • Cumhuriyetin İlanın Sonuçları
1. Cumhuriyet'in ilanı ile Yeni Türk Devletinin Adı Konulmuş Ve Yönetim Biçimi Belirlenmiştir.
2. Cumhurbaşkanlığı Görevi Ortaya Çıkmış Ve TBMM Tarafından İlk Cumhurbaşkanı Olarak TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal Seçilmiştir. Böylece Devlet Başkanlığı Sorunu Çözümlenmiştir. İlk Başbakan Da İsmet (İnönü) Paşa Olmuştur.
3. Meclis Hükümeti Sistemi Yerine Kabine Hükümeti Sistemi Getirilerek Hükümet Kurma işleri Kolaylaşmış Böylece Meclisin Yürütme işlevi Hızlanmıştır. Artık TBMM Hükümeti Yerine, Cumhuriyet Hükümetleri Kurulmaya Başlanmıştır.
4. “Egemenliğin Kayıtsız Şartsız Millete Ait Olması” İlkesi Hayata Geçirilmiştir.
5. Mustafa Kemal Paşa “En Büyük Eseri Olarak” Cumhuriyeti Göstermiştir.

Halifeliğin Kaldırılması

Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), son olarak Osmanlı Hanedanı elinde bulunan halifelik sıfatının, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kaldırılması olayıdır. Devletin laikleştirilmesi yolunda yapılmış siyasî bir devrimdir.
  • Halifeliğin Kaldırılmasının Sebepleri
Halifeliğin birleştirici bir fonksiyonu olması gerekirken bu durum tarihte pratik olarak başarılmamıştır. Çoğu zaman birkaç yerde birden fazla hilafet görülmüştü. Örneğin, Osmanlı'nın hilafetini bazı devletler tanımamış kendi halifeliklerini ilan etmişlerdir.
Tüm bu sebeplere ilave olarak halifeliğin sembolik bir makam ya da bir dini liderlik makamı olması gerekirken devlet karşısında siyasi bir güç olmaya başlaması, Türkiye Cumhuriyeti açısından ileride doğabilecek büyük sorunların habercisi niteliğindeydi.
En önemli sebepleri ise halife mevcut oldukça Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.
  • Halifeliğin Tarihçesi
Halife sözcüğü Arapça kökenli olup Muhammed'in dünya işlerine vekaletini anlatır. Hilafet (veya Halifelik), İslami siyasî ve hukukî yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir.
16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte halifelik Osmanlı Devleti'ne taşınmıştı.
Saltanatın kaldırılmasından ve VI. Mehmet'in (Padişah Vahdettin) İstanbul'dan ayrılmasından sonra, TBMM'nin 18 Kasım 1922'de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de, imzasını Halife i Müslimin ve Hadüm ül Haremeyn olarak atması kararlaştırılmışken hanlık iddiasında bulunabileceğini işaret eden Abdülmecit bin Abdülaziz han olarak atmaya başladı. İslam alemi içinde hazırladığı beyannamenin altına İstanbul yerine Dar ül Hilafe yazmak için israr edip Cuma selamlığına Fatih'in kıyafeti ve başında sarıkla çıkmak istedi. Yeniden törenler düzenlemeye, demeçler vermeye, bazı İslam ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üstüne, İslam dünyası'nın siyasi bir önderi gibi davranmaya başlamıştı.
Bu durumun yeni kurulmuş cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan Atatürk, İzmir'deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924'te kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ileride saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için hanedan üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi. 5 Mart 1924 sabahı Abdülmecit Efendi ailesiyle birlikte Türk topraklarından ayrıldı.
  • Halifeliğin Kaldırıldığı Gün Alınan Kararlar
Osmanlı hanedanının yurt dışına çıkarılması kararlaştırıldı.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi.
Şerriye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.
Erkân-ı Harbiye Vekâleti kaldırıldı yerine Genel Kurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı kuruldu.
Yeni düzen yürürlüğe girdi.
  • Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları
Abdülmecid Efendi ve saltanat ailesi mensupları, toplam 155 kişi yurtdışına çıkarıldı.
Halifeliğin kaldırılışından hemen sonra Şerif Hüseyin kendisini Halife ilan etti ve ardından 9 ülkenin yöneticisi daha kendilerini halife ilan ettiler.
Halifeliğin kaldırılmasıyla laik düzene geçiş kolaylaştı. Devrimlere karşı dinin istismar edilmesi engellendi. Daha bağımsız bir dış politika izleme imkânı doğdu.
Halifeliğin kaldırılması, eski rejim taraftarlarını etkisizleştirmiş, iç ve dış politikada bağımsızlığın sağlanmasına, Avrupa ile aynı prensiplerde buluşulmasına yardımcı olmuştur. • Laikliğe geçiş süreci hızlanmıştır. • Ulusal egemenlik anlayışı güçlenmiştir. • Yapılacak inkılâpların gerçekleştirilmesi kolaylaşmıştır. • TBMM’deki muhalefetin etkisi azalmıştır. • Halifeliğe bağlı kurumlarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilerek bu kurumların TBMM’nin denetimine girmesi sağlanmıştır. • Ümmetçi devlet anlayışından ulusçu devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır. • Saltanatın kaldırılmasına rağmen hala etkisini sürdürmeye çalışan Osmanlı hanedanının bu duruma son verilmiştir.
  • Bağlantılı Diğer Reformlar
Halifeliğin kaldırılmasıyla bağlantılı olarak Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır.
Ayrıca aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece ordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat kanunu da o gün kabul edilmişti.
1928'de yapılan bir değişiklikle " Türkiye Devleti'nin dini İslamdır" ibaresi kaldırılmış; cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yemin şekli yeniden düzenlenmişti.
Devletin tüm inançlara saygılı ve eşit mesafede olması, tüm vatandaşlarının vicdan ve inanç özgürlüğünü tarafsızca koruması, vatandaşlarını dini baskılardan uzak tutması anlamına gelen laiklik, 5 Şubat 1937'de Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri olarak Anayasa'da yer aldı ve devlet politikası haline geldi.

Çok Partili Rejime Geçiş

23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin, çalışmalara başlamasından sonra siyasi parti kurulması söz konusu olmamıştı. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri farklı görüşlere sahip olsalar da bir süre için siyasi düşünce ve görüşlerini bir tarafa bırakmışlardı. Milli Mücadele’nin kazanılması ve cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra, cumhuriyet rejiminin işlemesine en uygun ortamın demokrasi ortamı olacağı kararına varılmıştı.
Mustafa Kemal, zaman zaman demokrasiye elverişli ortamın oluşup oluşmadığını anlamaya çalışmış ve çok partili hayata geçiş denemeleri yapmıştır. Demokratik sistemlerde hükümet, meclisteki muhalefet tarafından denetlendiği için, Mustafa Kemal’de çok partili hayata bu yüzden geçmek istiyordu. Ancak yapılan çok partili rejim denemelerinin istenilen sonucu vermemesi ortamın henüz uygun olmadığını göstermiştir.
Mustafa Kemal’in düşüncelerine karşı olarak kurulan her muhalefet partisi eskiye dönme çabaları içerisine girmiştir. Bu durum, Milli Egemenliğin tehlikeye girmesine sebep olacağından parti kurma çalışmalarına uygun ortam oluşana kadar ara verilmiştir.
Ülkenin daha iyi yönetilmesi için siyasi partilerin yarış içerisinde olması gerektiğine inanan Mustafa Kemal’in, çok partili döneme geçiş konusundaki uygulamaları ve sonuçları
  • 1-Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Kurulması
Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra Saltanatın kaldırılması ile birlikte Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüş ayrılıkları giderek artmaya başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye’yi çağdaş bir yapıya kavuşturmanın bu meclisle mümkün olmayacağını anlamıştı. Aslında Meclis’teki gruplaşmalar daha önce başlamış; Mustafa Kemal Paşa gruplar üstü bir politika izlemişti. Ancak gelişen olaylar karşısında bu politikadan vazgeçerek, 1921 yılı baharında Meclis içinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu oluşturdu. 10 Mayıs 1921’de Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanan bu gruba Birinci Grup denildi. Birinci Grup’un oluşturulmasının ardından bazı milletvekilleri bir süre dağınık ve grupsuz bir şekilde çalışmalarını sürdürdüler. Bu milletvekilleri 1921 yılının sonlarına doğru bir araya gelerek ikinci grubu oluşturdular. Bu grupların oluşturulması TBMM’nin daha demokratik bir ortam içerisine girmesini sağlamıştır.
Yapacağı devrimleri bir parti kanalıyla gerçekleştirmek isteyen Mustafa Kemal, 6 Aralık 1922’de Halk Fırkası adında bir parti kuracağını basına açıkladı. 1 Nisan 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin yenilenmesi kararını aldı. 8 Nisan 1923’te kurulacak partinin çalışma ilkeleri belirlenerek şu esaslar kabul edildi;

-Egemenlik milletindir.
-Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde hiçbir kuvvet yoktur.
-Bütün kanunların yapılmasında ve uygulamasında milli egemenlik esasları içinde çalışılacaktır.
-Saltanatın kaldırılması hakkındaki karar, değişmez ilkedir.

Ayrıca parti çalışma programında, kanunların düzeltilmesi, demir yollarının çoğaltılması, Aşar vergisinin kaldırılması, askerlik süresinin indirilmesi gibi önemli sorunların giderilmesi hususunda çözüm yolları öneriliyordu.
Türk ordularının İzmir’e giriş günü olan 9 Eylül tarihi, kurulacak partinin kuruluş tarihi olarak kararlaştırıldı ve 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası kuruldu. Partinin Genel Başkanlığına Gazi Mustafa Kemal Paşa seçildi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin tüm şubeleri Halk Fırkası’na bağlandı. 10 Kasım 1924’te partinin başına “Cumhuriyet” kelimesi eklenerek parti, Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı.
1931 yılında parti kurultayında, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, laiklik, devletçilik, halkçılık ve inkılapçılık ilkeleri ana ilkeler olarak kabul edildi. Bu ilkeler, 1937’de yapılan değişiklikle Anayasa’ya konularak Türk Devleti’nin temel ilkeleri olarak benimsendi.

Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet Halk Fırkası’nı hangi amaçla kurmuştur?

Mustafa Kemal Paşa, bu partiyi herhangi bir topluluğun yada düşüncenin değil, bütün halkın partisi olması düşüncesiyle kurmuştur.
Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Türk siyasi ve devlet hayatındaki yeri;
Bu partinin Türk siyasi ve devlet hayatındaki en önemli yeri, inkılaplara öncülük etmesidir.
  • 2-Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Şeyh Sait Ayaklanması
Kurtuluş Savaşı boyunca ülkeyi işgalden kurtarmak için birlik içerisinde çalışan bazı komutanlar ve milletvekilleri arasında, savaş sonrası devlet ve toplumun alacağı şekil konusunda görüş ve düşünce ayrılığı çıkmaya başlamıştı. Saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra bu düşünce ayrılığı daha da belirginleşti.
Halk Fırkası içinde başlayan muhalefet hareketinde en çok devletçilik ve inkılapçılık ilkelerinin uygulanma şekline karşı çıkılıyordu. Yapılan bazı inkılapların uygulanma şeklini benimsemeyen Rauf Bey, Refet Bey, Adnan Bey, Ali Fuat Paşa ve Kazım Karabekir Paşa gibi Kurtuluş Savaşı’nın lider kadrosu, Halk Fırkası ile anlaşmazlığa düştüler. Böylece yeni bir parti kurma çalışmalarına başladılar.
Halk Fırkası’ndan ayrılan milletvekilleri ile ordudaki görevlerinden ayrılan milletvekilleri 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla bir parti kurdular. Partinin genel başkanlığına Kazım Karabekir Paşa, başkan vekillerine Dr. Adnan (Adıvar) Bey ile Rauf (Orbay) Bey, genel sekreterliğine Ali Fuat (Cebesoy) Paşa seçildiler. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, liberal ve demokrat bir parti olarak;

-Dini düşünce ve inançlara saygılı olduklarını
-Cumhurbaşkanı olan kişinin milletvekilliğinin kaldırılacağını,
-Serbest ekonomi politikası izleyeceklerini,
-Yerinden yönetimin uygulanacağını,
-Hükümete ait çiftliklerle arazilerin topraksız köylülere verileceğini, parti programına almışlardı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularının, yapılacak olan inkılaplara bağlı kalacaklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cumhuriyet karşıtlarının partiye girmeleri engellenemedi. Partinin ilk şubesi Urfa’da açıldı.
Partinin, dini düşünce ve inançlara saygılı olduklarını vurgulamasındaki amaç;
Halkın dini duygularına hitap ederek bu sayede tabanını genişletmek ve kısa zamanda iktidarı ele geçirmekti.
  • Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın siyasi amaçla dini inançları kullanmasının sonuçları;
Cumhuriyete ve inkılaplara karşı olanlar, kısa sürede bu parti içinde toplandılar. Parti, Meclis’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na mensup milletvekillerinin yaptıkları konuşmalar ve basından aldığı destek ile yeniliklerin ve ülke bütünlüğünün tehlikeye düşmesine neden oldu. Ardından, partiyi bölücülük yolunda kullanmaya ve isyan düşüncesini yaymaya başlayan İngiliz ajanlarının kışkırtmaları sonucu Şeyh Sait Ayaklanması patlak verdi.
  • Şeyh Sait Ayaklanması;
Şeyh Sait Ayaklanması, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit eden büyük bir isyan hareketidir.
İngilizler, zengin petrol yataklarına sahip olan Musul’un her ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin eline geçmesini istemiyorlardı. İlk olarak gizli ajanları ile Doğu Anadolu’da halkı kışkırtıcı faaliyetlere yöneldiler. Amaçları, Musul ile Türkiye arasında yeni bir devlet kurdurarak Türkiye ile Musul’un bağlantısını kesmekti.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na sızan ajanlar, bu partiyi bölücülük yolunda kullanmaya ve isyan düşüncesini yaymaya başladılar. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde dini etkinliği olan Şeyh Sait, İngilizlerden para ve silah yardımı görüyordu. Şeyh Sait bir yandan da “Din elden gidiyor” propagandası yaparak, bölücü faaliyetlerde bulunuyordu.
İngiltere’nin kendi çıkarları için yaptıkları çalışmalar sonucunda, 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait Ayaklanması çıktı. Kısa sürede genişleyen ayaklanmanın bastırılmasında başarılı olamayan hükümet istifa etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine İsmet (İnönü) Paşa yeniden başbakanlığa getirildi. Ordu birliklerinin bir kısmı bu bölgeye kaydırıldı. Bölgede sıkı yönetim ilan edildi. Yeni kurulan hükümet, isyan karşısında şu tedbirleri aldı;

1-Bölgede seferberlik ilan edildi. Adana bölgesinden bir kolordu isyan bölgesine gönderildi.
2-Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı (Huzur ve Güvenliği Sağlama Kanunu) (4 Mart 1925).
3-Aynı kanunla biri Ankara’da, diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki İstiklal Mahkemesi’nin kurulması kararlaştırıldı (17 Mart 1925).
Alınan önlemler sonucu ayaklanma 15 Nisan’da tamamen bastırıldı. Bu kanun iki yıl yürürlükte kaldı.
  • Şeyh Sait Ayaklanması’nın sonuçları;
-Şeyh Sait başta olmak üzere, isyancıların ileri gelenleri İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak idam cezasına çarptırıldılar.
-Halkın dini duygularını politik amaçlarına alet ederek Şeyh Sait Ayaklanması’nda etkin rolü olduğu tespit edilen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ da 5 Haziran 1925’te kapatıldı.
  • 3-Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi
Terakkiperver (İlerici) Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasının ardından, Atatürk’e ve yeniliklere karşı olanlarla, eski ittihatçılar, siyasi yolla ulaşamadıkları amaçlarını silahla gerçekleştirmek istediler. Bu muhaliflere göre yeni rejim Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in kişiliği ile bütünleşmişti. Onu öldürmekle rejime istedikleri şekli verebilirlerdi. Bu düşüncelerini Gazi Mustafa Kemal’in İzmir’i ziyareti sırasında gerçekleştirmeye karar verdiler. Bu suikastta görevli kişiler suikastı gerçekleştirdikten sonra, Giritli Şevki adında bir motorcunun yardımı ile bir Yunan adasına kaçacaklardı.
Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Haziran’da İzmir’e yapacağı ziyaretinde geçiş yapacağı yol güzergahı üzerinde hain planlarını gerçekleştirmek için kendilerine uygun bir yer seçtiler. Ancak, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e gelmesinin bir gün gecikmesi üzerine Giritli Şevki telaşlanarak 15 Haziran günü durumu İzmir Valisi Kazım Paşa’ya bildirdi. Harekete geçen güvenlik kuvvetleri suikastçıları şuç araçlarıyla birlikte ele geçirdi.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya yapılmak istenen bu haince davranış, yurdun her yerinde büyük yankı uyandırdı. Halk, çektiği telgraflarla Mustafa Kemal Paşa’ya sevgi ve bağlılığını dile getirdi.
16 Haziran 1926 günü İzmir’e gelen Gazi Mustafa Kemal, büyük bir coşku içerisinde karşılandı. Halkın bu içten sevgisi karşısında duygulanarak Türk milletine hitaben şu konuşmayı yaptı: “Alçak girişimin benim kişiliğimden çok, kutsal cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelerimize yönelik bulunduğuna şüphe yoktur. Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”
Suikast girişimini hazırlayanlar ve bu girişimin içinde olanlar, İzmir ve Ankara’da kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak gerekli cezaya çarptırıldılar.
  • 4-Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Olayı
Serbest Cumhuriyet Fırkası

1925 yılında çok partili sisteme geçiş için yapılan ilk deneme, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılışı ile sona ermişti. İkinci Büyük Millet Meclisi’nin aldığı kararla 1927 yılının Eylül ayında yeni seçimler yapıldı. Seçimlere Cumhuriyet Halk Fırkası tek parti olarak katıldı. Oluşan üçüncü Büyük Millet Meclisi’nde bazı milletvekilleri bir süre sonra hükümetin ekonomik kararlarını ve uygulamalarını eleştirmeye başladılar. Bu arada 1929 yılındaki dünyada baş gösteren ekonomik bunalımdan, Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi de etkilendi.
Cumhuriyet Halk Fırkası’na alternatif oluşturacak ve ona dinamizm kazandıracak yeni bir parti ihtiyacı ortaya çıktı. Mustafa Kemal Paşa’da zaten, hükümetin denetlenmesi ve çok partili sisteme geçiş için yeni bir siyasi partinin kurulması gerektiği düşüncesindeydi. Eski arkadaşlarından, deneyimli devlet adamı ve Paris Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey’den yeni bir siyasi parti kurmasını istedi. Ayrıca Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan bazı milletvekillerinin de yeni partiye katılmalarını önerdi. Fethi Bey bu isteği olumlu karşıladı. Kız kardeşi Makbule Atadan’ da yeni kurulacak partide görev alanlar arasındaydı. Mustafa Kemal Paşa, kurulacak partinin programına karışmamakla birlikte kurucularından, Cumhuriyet’e ve yapılan inkılaplara bağlı kalınmasını istedi.

12 Ağustos 1930’da Fethi (Okyar) Bey’in başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası adıyla yeni bir parti kuruldu. Partinin programına göre;

-Parti, Cumhuriyetçi ve milliyetçi esaslara bağlı kalacak,
-Seçimler tek dereceli yapılacak,
-Kadınların siyasi haklara kavuşması sağlanacak,
-Paranın değerini koruyacak tedbirler alınacak,
-Vergiler halkın gücüne göre belirlenecek,
-Yabancı sermayenin ülkeye girmesi sağlanacak,
-Vatandaşın gücünün yetmediği yerde, devletin gücünden yararlanılacak,
-Limanlardaki tekelci uygulamalar kaldırılacak,
-Teşvik-i Sanayi Kanunu tümüyle uygulanacaktı.

Mustafa Kemal Paşa, partinin kuruluşuna her türlü kolaylığı sağladı ve Cumhuriyet Halk Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası arasında tarafsız kalacağına da söz verdi.
Partinin kurucuları, gerçekten cumhuriyete bağlı ve laik düşünceden yana olan kişilerdi. Ancak, parti teşkilatlanmaya başladıkça cumhuriyete ve laik düşünceye karşı olanlarda bu partinin yerel örgütlerinde görev almaya başladılar. Bu kişilerin oluşturduğu hava, parti başkanı ve yöneticileri tarafından tüm çabalara rağmen bir türlü dağıtılamadı. Bunun üzerine Fethi Bey ve kurucular, durumun giderek kontrolden çıkması üzerine 17 Kasım1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kapattılar.
  • Menemen Olayı
Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra, Cumhuriyete karşı olanlar 23 Aralık 1930’da Menemen Olayı’nı çıkardılar.
Derviş Mehmet adında biri, çevresine topladığı kişilerle Menemen’de halkın dini duygularını istismar ederek bir ayaklanma çıkardı. Kendilerine katılan kalabalıkla birlikte hükümet konağına doğru yürüyüşe geçtiler. Bu hareketi önlemeye çalışan Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay emrindeki askerlerle toplanan kalabalığı iyi niyetle dağıtmak istedi. İsyancıların dağılmamakta ısrar etmeleri üzerine, eğitim mermileri ile doldurulmuş silahlar taşıyan askerlerine isyancıları korkutmak amacıyla ateş emri verdi. Fakat isyancılar Kubilay’ın üzerine hücum ederek onu ve olaya müdahale etmek isteyen iki bekçiyi şehit ettiler.
Olayın haber alınması üzerine Menemen’e gelen askeri birlikler duruma hakim oldular. Olayın bölgesel bir nitelik taşımadığı, Derviş Mehmet adlı kişi tarafından organize edilmiş bir şebekenin işi olduğu anlaşıldı. Suçlular yakalanarak askeri mahkeme tarafından yargılandılar. Cumhuriyet ve yenilik düşmanları mahkemenin verdiği kararla idam edildiler.
Mustafa Kemal Paşa, Menemen Olayı’nı bir yurt gezisinde iken Edirne’de öğrendi. Kısa zamanda tedbir alınmasını isteyerek, Kubilay’ın uğradığı saldırıyı Cumhuriyetin temellerine karşı bir hareket olarak gördüğünü belirtti. Orduya gönderdiği başsağlığı mektubunda, “Büyük Türk ordusunun genç subay ve Cumhuriyetin öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, yaşama yeteneğini tazelemiş ve güçlendirmiş olacaktır.” dedi.
  • Çok Partili Hayata Geçiş Denemelerinin Sonuçları
Çok partili hayata geçiş denemeleri Şeyh Sait Ayaklanması ve Menemen Olayı ile olumsuz sonuçlanmıştır.
Atatürk, iki parti denemelerinin de başarısız sonuçlar verdiğini görünce, demokratik yaşam ortamının henüz oluşmadığını anladı. İnkılapların yerleşmesi ve kökleşmesi için ülkenin bir süre daha tek parti ile yönetilmesi zorunlu görüldü.
Türk milleti çok partili sisteme 1945 yılından sonra kavuştu.


Anayasalar
  • Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası)
Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, ilk T.C. Anayasası'nın ilkelerini belirleyen; 85 no.lu ve Kabul Tarihi: 20 Kânun-ı Sani 1337 (20 Ocak 1921) olan kanundur. 1923 yılındaki değişiklikle Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bazı tanımlamaların aksine, 20 Ocak 1921 tarihli ilk Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Türkiye'nin il Anayasası değildir. Çünkü bu kanun, Anayasa için gerekli norm, kabul için oy oranı ve maddeler yönünden yeterli değildir. Üstelik o tarihte, 1876 Kanun-u Esasîsi de resmen ilan edilmemişti.
  • Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun Temel Maddeleri
Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.
Yürütme gücü ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi'nde belirir ve toplanır.
Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi'nce yönetilir ve hükümeti "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti" adını alır.
Büyük Millet Meclisi vilayetler halkınca seçilen üyelerden kurulur
Büyük Millet Meclisi'nin seçimi iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıl olup bu üyeler yeniden seçilebilirler. Eski meclisin görevi yeni meclis toplanıncaya kadar sürer.Yeni bir seçim yapılmayacağı anlaşılırsa, toplantı dönemi bir yıl daha uzatılabilir. Büyük Miller Meclisi üyelerinin herbiri, kendini seçen ilin ayrıca bütün ulusun vekilidir.
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, kasım ayı başında, çağrısız toplanır
Şer'i hükümlerin yerine getirilmesi, bütün yasaların konulması, değiştirilmesi, kaldırılması, antlaşma ve barış yapılması ve savaş kararı verilmesi gibi temel haklar Büyük Millet Meclisi'nindir. Yasalar ve tüzükler düzenlenirken, halkın işine en uygun ve zamanın gereklerine en elverişli din ve hukuk hükümleriyle töreler ve önceki işlemler temel olarak alınır. Bakanlar Kurulu'nun görev ve sorumluluğu özel yasayla belirtilir.
Büyük Millet Meclisi, çeşitli bakanlıkları özel yasasına göre seçtiği bakanlar aracılığla yönetir. Meclis yürütme işleri için bakanlara yönerge verir ve gerektiğinde bunları değiştirir.
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilen başkan bir dönem süresince Büyük Millet Meclis başkanıdır. Bu kimlikle Meclis adına imza atmaya ve Bakanlar Kurulu kararlarını onaylamaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu üyeleri, içlerinde birini kendilerine başkan seçerler. Ancak Büyük Millet Meclisi başkanı Bakanlar Kurulu'nun da doğal başkanıdır.
Kanun-ı Esasi'nin, işbu maddelerle çelişki teşkil etmeyen hükümleri eskiden olduğu gibi yürürlükte kalmaya devam edecektir.
  • 1924 Anayasası
20 Nisan 1924'te yürürlüğe giren 1924 Anayasası Teşkilât-ı Esasîye Kanunu'nu yürürlükten kaldırmıştır. Birkaç önemli değişiklikle (Altı ilkenin eklenmesi, devletin dininin İslam olduğuna dair ibarenin kaldırılması ve kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi) 1961'e dek yürürlükte kalmıştır. 1 Ekim 1945'te içeriği değiştirilmeden, dili Türkçeleştirilerek yeniden kabul edilmiştir. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından, 1961'de yeni bir anayasa hazırlanarak kabul edilmiş ve 1924 Anayasası yürürlükten kaldırılmıştır.
  1. Madde: Devletin Yönetim şekli Cumhuriyettir.
  2. Madde: Türk Devleti'nin dili Türkçe, başkenti Ankara'dır, (13 Ekim 1923'te başkent olmuştur.)
  3. Madde: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu egemenliğin tek temsilcisi TBMM'dir.
Hükümet sistemi yerine kabine sistemi getirilmiştir.
Seçme ve Seçilme hakkı yalnızca erkeklere değil kadınlara da tanınmıştır.
1928 yılında- "Devletin dini islamdır." ibaresi çıkarılmış
1937 yılında Laiklik ilkesi anayasaya girmiştir.

1924 Anayasası’nın temel özellikleri şunlardır:

Cumhuriyet İlkesi: 1924 Anayasası Cumhuriyet ilkesini temel almıştır. Nitekim anayasanın 1. Maddesi “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” demektedir. Bu hükümle devletin yönetim şeklinin “cumhuriyet rejimi olduğu” belirtilerek, ülkeyi idare edeceklerin ancak seçim yoluyla bu hakkı elde edebilecekleri kabul edilmiştir.
Milli Egemenlik İlkesi: 1924 Anayasası 3. Maddesinde “hâkimiyet kayıtsız milletindir” denilmektedir. Bu hükümle anayasa millet egemenliğini kabul etmiştir. Bu hüküm aynı zamanda demokratik bir devlet düzeninin ilk hareket noktası olmuştur. Türk Milleti, egemenliğinin sahibi olduğunu verdiği Millî Mücadele ile bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Bu egemenlikte artık hiçbir kişinin veya dini inanç ve kurumun ilişkisi yoktur. Millet egemenliğinin sahibidir. Bu egemenlik Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla kullanılır. Türkiye büyük Millet Meclisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olup millet adına egemenlik hakkını kullanmaya yetkili tek organdır.
Güçlerin Birliği ve Büyük Millet Meclisi’nin Üstünlüğü: 1924 Anayasası da güçler birliği sistemini kabul etmiştir. Anayasanın 5 nci Maddesi “yasama yetkisi ve yürütme gücü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır” demektedir. Bu anayasada da kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmemiştir.
Büyük Millet Meclisi’nin üstünlüğü vardır. Meclisin üstünde bir kuvvet yoktur. Bu nedenle meclis ancak kendini fesh edebilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi devletin organları içinde en üst organdır. Milletin tek temsilcisidir, yasama yetkisini meclis doğrudan kendisi kullanır. Yürütme yetkisini kendisi tarafından seçilecek bir cumhur başkanı ve onun atayacağı bakanlar kurulu aracılığıyla kullanır.
1924 Anayasası’na göre devletin temel nitelikleri bu anayasanın devrimci yapısını da yansıtmaktadır. 1924 Anayasası’nın 2 nci Maddesi ile; Türkiye Devleti’nin dininin İslâm olduğu, resmi dilinin Türkçe olduğu ve devlet merkezinin Ankara olduğu açıklanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gerçekleştirilen köklü atılım ve devrimlerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sosyal ve ekonomik karakteri de ortaya konmuş ve bunlar 1937 de Anayasa’nın 2.nci maddesinde yapılan değişikliklerle anayasaya dahil edilmiştir. Böylece Türkiye Devleti’nin “Cumhuriyetçi, milliyetçi, laik, halkçı, devletçi ve inkılâpçı” bir devlet olduğu anayasayla da belirtilmiştir. Bu özellikleri ile Türkiye, hukuksal olarak çağdaş ve modern bir devlet olmuştur.
1924 Anayasası’na göre yasama organı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Meclis egemenliği millet adına kullanacak olan tek yetkili organdır. Meclis yasama görevini doğrudan kendisi yapmaktadır. Bu görevler arasında; “Kanun koymak, tefsir etmek, kanunları değiştirmek, kaldırmak, devletlerle sözleşmeler yapmak, barış yapmak, savaş ilan etmek, devlet bütçesini incelemek, para basmak, genel ve özel af çıkarmak, idam kararlarını onaylamak” gibi yasama görevleri bulunmaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’yı, üyelerinden 1/3 nün teklifi ile 2/3 nün çoğunluk oyuyla değiştirebiliyordu. Ayrıca yürütme meclisi fesih edemiyordu.
1924 Anayasası’nın beşinci maddesi ile yürütme kudreti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplanmıştır. Ancak Meclis bu görevini kendisi tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) aracılığıyla kullanmaktadır. Yürütmenin en üst organı olarak Cumhurbaşkanı öngörülmüş ve yürütme görevini yapacak organ olarak bugünkü anlamda bir Başbakan ve onun belirlediği bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulu olarak belirtilmiştir. Bakanlar, Başbakan tarafından belirlenir, Cumhurbaşkanınca tasdik edilir ve meclisin onayına sunulurdu. Türkiye Büyük Millet Meclisi her zaman Hükümeti denetleyebilir ve düşürebilirdi.
1924 Anayasası yargı yetkisini bağımsız mahkemelere vermiştir. Anayasa yargı organlarının verdiği kararların, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile İcra Vekilleri Heyeti’nce değiştirilemeyeceğini ve yerine getirilmesine mani olunamayacağını hüküm altına alarak, yargı kararlarına hem teminat hem de bağımsızlık getirmiştir. 1924 Anayasası, 1921 Anayasası’nın aksine yargı kuvvetini Meclise vermemiş, bağımsız mahkemelere bırakmıştır.
1924 Anayasası’nda Yapılan Değişiklikler: 1924 Anayasası’nda 1924’ten 1960 yılına kadar bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler şunlardır:
10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle Anayasa’nın 2 maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır” hükmü çıkarılmıştır. Ayrıca milletvekillerinin yeminlerindeki vallahi kelimesi “namusum üzerine söz veririm” ifadesiyle değiştirilmiştir. Yine Meclisin görevleri arasında yer alan “ahkam-ı şer’iye’nin tenfizi” (dinsel hükümlerin yerine getirilmesi) hükmü anayasadan çıkartılmıştır.
Bu değişikliklerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çağdaş ve laik bir devlet olması amaçlanmış ve laik devlet anlayışına yönelinmiştir.
5 Aralık 1934’de yapılan değişikliklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilebilme hakkı verilmiş ve seçmen yaşı 18’den 22’ye çıkartılmıştır.
5 şubat 1937’de aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkeleri olan “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” Anayasanın 2. maddesine dahil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirtilmiştir.
10 Ocak 1945’de ve 24 Aralık 1952’de yapılan değişikliklerle Anayasa’nın dili üzerinde değişikliklere gidilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun süre yürürlükte kalan Anayasası niteliğindeki 1924 Anayasası, 27 Mayıs 1960 hareketine kadar yürürlükte kalmış ve bu hareketle birlikte yürürlükten kalkmıştır.
Modern hukuk kurallarını benimsemek durumunda olan genç Cumhuriyet, aynı zamanda laiklik ilkesini hukuk alanına da uygulamak ve kanun koyarken dini esaslara bağlı kalmadan, kanunları, modern çağın gereklerine dayandırmak zorundaydı.


Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesi

Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkının Tanınması, 1930’larda, Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınların siyasi haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılmasını ifade eder. Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesi; toplumsal hayatta gerçekleşen Atatürk Devrimleri’nden birisidir.
1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’de Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı.
  • Belediye Seçimlerinde Seçme Ve Seçilme Hakkı
Kadınların belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 3 Nisan 1930'da Belediye Kanunu'nun kabul edilmesiyle tanındı.
  • Kadınların Katıldığı İlk Belediye Seçimleri
Kadınlar siyasal haklarını ilk kez 1930 yılındaki Belediye seçimlerinde kullandılar. Seçimler, Eylül başından Ekim’in 20’sine kadar sürdü. Şehir meclislerine girebilen kadınlar arasında İzmir seçimlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın iki kadın adayı olan Hasane Nalan ve Benal Nevzat Hanımlar ile, İstanbul seçimlerinde CHF adayı olan Rana Sani Yaver (Eminönü), Seniye İsmail Hanım (Beykoz), Ayşe Remzi Hanım (Beyoğlu), Nakiye (Beyoğlu), Latife Bekir (Beyoğlu) Hanımlar vardır.
  • Köy Muhtarı Seçme ve Seçilme Hakkı
Köy Kanunu'nun 20. Maddesinin değiştirilmesine dair 26 Ekim 1933 tarihli ve 2329 sayılı kanunun çıkarılmasıyla; kadınların köy muhtar ve heyetlerine seçilme hakkı tanındı.
  • İlk Kadın Muhtarın Seçimi
Aydın'ın Çine ilçesine bağlı Demirdere köyünde (Bugünkü Karpuzlu ilçesi) yaklaşık 500 oy alarak seçimi kazanan Gül Esin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın muhtarı oldu.
  • Milletvekili Seçme Ve Seçilme Hakkı
Türkiye’deki kadınlar milletvekili olabilmek için ilk adımı 1923’te atmışlardı. Bu adım, kadınların 1923 yılında Nezihe Muhiddin önderliğinde ilk kadın partisi “Kadınlar Halk Fırkası”nı kurma isteğidir. Fakat 1909 Seçim Kanunu sebebiyle bu parti kurma girişimi, Kadınlar Halk Fırkası’nın Türk Kadınlar Birliği adlı derneğe dönüşmesi ile sonuçlanmıştı.
1924 anayasası hazırlanırken kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme geldi ancak TBMM genel kurulunda bu hakların yalnızca erkeklere tanınması fikri ağır bastığından kadınlar siyasal haklar sağlayamadılar.
Gerekli yasal değişiklik 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa önerisi sonucu gerçekleşti. Öneri, 5 Aralık 1934’te Mecliste görüşüldü. Yapılan oylamada, 317 üyeli Meclis'te, oylamaya katılan 258 milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edildi. Anayasanın 10. ve 11. Maddeleri değiştirilerek her kadına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verildi. Bu anayasa değişiklikleri çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)’nda 11 Aralık 1934’de yapılan değişiklikler sonucu anayasada tanınan haklar seçim kanunuyla da düzenlendi.
Yasanın çıkmasının ardından 7 Aralık 1934’te, Türk Kadınlar Birliği İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda büyük bir kutlama mitingi ve Beyazıt’tan Taksim’e bir yürüyüş düzenledi.
  • Kadınların Katıldığı İlk Genel Seçimler
Kadınların katıldığı ilk genel seçimleri, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili T.B.M.M’ye girdi. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan ara seçimnde emekli öğretmen Hatice Özgenel’in Çankırı milletvekili olarak seçilmesiyle meclisteki kadın milletvekili sayısı 18’e çıktı.


Blue_Dream, svvly and Sevda bu mesaja teşekkür etti
__________________
"Başlarken her şeyiyim onun şeyhi ve dervişi,
Biterken kanlı bıçaklı katili..."

-
Tarih isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
cumhuriyet, inkilaplar, inkılaplar, siyasi, tarihinde, tcde, turkiye, türkiye, yapilan, yapılan, İnkılaplar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



WEZ Format +2. Şuan Saat: 08:13.


Powered by vBulletin® Version 3.8.10
Copyright ©2000 - 2021, vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Tarih.gen.tr Tarih Forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Tarih.gen.tr sitesindeki konular yada mesajlar hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler için iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde Tarih.gen.tr yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve gerekli işlemler neticesinde size dönüş yapılacaktır.