Tarih Genel | Tarih Kütüphanesi - Part 3

Logo Background RSS

» Tarih Genel

  • Eski Türklerde Giyim ve Süs Eşyaları
    Yazar Tarih Eylül 9th, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Eski Türklerde Giyim ve Süs Eşyaları

    Eski Türklerde elbiseye “ton” (don) veya “kedüm/kedgü” denmekteydi. Elbise, günümüzde olduğu gibi eskiden de “dış elbise” ve “iç elbise” şeklinde ikiye ayrılmaktaydı. Dış elbiseye “taş (dış) ton”, iç elbiseye de “iç ton” denmekteydi. Elbiseler, günümüzde olduğu gibi eskiden de ütülenerek giyilmekteydi.

    Kurganlarda çıkan elbiselere, kaya resimlerine ve heykellere bakılırsa, Türklerin kıyafeti bugünkü medenî kıyafete çok yakındı. Kadınların ve erkeklerin kıyafetleri de birbirinden pek ayrılmıyordu. Diyebiliriz ki, Türk erkeği ne giyiyorsa Türk kadını da aynı elbiseyi giymekteydi. Yalnız kadınların elbiselerinin etekleri, erkeklerin elbiselerinin eteklerine göre daha uzun olmaktaydı.

    Eski Türk toplumunda, başlık olarak çeşitli börkler giyilmekteydi. Börk, Türkçe “börümek” (örtmek, kapatma) kelimesinden türemiş (börük=börk) bir isimdir. Kaşgarlı’nın bize bildirdiğine göre en çok giyilen börk, “kuturma börk”, “sukarlaç börk” ve “kadıglıg börk” idi. Özellikle “sukarlaç börkler” (sivri börkler) Saka Türklerinden beri bütün Türk topluluklarında görülmekteydi. Türklerin ayrıca, tiftikten yapılmış beyaz renkte ve sarık biçiminde börkleri de vardı. “Kıymaç börk” adı verilen bu başlıkları en çok Çiğil Türkleri giymekteydiler. Öte yandan eski Türk kadınları börkten başka “bürüncük” adıyla anılan bir baş örtüsü kullanmaktaydılar. Bu kelime Türkçe “bürünmek” (örtünmek) fiilinin köküne “-çük” küçültme ekinin getirilmesiyle (bürün-çük) yapılmış bir isimdir.

    Vücudun üst kısmına bugünkü söylenişi ile gömlekler (gönglek) giyilmekteydi. Bunu deri ve kumaştan yapılmış pantolonlar tamamlamaktaydı. Ayrıca, kış aylarında soğuktan korunmak için dizlere çorap gibi bir “dizlik” (yişim) geçirilmekteydi. (Devamini Oku)

  • Olay ve Olgu
    Yazar Tarih Aralık 14th, 2011 | 2 Yorum var2 yorum Yorum var

    Olgu ve Olay Arasındaki Farklar

    • Hayat içerisinde tek tek meydana gelen değişmelere olay denir.
    • Olgu ise, aynı türdeki olayları bir bütün olarak anlatmak için kullanılan bir kavramdır.
    • Olgu, olaya göre daha soyut ve geneldir. Belli bir yer ve zaman söz konusu değildir.
    • Olayı olgudan ayıran diğer önemli bir özellik ise olayın başlangıç ve bitiş tarihinin belli olmasıdır.
    • Olaylar belli bir süre içerisinde meydana gelir; Anadolu’nun fethi, Kurtuluş Savaşı, Lozan Barış Antlaşması tarihi bir olaya örnek olarak gösterilebilir.
    • Olgu genellik ve süreklilik gösterir, Anadolu’nun Türkleşmesi, Türkiye’nin çağdaşlaşması tarihi olguya örneklerdir.
    • O halde kısa sürede olup biten işler olay, uzun bir zaman diliminde oluşan durumlar ise olgudur.

    Görüldüğü gibi olay ile olgu arasında kısa sürede olup bitme şartı bulunmaktadır. Şimdi olgu ile olay arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için birer örnek verelim. Örneğin 1071 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında geçen Malazgirt Savaşı bir olaydır. Bu savaşta Bizans İmparatorluğu yenilmiş Büyük Selçuklu Devleti galip gelerek Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır. Bundan sonraki süreçte Anadolu’nun Türkleşmesi ise zaman alan, bir anda olup bitmeyen bir durum olduğu için bir olgudur.
    Anlaşıldığı üzere olay hemen olup biten bir durum iken olgu devam eden, bir zamana yayılan durumdur. Düşünün ki bir günde 1 ayda 1 yılda Anadolu’nu Türkleşemezdi. Ancak Malazgirt Savaşı çoktan olup bitmişti.

  • Tarihin Konusu
    Yazar Tarih Aralık 14th, 2011 | Yorum Yok Yorum var

    Tarihin Konusu

    İnsanların her türlü faaliyeti tarihin konusunu oluşturur. Daha geniş anlamda tarih, geçmişte yaşayan insanların siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vb. faaliyetlerini konu edinir.

                İnsan unsuru ile birlikte coğrafi olayların çıkardığı bazı sonuçlar da tarihin ilgi alanına girer. Büyük depremler, tufanlar, kuraklıklar, salgın hastalıklar gibi felaketler tarihin akışını etkilemektedir. Örneğin; deprem, coğrafyanın konusu iken depremin meydana getirdiği bölgedeki binlerce insanın hayatını kaybetmesi, bulundukları yerleri terk etmesi, tarihin konusunu teşkil eder. Şimdi tarihin konusunun ne kadar geniş olduğunu örneklerle açıklamaya çalışalım. Aklınıza gelebilecek her konunun tarihi olabilir. Örneğin, ekonomi tarihi, iller tarihi, ilçeler tarihi, kültür tarihi, eğitim tarihi, spor tarihi, bilim tarihi, felsefe tarihi, devrimler tarihi, dünya tarihi, köy tarihi, insan tarihi gibi. Görüldüğü gibi insanın her faaliyeti bir tarih konusudur. Geçmişte yaşanmış her durum da aynı zamanda tarihin konusu içine girer. Yazı tarihini ele alırsak, ilk yazıyı Sümerler kullanmıştır. Nasıl kullandığını, yazıyı nasıl icat ettiklerini tarih araştırır. Yazıları incelemek ise tarihin yardımcı bilim dallarından Paleografi araştırır. Çünkü Paleografi yazı bilimidir. Böylelikle yazı ile ilgili bilgileri tarih bilimine sunar. Yazı Sümerlerde tapınak denilen Zigguratlarda toplanan mahsullerin hesaplanması, bilinmesi için simgeler kullanılmıştır. Bu simgeleri kullanan din adamları daha sonra bunu bir sistematiğe oturtmuş böylelikle yazı kullanımı başlamıştır. Görüldüğü gibi bu bilgileri bile tarihin araştırması ile öğrenebiliyoruz. O zaman yazı tarihi konusu başlığı da tarihin konusu içine girer. Tarih kavramı o kadar geniş ki her türlü insan faaliyetlerini konu alır. Sadece savaşlar değil aynı zamanda kendi aralarındaki ilişkiler bile tarihin konusudur.


sitemap