Türk Tarihi | Tarih Kütüphanesi - Part 18

Logo Background RSS

» Türk Tarihi

  • Kıpçakların Moğollarla İlişkileri
    Yazar Tarih Ağustos 23rd, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Kıpçakların Moğollarla İlişkileri

    Cengiz orduları daha Türkistan seferine başlamadan önce, İrtiş boyunda Kıpçaklarla karşı karşıya gelmişlerdi. Askeri gücünün büyük bir bölümünü Kıpçakların meydana getirdiği Harezmşah kuvvetleri ile Cengiz arasında şiddetli çarpışmalar olmuştu. İdil nehri, hatta daha da batıya uzanan bütün bozkırların kendi kontrolünde olmasını isteyen Cengiz, 1220-1221 yıllarında Türkistan’ın zaptını tamamladıktan sonra 1222 yılının ilk baharında Harzemşah Muhammed’i takip maksadıyla Subutay ve Cebe Noyan idaresindeki iki tümeni, Gürcistan üzerinden Kıpçaklara göndermişti.

    Moğol önlerinden kaçıp Ruslara sığınan Kıpçak başbuğları ve bilhassa bunlar arasında bulunan Kotyan ve Bastı Han, Moğol tehlikesinin büyüklüğünü Rus prenslerine anlatarak Moğolların kısa bir süre içinde Rus topraklarını da işgal edebileceklerini belirtmek suretiyle onları Moğollara karşı birlikte harekete teşvik ettiler. Durumdan ciddi şekilde endişe duyan Rus prensleri Kiyet’de bir toplantı yaparak durumu aralarında tartıştılar. Kıpçakların tek başlarına bırakıldıkları takdirde Moğollara yenilecekleri veya onlarla birleşerek Rus yurdunu eskisinden daha kötü bir şekilde tahrip edecekleri konusunda görüş birliğine vardıktan sonra, hep birlikte hareket etmeye karar verdiler. Rusların bu kararı Kıpçaklar üzerinde büyük etki yapıp Kıpçak başbuğlarını oldukça sevindirmiştir. Bunun üzerine Kıpçak başbuğu Bastı Han’ın hemen Hıristiyan olduğu da rivayet edilmektedir. (Devamini Oku)

  • Kıpçakların Selçuklularla İlişkileri
    Yazar Tarih Ağustos 22nd, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Kıpçakların Selçuklularla İlişkileri

    XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren direkt olmasa da dolaylı olarak Kıpçaklarla Selçukluların karşı karşıya geldikleri görülmektedir.

    1065 yılında, Alp Arslan’ın hanedana ve devlete ait işleri düzene koyduktan sonra büyük bir ordu Aral gölü bölgesi ve Hazar denizinin doğu kıyılarını dolaşarak Oğuzlar ve Türklerin bir yurdu olan “Mankışlağ” yarım adasına varıp “gayri müslim Türkler ile birleşerek çevre bölgeleri ve tüccarları yağma eden” Türkmenlerin, Kıpçaklara karşı seferler düzenlediği bildirilmektedir. Bu seferler esnasında karşı tarafın otuz bin kişilik ordusunu bozguna uğratmış ve Kıpçaklardan pek çok kişi ailelerini bırakarak Hazar denizinde bir adaya sığınmıştır. Kışı da orada geçiren Alp Arslan, “Cazıg” adlı Kıpçak boyu komutanı Kafşıt/Kafşut’u itaat altına almıştır. bu arada büyük dedesi Selçuk’un mezarını ziyaret amacıyla Cend, Sabran (Savran) şehirlerine ve Sırderya boylarına varan Alp Arslan’ı, Selçuklulardan ve Yabgu-Oğuzlarından sonra burada hüküm süren Cend Hanı (Kıpçaktır) uzak mesafeden değerli hediyelerle karşılamıştır. Alp Arslan’ın bu Kıpçak hanına dokunmadığı ve iyi muamelede bulunduğu zikredilmektedir.

    1071 Malazgirt Muharebesi’nde ise, bazı Kıpçak boylarının paralı asker olarak yine Alp Arslan karşısında, Bizans imparatoru Romen Diyojen’in yanında yer aldıklarını görüyoruz. Selçuklular ile Bizanslılar arasında geçen bu savaşta Bizans ordusunu kendi askerinden başka Bulgar, Alman, Frank, Gürcü ve Hazarların yanı sıra, Peçenek, Uz, Kıpçak (Kuman) gibi şamanî Türk ücretli askerleri oluşturuyordu. (Devamini Oku)

  • Kıpçakların Harzemşahlarla İlişkileri
    Yazar Tarih Ağustos 22nd, 2014 | Yorum Yok Yorum var

    Kıpçakların Harzemşahlarla İlişkileri

    Harzem’de hüküm süren hanedanların İslâm öncesi çağlardan beri taşıdıkları unvana Harzemşahlar denmektedir. Fakat Harezm’in büyük bir imparatorluk merkezi olması, tarihte ilk ve son olarak Anuş Tigin’in (Tegin) çocukları zamanına rastlar. Bu sebeple “Harzemşahlar” adı bu Türk hanedanının kurduğu devlete ad olmuş ve 1097 tarihinden itibaren Harzemşahlar devri başlamıştır.

    Kıpçaklar ile Harzemşahlar arasındaki ilişkilerin aktif olarak XII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başladığı görülse de Harezm bölgesine bir kısım Kıpçak kabilelerinin daha önceden gelip yerleştiği anlaşılmaktadır.

    Harzemşahların seçkin devlet adamlarından biri olarak kabul edilen İl-Arslan’ın oğlu Alauddin Tekiş (1172-1200) döneminde Sir-Derya’nın kuzeydoğu bölgesindeki geniş bir sahada Kıpçak, Kanglı, Yimek ve Uran vb. kabileleri adı altında Kıpçak topluluklarını görüyoruz. Bu Kıpçaklar, artık XII. asrın sonlarına doğru “Deşt-i Kıpçak” bütünlüğü içerisinde siyasî kudrete sahip Kuman (Kıpçak) topluluğu kalmayınca doğu tarafa kayan gayri müslim kabilelerdir. İşte bu Kıpçak bölgesinin Tekiş döneminde Harzemşahların emri altına alındığı ve Harzemşahların bu kalabalık Kıpçak topluluğundan hem iktisaden hem de insan gücü bakımından büyük faydalar sağladığı zikredilmektedir. Harzemşahlar arasında bu noktayı en iyi kavrayan sultan, Tekiş olarak bilinir.

    Selçukluların başlangıcından beri önemi bilinen, daha sonra da Tekiş’in oğlu Nâsiruddin Melikşah’ın vali olarak bulunduğu Harzemşahlar zamanında önemli bir sınır şehri olan Cend şehri, artık Müslüman-Türk devletlerini gayrı müslim Türklerden ayıran müstahkem mevkii olmaktan çıkarak iki Türk alemini birleştiren bir merkez haline gelmişti. Bu arada Tekiş tarafından Gur hükümdarı Gıyasüddin’e yazılan “Ocak 1181” tarihli mektupta Kıpçak ülkesine gidileceği ve o tarafın işinin halledileceği bildirilmişti. Ancak “Mayıs 1181” tarihli ikinci bir mektup öncekinin aksine Karahıtaylara karşı olmak üzere, Kıpçaklardan Uran kabilesi reisi Alp-Kara’nın kalabalık miktarda bir Kıpçak kuvveti ile Cend sınırlarına gelerek Harzemşah’a hizmet arz ettiği ve kendisinin en büyük yardımcısı oğlu Kıran’ı Yuğuroğullarından bir grupla birlikte Gürgenç’e yollayıp bütün kavmiyle hizmete hazır olduğunu bildirdiği, ayrıca Harzemşah’dan bu kış ne yapması lazım geldiğini, bir tarafa hareketi icap edip etmeyeceğini sorduğunu belirtmektedir.

    1182 Kasımı’nda Irak’a gönderilen bir mektupta da Kıpçaklardan yeni birliklerin devamlı olarak Türkistan’dan gelerek Harzemşah’ın hizmetine girdikleri ifade edilmektedir. Bu mektupta Alp Kara için (Razzakahu Allah izze’l-İslâm) denmesinden onun Müslüman olmadığı anlaşılmasına rağmen Harzemşah Devleti’ne, Müslüman olmayan Karahıtaylara karşı bu derecede yardımda bulunması dikkat çekicidir.

    Öte yandan Harzemşahlar Devleti’nin doğu taraflarındaki Kıpçak komutanlarından Katır Bugu ile Tekiş’in 18 Mayıs 1195’te karşı karşıya geldikleri, Ancak Harezm ordusundaki Uran Kıpçaklarının karşı tarafta yer alan akrabaları ile savaşmak istemeyerek Katır Bugu ile anlaştıkları, savaş esnasında da Uranların mevzilerini terkedip ordunun ağırlık ve levazımatını yağmalayarak Müslümanların (Harzemşah ordusu) hezimete uğradığı nakledilmektedir.

    Aradan kısa bir müddet geçtikten sonra Şubat 1198 yılında Harzemşah Tekiş, tekrar toparlanarak Nisâbur valiliği ile bütün Horasan işlerinin başına getirmiş olduğu oğlu Kutbüddin Muhammed’i derhal merkeze çağırıp onu da yanına alarak Sirderya’ya doğru ilerledi. Cend civarında Alp Direk’in arkasından gelmekte olan Katır Bugu ile karşılaştılar. Bu çatışmada Kıpçaklar ağır bir hezimete uğradı. Katır Bugu Kutbüddin tarafından esir edilerek sultanın huzuruna çıkarıldı ve hepsi Harezm’e sevk edildi.

    Netice itibariyle, Harzemşahlarla beraber temasa geçen Kıpçakların yukarıda belirtilen iki çatışma istisna edilirse, Harezm ülkesinde kendileri için çok müsait şartlar bulduklarında şüphe yoktur. Yine bu iki anlaşmazlık bir kenara bırakılırsa, bozkır sahası ile derinleşen iyi münasebet, bilhassa Tekiş’in bir Kıpçak prensesi olan Terken Hatun ile evlenmesi üzerine büsbütün artarak, kalabalık, Kanglı-Kıpçak kütlelerinin Harzemşahlar ülkesine akın etmesini sağlamıştır. Kıpçaklar bu dönemde Harzemşahlar Devleti’nin yüksek askeri mevkilerini işgal ve ordunun çekirdeğini oluşturan bir unsur haline gelerek bu devletin en belirli damgalarından biri olmuşlardır.

    Tekiş’in, çoğunluğunu Kıpçaklardan oluşturduğu yüz yetmiş bin civarındaki ordusu kendisinden sonra uzun bir süre savaş kudretini kaybetmemiştir. Bu gücün belli bir süre korunup devam ettirilmesi Terken Hatun’un ihtimamı neticesinde olmuştur. Kumanda heyetinin çoğunluğunu kendi akrabalarından (Kıpçaklardan) seçen ve onları himaye eden Terken Hatun’un böylece devlette sultan kadar nüfuzlu bir sima oluşuna hayret edilmemelidir. Bu şartlar altında Tekiş’in oğlu Harzemşah Muhammed önemli başarılar elde etmiştir.

    1215 yılından itibaren Harzemşahların başında bu devletin son hükümdarı olan Celaleddin Harzemşah’ı görmekteyiz. Bundan önce olduğu gibi bunun döneminde de Kıpçakların Harzemşahlara önemli katkıları olmuştur. Kısaca belirtmek gerekirse, Moğolların hâlâ doğuda uğraştıkları bir sırada Gürcüleri etkisiz hale getirerek, Moğol tahribatı karşısında Türkistan’dan kopan sel misali Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya akan Türk dalgalarının göç yollarını emniyete alan Celaleddin Harzemşah’ın önce Hindistan’a sonra da Doğu Anadolu’ya sığınması sebepsiz olmayıp büyük ölçüde bu bölgelerde yaşayan Kıpçaklar ile alakalıdır. Nitekim onun Hindistan’da olduğu gibi, Doğu Anadolu’da Kıpçaklara dayanmaya çalıştığı gözden kaçırılmamalıdır.

    NOT: Bu ilgili makale, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Ahmet Gökbel’in Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin 2. Cildinde yer alan “Kıpçaklar ve Kumanlar” adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır.


sitemap